Devlet-i 'Aliyye

Kavalalı Mehmed Ali Paşa ve Mısır’ın Durumu

Farklı bir bakış açısı oluşturabilmek için yazılmış bu makalenin amacı; yıllardır gerçekleşen Osmanlı Padişahları ve Avrupalı düşmanlar üzerinden yapılan, Osmanlı'nın çöküşünü hızlandıran bakış açısından ayrılıp, Mısır Valisi olan Mehmed Ali Paşa'nın ayrı olarak çöküşü hızlandırmasını sağlayan etkilerini gözler önüne sürmek ve Osmanlı'dan ayrılan Mısır'ın nasıl yönetildiğini anlatmaktır.

Dünya 19. yüzyılda Sanayi Devrimi ve Fransız İhtilali ile değişim sürecine giriyordu. Bu süreçte Osmanlı İmparatorluğu gerileme dönemini yaşıyordu. Gerileme dönemine göre yapılan ıslahatlar yükseliş dönemi niteliği taşıyordu; peki ne oldu da ülke yükselmek yerine gerileme yoluna girdi ve çöküş döneminin yolunu hazırladı. Fransa, Rusya, İngiltere, Yunanistan ve kendi toprakları içinde olan Mısır Valiliği. Bunun gibi nedenler ülkenin gelişmesini engelleyen başlıca etkiler oldu. Bu etkilerden ayrıca Fransız İhtilali, ülkedeki etnik kökenin çeşitliliği ile Osmanlı için büyük sebep olurken, Avrupalı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerinde çıkarları doğrultusunda zaman zaman yalnız bırakan, düşman olup bazı zamanlarda müttefik olması mıydı? Bu gibi nedenlerin Mısır’ın Osmanlı’nın gerileme dönemini hızlandırmasına yaptığı katkıyı; 19.yy’da dünyanın durumu, 19.yy’da Osmanlı’nın durumu ve Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa başlıkları ile inceledik. Farklı bir bakış açısı oluşturabilmek için yazılmış bu makalenin amacı; yıllardır gerçekleşen Osmanlı padişahları ve Avrupalı düşmanlar üzerinden yapılan, Osmanlı’nın çöküşünü hızlandıran bakış açısından ayrılıp, Mısır Valisi olan Mehmed Ali Paşa’nın ayrı olarak çöküşü hızlandırmasını sağlayan etkilerini gözler önüne sürmek ve Osmanlı’dan ayrılan Mısır’ın nasıl yönetildiğini anlatmaktır.

Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, Rusya, Mehmed Ali Paşa, Sanayi Devrimi, Gerileme Dönemi, Fransa, Rusya, İngiltere, Yunanistan, Fransız İhtilali

   XIX. YY’da Dünyanın Durumu

Fransa’da yayılan milliyetçilik akımı bütün dünyayı sarmaktaydı. Osmanlı’ya da uğrayan bu akım başta Sırp ve Yunanlar olmak üzere azınlıkların isyan etmesine yol açtı. Ayrıca dünyada Çin İmaparatorluğu ve Portekiz çökmeye başlamış, Babür ve Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu da son bulmuştu. Fransız Devrim Savaşlarının ardından Napolyon önderliğindeki Fransa Dünya nüfusunun dörtte biri ve yüz ölçümünün üçte birine hâkim olarak dünyanın önder gücü haline gelmiştir. Bu dönemin en önemli olayı olarak Sanayi Devrimini ele alabiliriz. Sanayi devrimi Birleşik Krallıkta ortaya çıkmıştır. James Watt’ın bulduğu Buhar gücü ile çalışan makineler insan gücünden alınan verimin kapasitesini aşmış, ekonomik ve sanayi anlamında kısa sürüde gelişmeyi sağlamıştır. Bu buhar gücü aynı zamanda gemiler ve zamanla lokomotiflerde de kullanılmaya başlandı. Almanlar suni gübre, pancardan şeker çıkarmayı keşfetmişken Amerikan bir bilim insanı ise biçerdöveri icat etti. Artık Dünya düzeni değişiyordu. Sanayi Devriminin ortaya çıkmasından sonra işçi sınıfı adında bir sınıf oluştu ve Sosyalizm görüşünün fidanları ekildi. Daha sonra Karl Max ve Friedrich Engels bu görüşü geliştirip tüm dünyaya sundu. Sosyalizm Komünist düzene geçişte bir araç olarak kabul edildi. Fabrikalaşmanın olduğu şehirler ve yerleşim yerlerinin nüfusu hızla arttı. Nüfusa yetmeyen kaynak ve ekonomi yüzünden sömürgecilik ve kolonicilik anlayışı Avrupalı devletler tarafından ortaya çıktı. Refah seviyesi yükseldi ve dünyada eskisi gibi tanrı kral veya teokratik düzen yavaş yavaş etkisini kaybetti. Osmanlı’da bu değişimden etkilendi ve gerileme döneminden çöküş dönemine doğru uzanan yolu hazırladı. 

