Güncel Kritik

Türk’ün İlini Yıkan, Türk İse; Hempası Asıl Düşmanıdır!

Türk’ün İlini Yıkan, Türk İse; Hempası Asıl Düşmanıdır!

Türk’ün kurduğu yuvayı yıkan yine Türk iken, yıktıran ise nasılını yazdığı senaryo ile detaylandıran gerçek düşmanıdır… Kılıcını kendi ulusu üzerinden çekip kızgın çehreli başını öz milletinden kaldırmadıkça, gerçek düşmanının yüzünü hiçbir zaman tanıyamayacaktır!
Âlimin Ölümü, Âlemin Ölümü Gibidir

Âlimin Ölümü, Âlemin Ölümü Gibidir

Geçtiğimiz yıl içerisinde vefât ederek, birçok bilim dalında büyük üzüntüye neden olan rahmetli ‘Prof. Dr. Fuat Sezgin’in, gelecek nesillere örnek teşkîl etmek adına gerçekten de en büyük hedeflerden biri olması gerektiğini ortaya koyan, bilim yaşamına dâir minyatür bir panorama...
Münâsebetsiz Mehmed Efendi

Münâsebetsiz Mehmed Efendi

'Münâsebetsiz Mehmed Efendi' deyişinin öyküsü...
‘Siyahî’ İngilizler

‘Siyahî’ İngilizler

İngilizlerin bugüne dek tespit edilmiş olan mevcut en eski atalarının, siyâhî ten rengine sâhip oldukları ortaya çıktı!
Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşamalı Mı?

Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşamalı Mı?

Suriye iç savaşı çıkmadan, dünya devletleri Suriye toplumunun sorunlarına yönelip bu sorunları azar azar yapılan maddi fedakârlıklarla giderebilselerdi, daha iyi olmaz mıydı? Elbette şu anki durumdan daha iyi olurdu; en azından Emevî Camisi gibi nice tarihi-kültürel önemi olan yapılar zarar görmezdi, birçok devletin halkı ve sosyal yapısı saldırıya uğramazdı ve bazı devletler bugün daha az insancıl olmakla suçlanmıyor olurdu.
Tarih ve Onun Metodolojisi

Tarih ve Onun Metodolojisi

Bilimler, hiç şüphesiz insanın çehresini iyiye yönelten sistemlerdir. Bu bakımdan da bilimin insanı aldatması oldukça zordur. Kimyanın saadeti, günümüzde ilaç sektörünü büyütmüş; fiziğin varlığı, yaşamı hızlandırmış; matematik, kusursuz mühendisliği inşaa etmiş; tıp, acıları dindirmede fayda sağlamış ve coğrafya, kesintisiz yolculukları bize bahşetmiştir. Bu bakımdan bilimler, ileriye dönük çalışma sahaları olarak muhkem yerlerini korumaktadırlar. Oysa bir bilim olarak kabul etmemiz hâlinde tarih, diğerlerinin aksine geriye dönük bir zemine ulaşmayı çabalar, ve bu çabasında da çoğu zaman tarihçinin insafına kalmış bir gerçeklik tortusunu bizlere sunar. O hâlde tarih, vicdânla başlar… Tarihin münzevî bir karakteri oluşu, tâbiatı ile birlikte onu diğer bilimlerle iç…
Tarihin Sistemli İlk Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Müessesesi: Vakıf

Tarihin Sistemli İlk Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Müessesesi: Vakıf

[B]ireylerin, türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması ilkesinin, küreselleşme çabası içindeki, başta batı ülkeleri olmak üzere, neredeyse tüm dünyada revaç bulduğu 21. yüzyılda; kökleri yüzlerce yıl öncesine uzanan ve önce İslâm ile hayat bulup, sonrasında Türk – İslâm geleneği ile zirveye ulaşan, ‘vakıf’ kavramını göz ardı etmek, şüphesiz ki, büyük bir yanlışın altına imza atmak anlamına gelir. Söz konusu yardımlaşmanın bayraktarlığını, günümüzde elinde tutmaya çalışan ‘batı dünyası’, bu anlamda, bizlerden yüzlerce yıl geriden gelmektedir. Peki, bu ‘yardım ve dayanışmanın’, kurumsal bir kimliğe büründüğü ve kökleri oldukça uzun zaman öncesine uzanan ‘vakıf’ nedir; ne değildir? Kimler tarafından, hangi tür vakıflar kurulabilir…
Resmî Tarih Mes’elesi

Resmî Tarih Mes’elesi

Resmî tarih kavramı, tüm dünya ülkeleri için geçerli olan bir kargaşadan ibârettir. Çünkü bu tarih yazını, gerçekler yerine devekuşu et ideolojisinin vesikalarını vatandaşlarına dayatmaktadır. Dolayısıyla gerçek ile yalan arasındaki derin uçurum, her neslin yenilenmesiyle birlikte açılmaktadır. Türkiye de, bu hususta en çok yara almış devletlerden biridir. Çünkü Cumhuriyet Dönemi ile birlikte ayyuka çıkan bu ideoloji benimsetmesi, ilköğretimden itibaren tüm vatandaşlara empoze edilmektedir. Ancak son zamanlarda yayın faaliyetlerinin genişlemesi, devletin de bu noktada iyimser davranması neticesinde resmî tarih anlayışının yavaş yavaş çürüdüğünü söylemek mümkündür. Yine de bu noktada büyük eksiklerin var olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Hemen belirtmeliyiz ki resmî tarih…
Tarih Yazımında Nesnellik

Tarih Yazımında Nesnellik

Tarihin yazılma süreci, yaşanma sürecinin, süzgeçten geçtiği bir dönemi ifade eder. Tarih yazımında, ”nesnel” olunması, son derece mühimdir. Prof. Dr. Ziya Nur Aksın’un da dediği gibi: “Tarihi okumadan önce, tarihi yazanın tarihini okumak gerekir”. Nitekim yazarın da bir insan olduğu, göz önünde bulundurulmalıdır. Yazarın da insani özellikleri, inancı, kültürü, ideolojik görüşü v.b. şahsi özellikleri olacaktır. Objektif tarih yazımında, dikkat edilecek husus ise yazarın, bütün bu kavramlardan uzak durması olmalıdır. Tarih biliminin, yöntemlerinden biri de tenkit (eleştiri) dir. Eleştirinin amacı, bilginin doğruluğunu tespit edip; doğru ve yanlış olan bilgileri, birbirinden ayırabilmek ve buna bağlı olarak; olay ve olgular üzerinden, sağlıklı yorumlar…
Tarihin Laboratuvarı ve Denekleri

Tarihin Laboratuvarı ve Denekleri

Tarihin, bir bilim dalı olup olmadığı hakkındaki tartışmalar; geçtiğimiz yüzyıldan beri devam ediyor ve uzun bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Meseleyi ilk kez duyan ve ‘elbette ki bir bilim dalıdır’ diyerek, şaşkınlığını gizleyemeyen, kalabalık bir kitledeki insanların yanında; böyle bir şeyin ‘tabi ki mümkün olmadığı’ savındaki, müstehzî insanların sayısı da oldukça fazla. Her şeyden önce, tarihe, saygın bir bilim gözüyle bakmayan insanların; bu davranışlarının altında yatan psikolojiyi iyi anlamak ve konuya dâir, öne sürdükleri ortak nedenleri, lâyığı ile tetkik etmek gerekir. Bunun için de öncelikle, bir ‘bilim’ olma sıfatını kazanmış ve dünyadaki tüm insanlar tarafından; bu vasfı tartışmasız…
Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı