«

Modern bir bilim dalı olmak için diğerlerinden biraz geç kalan tarihin, bugün bile bazı düşünürler tarafından bilim konumunda olmadığı söylenmektedir. Muhtelif sebepleri olan bu ayrımın, kanaatimizce bir yararlılığı söz konusu değildir. Çünkü, tarih; matematik yahut fen ilimleri gibi laboratuvarlarda kurulan düzeneklerle yapılan deneylerle sonuca bağlanan bir disiplin değildir. Bilakis, aynı şartları oluşturabileceğiniz bir mecra yoktur, olsa bile muhakkak farklı bir sonuç verecektir. Kısacası tarih, birdir ve o da, bitmiştir…

İnsan, fıtratı gereği benliğinde merak duygusunu taşımaktadır. Bu da insanları, tarihin değişmez sonuçlarını, değişseydi ne olurdu sorusunu sormaya yöneltmektedir. Misali farz olan bu durum, şöylece anlatılabilir: I. Dünya Savaşı’nın çıkmasına sebep olan Osmanlı Devleti’nin kan kaybetmesi zamanında farkedilip etkin önlemler alınsaydı ve imparatorluk günümüze kadar koca bir çınar gibi ayakta dursaydı, dünya tarihi nasıl bir hâle gelirdi?

Bunun gibi birçok tarihi olay, gerçeğinden bir nebze de olsa farklı sonuçlarla karşımıza çıkabilirdi. Bunun, böyle olmaması belki alınan bir rüşvet belki bariz talihsizlik belki de küçücük bir hatadan ibarettir. İşte, insanoğlu, bu merak duygusunu tarihin dipsiz kuyusunda da uygulamaya karar verdi ve tarihin bilimsellik yanını bir kenara bırakarak, kelimeleri ve fikri yettiğince kendine yeni bir tarih çizdi. Biz, Alternatif Tarih olarak, mevcudiyetimizi işte bu amaca yöneltmek için var ettik.

Alternatif Tarih üzerine Batı’da birçok yayın yapılsa da, ülkemizde Türkçe yayınlanan pek fazla eser yok. Bütün bunların yanı sıra, Alternatif Tarih, resmi tarihten hayli uzak ve varsayımsal bir öngörü üzerine kurgulanacaktır. Bu da birkaç sıkıntı arz etmektedir. M. Şükrü Hanioğlu, 5.06.2011′de Sabah Gazetesi’nde yazdığı Tarih, alternatif tarih, demokrasi başlıklı yazısının girişinde şunları söylemektedir:

Bir ülkedeki demokrasi seviyesini ölçmenin yollarından birisi de tarihe yaklaşıma bakmaktır. Tarihin bir “bilim,” yorumunun “tartışılmaz gerçeklik” biçiminde kavramsallaştırıldığı, bu işlemin devlet denetimindeki kurumlar aracılığıyla gerçekleştirildiği toplumlar, istisnâsız olarak, demokratik olmayan yapılardır. Bu tür tarih inşaının eleştirilmesi, alternatif okumalar sunumu ise demokratikleşme çabalarına işaret eder.

 

Toplumumuz tarihe aşırı önem atfeden, “tek, kesin, tartışılmaz” bir tarih kavramsallaştırmasının sıklıkla yapıldığı ve 1946 sonrasında tedricen alternatif yorumlara izin verilmesine karşın bunların sert eleştirilere maruz bırakıldığı bir yapıdır. Bunun temel nedeni ise tarihin resmî ideoloji çerçevesinde sadece geçmişi değil günümüz ve geleceği de açıklayan çok önemli bir ideolojik araç olarak görülmesidir. Bu yaklaşıma göre tarih öylesine bir ehemmiyeti haizdir ki onun uzmanlarca “tartışılmaz bir gerçeklik” olarak “keşfi,” kitleler tarafından ise içselleştirilmesi gereklidir.[1]

İlginizi Çekebilir:

Mehmet Barlas’ın Alternatif tarih, kafayı çalıştırır!.. adlı yazısı için tıklayınız.

[1] Yazının tamamı için lütfen tıklayınız:

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/hanioglu/2011/06/05/tarih-alternatif-tarih-demokrasi