 XIX. YY’da Osmanlı İmparatorluğu’nun Durumu

XIX. yy’da Osmanlı gerileme dönemindeydi. Padişah III. Selim tahta geçtiğinde Osmanlı İmparatorluğu gerek borçlar gerek sanayileşen, reform ve yenilik yapan dünya devletlerine karşı pasif kalmıştı. III. Selim Dönemi ise diğer yakın zaman Osmanlı padişahlarına göre daha aktif ve yenilikçi bir dönem oldu ayrıca III. Selimin tahta çıktığı dönemde Osmanlı-Rus savaşları devam etmekteydi. Bunun üzerine III. Selim Avusturya ve Rusya’yla yaptığı Ziştovi ve Yaş anlaşmaları ile barışçıl, ıslahat yapmasına kolaylık sağlayacak bir ortam hazırladı. Yaptığı ıslahatlar kimileri tarafından dinsiz padişah diye adlandırılmasına yol açsa da, kimilerine göre de devletin yıkılma sürecini geciktirdi. III. Selim başa geldiğinde Avrupa devletlerinin başkentlerine Londra, Paris, Viyana ve Berlin gibi dünyaya yön veren şehirlere elçilik açtırarak o ülkelerdeki gelişimi takip etti. Yabancı dil eğitimine önem verdi ve o zamanların popüler dili olan Fransızcayı Osmanlı askerlerine zorunlu kıldı. Padişah o zamanlar dünya edebiyatı ve tarihi için önemli kaynaklar olan fakat Osmanlıca olmayan kitapları çevirterek genel kültür alanında da çalışmalar yaptı. Osmanlı, paranın değer kaybetmemesi için önemli tedbirler aldı. Özellikle yabancı malların tercih edilmesi paranın değerini düşürdüğü için Osmanlı esnafının desteklenmesi yönünde politikalar izlendi. Yerli malının kullanılması özendirildi. Zamanın başbakanları olarak görev yapan vezirlerin görevleri ve sayılarında değişiklik yapıldı. Mühendisihane-i Berri Hümayun Kuruldu ve kara ordusu için teçhizat sağlandı. Avrupa’dan getirilen uzmanlar sayesinde birçok askeri sınıfta değişikler yapıldı. III. Selim bu yeniliklere karşı olan ve aynı zamanda İmparatorluk çıkarları doğrultusunda Divanı Cedit adında bir ordu kurdu. Ordunun masraflarını karşılamak için İradı Cedit adında bir hazine kuruldu. Yeniçerileri kaldırmak amacını taşıyan bu orduyu öğrenen yeniçeriler Kabakçı Mustafa önderliğinde isyan başlatarak III. Selim’i tahttan indirdiler.

III. Selim’in ardından amcasının oğlu olan IV. Mustafa tahta geçti. IV. Mustafa bir yıllık saltanatında Osmanlı’da büyük bir çöküş yaşandı. Devlet görevlileri öldürülüyor Kabakçı Mustafa gibi isyanı destekleyen kişiler büyük makamlara geliyor III. Mustafa’nın Kurduğu Nizamı Cedit kapatılıyordu. Osmanlı yeniçerilere boyun bükmüş ve tarihinde ilk kez yapılan antlaşmaya göre yeniçeri ağaları hiçbir suretle ceza almayacak, isyanda mesul tutulmayacak ve bunun karşılığında ise isyan etmeyeceklerdi. Osmanlı yeni bir değişime girmişti. Rus savaşında üstün başarı gösteren Rusçuk Ayanı Alemdar Mustafa Paşa 16.000 kişilik bir ordu ile İstanbul’a yürüdü. Eş zamanlı olarak Kabakçı Mustafa Paşaya da suikast düzenleyip öldürten Mustafa paşa, Ordusuyla beraber İstanbul’a Babıâli’ye geldi. Arif Efendi’yi şeyhülislam yaptıktan sonra saraya gitti. Sultan IV. Mustafa Şeyhülislamı kovdu ve amaçlarını anladıktan sonra tek güç olarak kalabilmek için III. Selim ve II. Mahmud’un idamına karar verdi. III. Selim öldürüldü fakat II. Mahmut cariyeler ve hizmetçiler tarafından kaçırıldı ve idamı engellendi. Mustafa paşa bu olaylardan sonra hemen IV. Mustafa’yı tahttan indirip II. Mahmud’u tahta geçirdi. Bunun üzerine II. Mahmud Mustafa Paşa’yı sadrazam yaptı. Yeniçeriler tarafından tekrar tahta geçirilmek istenen IV. Mustafa böyle bir olayın gerçekleşmemesi için idam edildi. IV. Mustafa yönetiminde ki Osmanlı tekrar çöküş dönemine girmiş ancak bu durum kısa sürmüştü. Artık II. Mahmud tahta geçmiş ve ıslahatları ile III. Mustafa’nın yolundan gidecekti. İlk olarak Mustafa Paşaya geniş yetkiler vermesi ile ülkede ki karışıklığı gidermesini istedi. Mustafa Paşa Ayanlar ile birlikte Senedi İttifak’ı imzalayarak hükümetin emirlerini yerine getireceğine dair güven verdi. Ardından kaldırılan Nizamı Cedit’i, Sekbanı Cedit adında yenileyerek tekrar kuran II. Mahmud. Bu ordunun güçlenmesinin ardından yine kaldırılma korkusu yaşayan yeniçerilerin isyanı ile karşılaştı. Bu isyanda Mustafa paşa öldürüldü, İstanbul yağmalandı ve yangınlar çıktı.

Yeniçeriler üzerinde otorite kuramayan II. Mahmud bu ocağı tekrar kaldırdı. Sultan II. Mahmud tahta çıktığı zaman Rusya sınırında ufak çaplı çatışmalar devam ediyordu. Napolyon’un dünya seferi Rusya’ya kadar gelmiş ve Rusya’ya savaş açmıştı. Rusya Napolyon ile savaşırken Osmanlı sınırından kısmen çekildi ve II. Mahmud Islahatları için uygun ortam hazırlanmış oldu. Rusya ile Bükreş antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre Rusya, Osmanlı toprakları içinde olan Eflak ve Boğdan’dan çekildi; ancak Rusya’ya Besarabya bölgesi bırakılacaktı. Dünyada yayılan milliyetçilik akımı ve aynı zamanda Osmanlı’nın içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan Sırp isyanları, II. Mahmud için bir sorun teşkil ediyordu. II. Mahmud bu sorunların çözüme kavuşabilmesi için Sırp’ların üstüne bir ordu gönderdi. Bu ordu ile beraber Sırp isyanları bastırıldı ve bu isyanın liderleri kaçmak zorunda kaldı. Ayrıca bu isyanı sebep göstererek otorite sağlamak isteyen II. Mahmud imzaladığı Senedi İttifak’a aykırı davrandıkları gerekçesiyle ayanları öldürtmek veya sürmek yoluyla otoritesini tekrar sağladı. II. Mahmut bu olaylar ile ilgilenirken doğuda sınırlarını geliştirmek isteyen İran Osmanlı sınırlarına ufak çaplı akınlar düzenliyordu. II. Mahmud bu duruma karşı sınırlarını tehdit eden İran’a Savaş Açtı. İran yanlısı Osmanlı içindeki aşiretler Osmanlı’ya karşı İran’ı destekledi. Her şey İran’ın istediği gibi gidiyor savaş Osmanlı’nın aleyhine ilerliyordu. Ancak İran’ın ordusunda kolera salgının ortaya çıkması savaşın tam ters yönde ilerlemesine yol açtı. İran ordunun büyük zayiatlar vermesi sonucunda bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşmaya göre İran fethettiği yerlerden geri çekilip kendi öz sınırına döndü. II. Mahmud bir kez daha sınırında ve ülkesinde otoritesini sağlamıştı.

II. Mahmut bu otorite ile uzun zamandır tahta geçen padişahların hayali ve isteği olan yeniçerileri kaldırma projesini gerçekleştirmeye koyuldu. 25 Mayıs 1825’te Bu fikir doğrultusunda eşkinci ocağını kurdu. Avrupai tarzda olan bu ocak, 11 Haziran da eğitime başladı. 3 gün sonra yeniçerilerin beklendiği üzere ayaklanması, halkı ve yöneticileri arkasına alan II. Mahmud yeniçeriler hariç bütün ordu sınıflarının sadakatini kazandı. Aksaray ve Et Meydanı’nda bulunan yeniçeri kışlaları top atışları ile imha edildi. Bu kanlı olayda yeniçerilerden 6000’i imha edilirken 2000’e yakını da tutuklandı. Bu olaydan sora II. Mahmud 26 Haziran günü “Muhamme-din Zafer Kazanmış Orduları” anlamına gelen Asakar-i Mansur-i Mahmudiye adında bir ordu kurdu. II. Mahmut uzun süren taht süresinde milliyetçi isyanlar ile de uğraştı. Bunlardan önemli biri de Yunan isyanıydı. Yunan isyanına karşı II. Mahmud’un yanında sadece Avusturya İmparatorluğu vardı. Bunun haricinde Rusya ve Fransa Yunanlara özerklik verilmesini isterken Prusya, İngiltere ve İspanya tarafsızdı. Bu olayların fitilini ilk olarak Yunan asilerin orada bulunan Türk asıllı vatandaşlıları öldürmesi üzerine ateşlendi. II. Mahmud bunun üzerine İstanbul Ortadoksunun patriğini astırıp gözdağı verdi. Eş zamanlı olarak da Romanya da ki azınlıklar Rusya desteği ile isyan etmişti ancak Osmanlı ordusu bunu bastırdı. Mora hariç, bu ada şehrinde çıkan isyanı Fransa dahil tüm Avrupa destekliyordu. İsyanı II. Mahmud’un görevlendirdiği Mısır’da bulunan Mehmed Ali paşa önderliğinde ki ordu bastırdı. Tam bütün olaylar bitti derken alçak bir saldırı ile Fransız, Rus ve Britanya donanmasının bütün Osmanlı Donanmasını yakması ile işler tersine döndü. Buna bağlı olarak Rusya, Osmanlı’ya Yunanistan’ın bağımsızlığı hakkında ki İstekleri için savaş açtı. Osmanlı açısından bir yıl önce devletin Navarin adı verilen facia ile bütün donanmasının yıkılması ve yeni-çerilerin ardından yeni kurulan ordunun daha tam hazır olmaması yüzünden savaşın aleyhlerine sonuçlanması kaçınılmaz idi. Bu durum karşısında eli kolu bağlanan II. Mahmud Rusya ve dolaylı yoldan Avrupa’ya karşı koyamadı ve Rus ordusunun Balkanları geçip Edirne’ye gelmesi üzerine Edirne Antlaşmasını imzaladı. Bu antlaşmaya göre Rusya işgal ettiği yerlerden çekilecek ancak Yunanistan bağımsızlığını kazanacaktı. II. Mahmut bu olaylar karşısında zor duruma düşmüştü. Bundan yararlanmak isteyen Fransa, yeniçerilerin Cezayir’de görevlendirdiği bir paşa olan İzmirli Hüseyin Paşanın Fransa’dan aldığı borçları geri ödememesi veya geciktirmesi üzerine Fransa’nın, Cezayir’i işgal etmesi kaçınılmaz oldu. Ancak bu işgal Kavalalı Mehmed Ali Paşanın isyanı üzerine sonuçsuz kaldı. II. Mahmud bu olaylar yaşanırken birçok ıslahat yaptı. Bunlar ülkenin gelişmesi için iyi adımlardı. Ülkede sınırın geniş ve haberleşmenin zor olması üzerine bunu değiştirmek için posta ve polis örgütü kuruldu. Memurlara ise fes ve pantolon zorunlu hale geldi. Müsadere usulü kaldırıldı ve vatandaşların güveni kazanıldı. Sağlık alanında ıslahatlar yapıldı, ilk sağlık örgütü ve karantina sistemi oluşturuldu. Devlet dairelerinde padişahın portresi asılması zorunlu hale getirildi. II. Mahmud Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderdi ve modern eğitim almasını sağladı. Böylelikle geri kalmış olan eğitim sistemini Avrupa ile dengelemeye çalıştı. İlköğretim sadece İstanbul’a mahsus olmak kaydı ile zorunlu hale getirildi. Müslüman tercümanlar yetiştirmek amacı ile Tercüme Odaları kuruldu. Osmanlı’da İlk gazete olan Takvimi Vekayi gazetesi yayınlandı. Batılı yönde eğitim veren Rüştiye ve Mektebi Ulumi Edebiye adında ortaöğretim kurumları kuruldu. İlk nüfus sayımını gerçekleştirdi ancak bunun amacı orduya gelebilecek erkek sayısını bilmek olduğu için sadece erkekler sayıldı. Topkapı sarayını terk edip modern bir saray olan Beylerbeyi sarayına taşındı. İstanbul’da Osmanlı’nın ilk tıp ve askeri okullarını kurdu. Bunlar Mektebi Tıbbiye Şahane ve Mektebi Harbiyeydi. Bakanlıkların adını değiştirip modern bir Devlet sistemi oluşturmaya çalıştı. Ancak çıkan isyanlar buna zorlaştırdı. Sadece azınlıklar değil Navarin’de donanması yakılan ve II. Mahmut’tan aldığı sözlerin yerine getirilmemesi üzerine Kavalalı Mehmed Ali Paşa payitahta yürüdü.

Kavalalı Mehmed Ali Paşa

Kavalalı Mehmed Ali paşa Arnavut kökenli olduğu iddia edilen bir Osmanlı ailesinin oğlu olarak dünyaya geldi. Ataları Konya’dan kovalaya göç etmişti. Mehmed Ali Babasının 17 oğlundan hayatta kalan tek oğlu ve varisiydi. Ailesi Tütün ticareti yapmış, o da ailesi gibi tütün ticaretine yönelmişti. Babasının ani ölümü Mehmed Alinin amcası ile tütün ticaretine devam etmesine yol açtı. Amcasının Osmanlı İmparatorluğu tarafından idam edilmesi üzerine kimsesiz kaldı. O sıralar hayatına Leon adında bir tüccarla ortak iş yaparak devam etti. Napolyon’un mısıra saldırması üzerine o bölgenin asayişinden mesul olan Kaptanıderya Küçük Hüseyin Paşa Orada ikamet eden Ağa Hüseyin’den bir miktar asker istemiş ve Mehmed Ali’nin de içinde olduğu 200 kişilik bir birlik istek üzerine Mısıra gitmişti. Mısırın geri alınması üzerine Mehmed Ali oradan geri dönmedi ve orada kalarak başıbozuk olan askerlerin güvenini kazandı. Mısır valisinin bu olayın büyümemesi için başıbozuk askerlerin mısırdan tahliye edilmesini istemesi üzerine askerlerin maaşlarını alamadığı gerekçesi ile isyan çıkartıp, valiyi firara zorladı. Nitekim planın da başarılı olan Mehmed Alinin yeni hedefi Mısır valiliğiydi. Bu valiliği alabilmesi için önünde ki tek engel yeni vali Hurşit paşaydı. Bu paşayı da bir bahane ile atlatarak geçen Mehmed Ali Paşa hedefine ulaştı ve Vali oldu. Vali olduğunda Osmanlı’nın durumundan dolayı rahat ve denetimsiz bir valilik dönemi geçiren Mehmed Ali Paşa, nüfuz sahibi olan Memlüklülerin aşiretlerini kısmen ortadan kaldırdı ve mısırda otorite kurdu. Modern bir yönetim sergileyen Mehmed Ali Avrupa’dan Hocalar getirtip modern gelişmiş bir ordu kurdu. 1811 yılında hâlâ dolaylı yolda yönetime karışan Memlüklüleri kesin olarak yönetimden uzaklaştırdı. Ardından Arabistan yarımadasında Vahabiler ile Osmanlı Sultanlığı adına savaşıp zaferler kazandı. Mekke ve Medine’yi Vahabilerin elinden alan Mehmed Ali Paşa büyük şöhret elde etti. 1815 yılında ise Kahire de bulunan Arnavut askerler küçük çaplı bir isyan çıkardı. Mehmed Ali Paşa otoritesine zarar verebileceğini düşündüğü 25.000 askeri Sudanın fethi için 1821’de Func Devleti üzerine gönderdi ve başarı ile sudan mısıra bağlandı. Bunun üzerine Otoritesi iyice artan ve Şöhretine şöhret katan Mehmed Ali Paşa II. Mahmut’un isteği ile Osmanlı Devletinin dahi başaramadığı mora isyanını bastırdı ve Devletin bile bastıramadığı bir isyanı bir valinin bastırması Osmanlı’nın askeri ve siyasi gücünü gözler önüne serdi. Mehmed Ali bu zaferlerin verdiği şöhrete kapılıp II. Mahmut’tan Suriye’nin Mısır valiliğine Bağlanmasını istese de olumlu bir cevap alamadı. Yayılmacı bir politika izlemek isteyen Mehmed Ali bunun sadece insan gücü ve büyük bir ordu ile olabileceğini düşündü. Bunun için en uygun yol ihtiyacı olan her şeyi karşılayacak olan Suriye idi. Suriye’yi alabilmek için Akka Valisi Abdullah Paşayı geçmesi gerekiyordu. Bunu direkt yapamayacağı için bir bahane uydurarak Akka Valisi Abdullah Paşanın üstüne İbrahim Paşa kumandasındaki bir orduyu gönderdi. Abdullah paşanın karşı gelmesi zordu çünkü Mehmed Ali Paşanın Elinde 20-30 bin kişilik ordu ve 15-20 ye varan bir donanma mevcuttu. Suriye’yi Mısıra bağlamak ile uğraşırken, Mehmed Ali Paşa’nın Osmanlı Devleti’yle çarpışmasına vesile olacak bir fırsat meydana geldi. Suriye hakkındaki maksadını belirterek oğlu İbrahim Paşa komutasında Akka’ya asker sevk etti ve sahillere donanma gönderdi. Edirne Valisi Ağa Hüseyin Paşa, payitaht tarafından Mehmed Ali Paşa üzerine gönderildi. Ağa Hüseyin Paşa, Halep ile Humus arasında Mısır ordusuna mağlup olduğundan; Arnavutluk’taki meselelerle meşgul olan Sadrazam Reşid Mehmed Paşa kumandan tayin edildi. Kavalalı İbrahim Paşa Osmanlı ordusuna karşı zaferler kazanarak Konya Ovası’na kadar geldi ve bu ovayı ordugah olarak seçti.

Osmanlı İmparatorluğu’nun bir valiye yenilmesi “hasta adam” olarak adlandırılan devletin Avrupa karşısındaki görünümünü iyice sarsmıştı. İbrahim paşa ılımlı bir politika izleyerek eğlenceler düzenliyor, halkla birlikte sohbetler ediyor, Osmanlı’nın sert politikasına göre daha ılımlı olarak Mısır valisi için otorite sağlıyordu. Bunun farkında olan II. Mahmud her yere ferman gönderiyor ve bunun olmasını engellemek istiyordu. Bir vali olan Mehmed Ali Paşa’nın amaçları artık Suriye olmaktan çıkmış Osmanlı’ya yönelmişti. Buna çare bulabilmek için bütün ciddiyetini ortaya koyan II. Mahmud hemen Mehmed Reşat Paşa’yı görevlendirdi. Çetin geçen savaşı Mehmet Paşa kazansa da hava şartları yüzünden esir düşmüştü ve durum iyice Osmanlı’nın aleyhinde ilerliyordu. Osmanlı ordusu dağılmış ve şehirler savunmasız kalmıştı. Bunun üzerine İbrahim paşa hızlı ve kısa işgaller ile Kütahya’ya kadar geldi. İbrahim Paşa işgal ettiği şehirler gibi Kütahya’yı da İlhak etti. İstanbul’a yürüyen İbrahim Paşa karşısında II. Mahmud Büyük Britanya ve Fransa’dan yardım istedi. Ancak Fransa kendi çıkarları doğrultusunda Mehmed Ali Paşa’yı destekledi. İngiltere İse tarafsız kalarak Osmanlı’yı yalnız bıraktı. II. Abdülhamid’in elinde fazla seçenek kalmamıştı. Ya ülkesi Osmanlı bir vali tarafından işgal edilecek ki bu herkesin beklediği sonuç ya da denize düşen yılana sarılır sözünü söylemesine sebep olan Rusya’dan yardım istemesiydi. II. Mahmud hiç beklenmeyen bir şey yaptı ve Rusya’dan yardım istedi. Rusya’dan yardım istemesi bütün Avrupa devletleri tarafından şaşkınlık ile karşılandı. Rusya ile Hünkar İskelesi Antlaşması 8 Temmuz 1833’te yapıldı ve Rus donanması İstanbul’a demirlendi. İbrahim Paşanın ordusunun İstanbul’a gelmesi demek Rusya’yı karşısına almak demekti. Bunlar olurken boğazların Rusya’nın eline geçmesinden korkan Avrupa Devletleri Osmanlı ile Kütahya Antlaşması İmzaladı. Bu antlaşmaya göre Mısır, Suriye ve Girit valilikleri Kavalalı Mehmed Ali Paşa’ya, Cidde ve Adana valilikleri de oğlu İbrahim Paşa’ya verildi. Mehmed Ali Paşanın İstediklerini elde etmesine rağmen daha büyük amaçlarının olması ve II. Mahmud’un ise Mehmed Ali Paşayı ortadan kaldırıp tekrar Otorite sağlamak istemesi iki orduyu Nizip’te karşı karşıya getirdi. Osmanlı ordusu tekrar bozguna uğrayınca iyice sarsılmış olan Osmanlı otoritesi ve Mehmed Ali Paşanın İstanbul’a yürümesi, Avrupalı Devletler ve Rusya tarafından Mehmed Ali Paşanın Osmanlı’da daha büyük bir tehdit olabileceği senaryosu yüzünden Rusya’nın savaşa el atıp bitirmesi ile sonuçlandı. Hemen ardından ise Londra konferansı düzenlendi. Londra’da imzalanan antlaşmaya göre Suriye, Girit ve Adana Osmanlı Devleti’ne bırakılırken, Mısır Kavalalı Mehmed Ali Paşa hanedanına bırakıldı. Mehmed Ali Paşa bu durumdan hoşnut olmasa da karşısına Rusya, İngiltere ve Fransa’yı almayı göze almadı. İngiltere ve Avusturya’nın asker çıkarması, İngiliz donanmasının Lübnan kıyılarını topa tutması caydırıcı sebepler oldu. Mehmed Ali Paşa ömrünün geri kalanın da sakin bir hayat geçirdi ve 1845 yılında ise padişaha bağlılığını bildirdi. Mehmed Ali Paşa 1849 yılında oğlu İbrahim Paşaya Mısır ve Sudan valiliğini bırakıp hayata gözlerini yumdu.

İbrahim Paşa, I. Abbas, Said Paşa, İsmail Paşa, Tevfik Paşa, II. Abbas Hilmi Paşa Dönemlerinde Mısır

İbrahim Paşa Babasının ölümü üzerine valiliğe atandı. Fakat Paşanın ömrü yetmedi ve 1. yılını tamamlayamadan öldü. Yerine I. Abbas atandı. I. Abbas büyükbabası Kavalalı Mehmed Ali Paşanın tersine batılılaşmaya şiddetle karşı çıktı. Abbas’a göre Batılılaşmak yanlış bir politikaydı. Avrupalılara ve Avrupa’da eğitim görmüşlere güvenmeyen Abbas Paşa, Avrupai tarzda eğitim veren okulları, askeri okulları, fabrikaları kapattı veya verilen ödeneği kesti. Bu sayede Mehmed Ali Paşa’nın bütün reformlarına karşı çıktığını gözler önüne serdi. Askeri alanda da yıkıcı bir politika izleyen Abbas askeri birliklerini azaltıp Delta barajının yapımını durdurdu ve Süveyş kanalının açılmasını İsteyen Fransızlara olumsuz cevap verdi. İskenderiye-Kahire demiryolunu İngilizlerin yapmasına izin vererek, Tanzimat reformlarını Mısır’da da uygulamaktan yana olan Osmanlı yönetimiyle arasındaki anlaşmazlıklarda İngilizlerin desteğini sağladı. Yine de, reformlar konusundaki uzlaşmazlıklarına karşın, Kırım Savaşı’na (1853-1855) yardımcı birlikler göndererek ve Avrupa devletleriyle yaptıkları anlaşmalarda Osmanlıları güç durumda bırakan devlet ticaret tekellerini kaldırarak Osmanlılara bağlılığını kanıtladı. Abbas Paşa, reformlara düşmanlığı yüzünden gerici sıfatıyla damgalanmış olsa da, yönetimi sırasında hükûmet harcamalarını kısması yoksul halkın yararına oldu. Vergiler hafifledi, zorunlu çalışma ve askerlik yükümlülükleri azaldı. Gözden uzak bir yaşam sürdüğü Banha’daki iki hizmetkârı tarafından boğularak öldürüldü. Bunun üzerine Said Paşa Mısır ve Sudan valiliğine atandı. Said Paşa Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın dördüncü oğluydu Avrupa’da eğitim gördü. Mısırın yüksek zümrelerinden aldığı baskı üzerine mısır halkının servetlerinin öldükten sonra varislerine bırakmasını sağlayan yasayı onadı ve yürürlüğe sundu. Üç yıl sonra bir başka yasayla vâris olabilecek akrabaların sayısını sınırladı. Ayrıca bir tarlayı üst üste beş yıl elinde tutan ve vergisini ödeyen köylülere bu tarla üzerinde mülkiyet, satış ve ipotek hakları tanıdı. Şeyhü’l-beledlerin bir köylünün ölümünde ve belirli aralarla köy toprağını yeniden bölüştürmesi uygulamasına son verdi. Şeyhü’l-beledlerin aracılığıyla toplanan ortak köy vergisini kaldırarak her üreticinin yalnızca kendi vergisinden sorumlu olmasına dayanan bir sistem getirdi. Şeyhü’l-beledlerin elindeki toprakların bir bölümüne el koydu ve daha önce askerlikten muaf olan oğullarını orduya aldı. Said Paşa başka alanlarda da yenilik girişimlerinde bulundu. 1861’de bir komisyon kurarak bir belediye yasası hazırlanmasını istedi. Yabancı devletlerin karşı çıkması sebebiyle bu girişimi sonuçsuz kaldı. Sudan’dan köle getirilmesini yasaklayarak köle ticaretini durdurma çabası da başarısızlığa uğradı. 1856’da bir Fransız şirketine Akdeniz’i Süveyş Kıstağı üzerinden Kızıldeniz’e bağlayacak bir kanal açma imtiyazı verdi. Osmanlıların ve İngilizlerin baskısıyla 1859’da bu projeye karşı çıktıysa da kanal inşaatı resmi bir izin olmaksızın başladı. 1863 yılında vefat eden Said Paşanın Ardından İbrahim Paşanın oğlu İsmail Paşa Mısıra vali olarak atandı. Mısır özerk bir ülke gibi yönetiliyordu. 1865 yılında Abdülmecid’den alınan ferman ile gayriresmî olarak yürütülen babadan oğula sistemi resmileşti. Artık Mısır valiliği Kavalalı hanedan-lığına aitti. Süveyş Kanalı’nın yapımını hızlandırdı ve açılışı için düzenlenen görkemli törenlere Avrupa’nın önde gelen devlet adamlarını davet etti. İsmail Paşa’nın Mısır’a getirdiği en önemli yeniliklerden biri, Kasım 1866’da kurulan temsilciler meclisiydi. Ama mecliste çoğunluğu oluşturan köy başkanları gerek kırsal bölgelerde, gerek merkezi hükûmet üzerinde artan bir etkinlik kazandı. İsmail Paşa’nın kaynak sağlamak için 1871’de çıkardığı ve daha sonra kaldırdığı bir yasanın 1876’da yeniden yürürlüğe konmasında meclis önemli rol oynadı. Yasa altı yıllık toprak vergisini peşin ödeyen kişilere toprak üzerinde mülkiyet ve vergi bağışıklığı gibi haklar tanıyordu.

Sudan’ı Mısır’ın denetimi altına sokmak isteyen İsmail Paşa, bu girişimi askeri ve idari bakımdan denetlemek üzere Avrupalı ve Amerikalı uzmanlar görevlendirdi. Bu uzmanların olası entrikalara karışmayacağını umuyordu. Amacı doğrultusunda bazı ilerlemeler sağlamakla birlikte güneyde yeni bir il oluşturmayı başaramadı. Ama onun girişimleri, daha sonra bölgede milliyetçiliğin önemli hedeflerinden biri olan, Nil Vadisinin siyasi birliği düşüncesinin oluşmasını sağladı. İsmail Paşa’nın yönetimi sırasında izlenen politikalar büyük harcamalar gerektiriyordu; bu harcamaların büyük bölümü Avrupalı bankerlerden sağlanıyordu. İsmail Paşa yönetime geldiğinde 7 milyon sterlin olan dış borçlar 1876’da yaklaşık 100 milyon sterline ulaşmıştı. Alacaklı devletlerin baskısı üzerine Düyun-ı Umumiye İdaresi kuruldu. Ama önerilen önlemlerin bazıları ülke içindeki egemenliğini sarsacak nitelikte olduğu için İsmail Paşa bu komisyonla tam bir iş birliğine yanaşmadı. Osmanlı padişahı II. Abdülhamid, bazı Avrupalı devletlerin baskıları nedeniyle İsmail Paşa’yı Haziran 1879’da görevden aldı. İsmail paşanın yerine oğlu Hidiv olarak görevlendirildi. Genç yaşta Meclisü’l-Hususi Başkanı oldu. Mart 1879’da babası tarafından Başbakanlığa atandı. Kabinesinde Maliye Bakanlığına İngiliz, Çalışma Bakanlığına Fransız üyeler ataması tepkilere yol açtı ve bir ay içinde görevinden uzaklaştırıldı. Aynı yıl babası İsmail Paşa İngiliz ve Fransızların etkisiyle, II. Abdülhamid tarafından görevden alınınca Tevfik Paşa veraset yasası gereğince Hıdiv oldu. Hidivliğe gelişinden kısa bir süre sonra, istifa eden Şerif Paşa’nın yerine Başbakanlığı da üstlendi ve bu iki görevi iki yıl birlikte sürdürdü. İngiltere ve Fransa’nın denetiminde Mısır’ın yıllık gelirinin yarısının borçlarına ayrılmasına kabul etti. 1882’de kurulan Mahmud Sami el-Barudi Hükûmetinde, Savaş Bakanı olan milliyetçilerin önderi Arabi Paşa’nın saygınlığının iyice artması üzerine, İngiltere ve Fransa’dan yardım istedi. İngiliz donanmasının İskenderiye’yi bombalaması ile Mısır’ı işgal eden İngilizler, Et-Tellü’l-Kebir’de Mısır Ordusunun Başkomutanı Arabi (Urabi) Paşa’yı bozguna uğratarak (Eylül 1882), milliyetçi hareketi ezdiler. Tevfik Paşa Hidiv olarak yeniden Kahire’ye döndü. Bundan sonra da Hidivliğini işgal güçlerinin denetimi altında sürdürdü. Mısır Osmanlı İmparatorluğunun Gerileme döneminden çöküş dönemine geçişte önemli bir yere sahip oldu.

Sonuç

Dünyanın içinde bulunduğu durum, avrupalı devletlerin kaynak ve sömürge devlet arayışı, padişahların kimi zaman yenilikçi kimi zaman ise yıkıcı politikaları gibi sebepler Osmanlı devletinin gerileme dönemini hızlandıran faktörlerdir. Bu faktörlere ek olarak Mısır valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşanın ve Hanedanının da gerilemede büyük rolü olmuştur. Mısır II. Mahmud’un bütün yenileşme ve düzelme politikalarını sekteye uğratması argümanlar ile sabittir. Mısır sadık kalsaydı ve II. Mahmud bütün ıslahatlarını tamamlayabilmesine izin verseydi ne olurdu bilinmez. Ancak Mısırın amacını aşan istekleri ve Osmanlı ordusunun İbrahim paşaya yenilmesi, Dünya ve Osmanlı halkı için Padişahın otoritesini iyice sarsmıştır. Bu sayede padişah istediği ıslahatları tamamlayamamış ve daha yeni kurulan ordusunu ileride gerçekleşecek olan savaşlar için hazırlamakta zorlanmıştır. Bu makale sayesinde Osmanlı İmparatorluğunun çöküşüne sebep olan faktörlerden biri olan Kavalalı Hanedanlığı ayrıca incelenmiş ve Mısırın durumu gözler önüne serilmiştir. Mısır’ın gelişmesine ve yenileşmesine sebep olan Kavalalı Hanedanlığı aynı zamanda Osmanlı’ya büyük yararları da dokunmuştur. Bunlar Mekke ve Medine’nin kazanılması, Mora’nın işgalden kurtulması ve Func Devleti’nin son bulmasıdır.

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı