Eski ÇağlarGenelGüncel KritikOrtaçağ
Trend

Antik Dönem’den Orta Çağ’a Pandemiler

Pandemik Süreçlerin Siyâsî ve Sosyoekonomik Etkileri

Târih boyunca dönem dönem rastlanan pandemiler, milletlere göre farklı şekillerde karşılanarak, farklı etki ve tepkileri ortaya çıkardı. Antik Çağ süresince pandemiyle mücâdelede de büyük kayıplar ve bölünmeler yaşandı.

“Pandemi” Sözcüğünün Kökeni ve Anlamı

Pandemi, Eski Yunanca’da “tüm” anlamına gelen “pan” ile “insanlar” anlamına gelen “demos” kelimelerinden türetilmiş bir tabirdir. Bir hastalığın “pandemi” olarak nitelendirilebilmesi, belli kriterlere bağlı…

Dünyâ Sağlık Örgütü’nün tanımlamasına göre; “nüfûsun daha önce mâruz kalmadığı bir hastalığın ortaya çıkması, hastalığa sebep olan etmenin insanlara bulaşması ve tehlikeli bir hastalığa yol açması, hastalık etmeninin insanlar arasında kolayca ve devamlı olarak yayılması” hâlinde, bu durum, pandemi olarak ifâde ediliyor.

Pagan Toplumlar, “Pandemi Tanrıları” Îcât Etmişti

Eski çağlardan bu yana, insanlık, çok sayıda salgın görmüş; büyük bedeller ödemiştir. Antik dönemlerde görülen salgın hastalıklar, milletlerin inanç kaynaklarında da kendilerine yer bulmuştu.

Putperest toplumlarda, pek çok unsurun kendine has tanrısı olduğu gibi, “salgın hastalıkların tanrıları” da bulunuyordu. Örneğin Antik Yunan medeniyetinde Apollon, müzik ve sanat tanrısı olarak tanınmasının yanında, salgın hastalıkların tanrısı olarak da kabûl ediliyordu.

Eski Çin toplumlarında Wen Shen, Mısır’da Reseph, Roma’da Vejovis, Aztekler’de Xipe Totek, Moğollar’da Bogoma, yine salgın hastalık tanrılarıydı. Örneğin; MÖ 3.000 yıllarında ortaya çıktığı tahmîn edilen Gılgamış Destânı’nda da “Senin yaptığın bu tûfan yerine, Vebâ Tanrısı kalkıp insanlara bulaşsaydı, daha iyiydi!” ifâdesi yer almaktaydı.

Hitit Kralı Murşili: “Salgınlar, Kendi Elimizle İşlediğimiz Günahlardan Dolayı”

Vebâ hakkında kayıtlara geçen ilk resmî bilgi, MÖ XIV. yüzyılda, Hitit uygarlığında karşımıza çıkmaktadır.

Hitit tabletlerinde, salgının 20 yıl boyunca devâm ettiği; vebâyı, Hitit ordusunun Bâbil seferinden dönerken, berâberinde getirdiği ve hattâ Kral I. Şuppililuma’nın da vebâdan öldüğü; tahta geçen kralın küçük oğlu II. Murşili’nin döneminde de çok sayıda can kaybı yaşandığı belirtiliyor.

Hitit Kralı II. Murşili’nin; “Salgın hastalıklar, insanların kendi elleriyle işledikleri günahlar yüzünden, tanrılar tarafından cezâlandırılmasının bir sonucu… Ben, günah işlemedim ama babam, işlemişti. Böyle oluyor, babasının günâhı, oğluna geçiyor!” şeklindeki sözleri, bir tablete kazınmıştı.

İki Roma İmparatoru, Pandemi Nedeniyle Ölmüştü

Eski Yunan medeniyetinde, sık sık salgın hastalıklar görülüyordu. MÖ 430’lu yıllarda, dünyâ nüfûsunun 150 milyon civârında olduğunun tahmîn edildiği bir dönemde ortaya çıkan “Atina Vebâsı”, 100 bin kişiye yakın insanın ölümüne yol açmıştı.

Salgın, Atina ve Sparta arasında, dar bir alanda devâm eden Peloponnesos Savaşı’nın ikinci yılında başlamış ve tam beş yıl boyunca sürmüştü.

Antik Yunanistan’ın ardılı olan Roma İmparatorluğu döneminde de salgın hastalıklar, büyük yıkımlara yol açmıştı. Kayıtlara “Antonine Vebâsı” olarak geçen pandemi nedeniyle; MS 165-180 yılları arasında, Küçük Asya, Mısır, Yunanistan ve İtalya’da, 5 milyon civârında insan ölmüştü.

İmparatorluk ordusunun üçte birinin, nüfûsunun ise yüzde 30’unun yitirildiği salgında, Roma İmparatorları “Lucius Verus” ve “Marcus Aurelius Antoninus” da hayâtını kaybetmişti.

Kimi târihçiler, bu salgının, Roma İmparatorluğu’nun yıkımına giden süreçte, çok önemli bir etkisinin olduğu görüşünü de dile getirmişti. Hastalığın Roma ordusunun büyük bir bölümünü yok etmesinen dolayı, imparatorluk, 100 yıl kadar “barbar” olarak adlandırılan Frank, Hun, Vandal ve Germen kavîmlerinin saldırılarına uğramıştı.

Yenilgiler, devlet içindeki iktidar savaşlarını ve iç çatışmaları tetiklemişti. Kaos ortamında, Romalı pagan yöneticilerin, yeni bir din olan Hıristiyanlık’a inananlara ağır işkenceler yapması, toplumsal barışı bozmuş; bu durum da kargaşayı sürekli hâle getirmişti.

Pandeminin bir diğer etkisi de oluşan tepkilerle Hıristiyan nüfûsun hızla büyümesiydi. İmparator Commodus, 180 yılında, imparatorluğu diğer kavîmlerin saldırılarından korumak için Cermen (Gotlar) kabîleleri ile askerî iş birliği anlaşması yapmak zorunda kalacak ve zaman içerisinde imparatorluk, Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu adıyla anılacaktı.

Yirmi Yıl Süren “Kıbrıslı Vebâsı”, Tarımı Yok Etmişti

Adını, Kartaca Piskoposu St. Cyprian’dan alan Cyprian (Kıbrıslı) Vebâsı’nın, MS 250-270 yılları arasında, yaklaşık bir milyon cana mâl olduğu, kayıtlara geçmiştir.

Pandemi, o kadar amansızdı ki; bâzı günler, 5 bin kişi hayâtını kaybediyordu. Etiyopya’da patlak veren salgın, kısa sürede Roma, Yunanistan ve Suriye’ye de yayılmıştı. Hem komşu ülkelerin saldırıları hem de büyük şehirlerde tedâvî imkânlarının daha gelişmiş olmasından dolayı, kırsal kesimin nüfûsu, köyleri terk etmiş; bu da tarım üretiminin topyekûn çökmesine neden olmuştu.

Arkasından gelen kuraklık, sel ve kıtlık felâketleri ise yeni can kayıplarına yol açmıştı. Bu arada, Hıristiyan kiliselerinin hasta ve cenâze hizmetlerindeki üstün gayreti, yeni dîne olan ilgiyi arttırmış; taraftarları da giderek çoğalmıştı.

Bu gelişmeler sonucunda, siyâsî gücünü zâten Cermenler’le paylaşmak zorunda kalan Roma İmparatorluğu, salgını tâkîben benzer bir paylaşımı, Kilise lehine de yaşamıştı. Süreç, Hıristiyanlığın resmî devlet dîni hâline gelmesine ve siyâsî teşkîlâtın ikiye ayrılarak, fiîlen Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu’nun (Bizans) kurulmasına yol açacaktı.

Dönemin İstanbul’unda Mezar Yeri Kalmamış, Cesetler, Boğaz’a Atılmıştı

İstanbul’un, henüz “Konstantinopolis” olduğu dönemde yaşanan büyük vebâ salgını, şehri bir baştan bir başa cesetlerle doldurmuştu. MS 541 ile 542 yılları arasında patlak veren vebâ, adını, kendisi de hastalıktan etkilenen ama hayatta kalan Doğu Roma İmparatoru Justinian’dan alarak; “Justinian Vebâsı” olarak anılmıştı.

Kimi târihçilerin, belki de abartıyla toplamda 25 milyonu aşkın insanın ölümüne yol açtığını tahmîn ettikleri salgın, yalnızca İstanbul’da, bâzen günde 10 bin kişinin ölümüne neden oluyordu.

Dönem târihçilerinin yazdığına göre, ölülerin gömülmesine yer olmadığı için cesetler açıkta istifleniyor; şehir, ceset kokusundan geçilmiyordu. Hattâ gömülecek yer sorunu nedeniyle ölü bedenler, çoğunlukla Boğaz’a atılıyordu.

Söz konusu pandeminin yeni varyantları, 200 yıla yakın bir süreyle devâm edecek; Doğu Roma İmparatorluğu ise giderek zayıflayacak ve böylece 630’lu yıllardan îtibâren Müslümanların Yakın Doğu ve Afrika’daki Bizans eyâletlerini ele geçirmesini de kolaylaştıracaktı.

Son Söz

Salgın hastalıklar, târihî değişimlerin ve gelişmelerin önemli bir parçasıdır. Sosyal, askerî ve siyâsî gelişmeleri, oldukça ciddî bir biçimde etkileyerek, hem ulusal kamu politikalarında hem de uluslararası sistemlerde, kırılmaları da berâberinde getirmiştir.

Daha Fazla Göster

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Celâl Bayar Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Târih Bölümü ile aynı üniversitenin; Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Yine aynı üniversite ve enstitünün; Târih Anabilim Dalı'nda, Doktora (Ph.D.) eğitimine devâm etmektedir. Şer'îyye Sicilleri konulu tezleri, Türk Halk İnanç ve İnanışları'yla ilgili araştırmaları, Türk Târihi ile özelde Klasik Dönem Osmanlı Târihi vs. alanlarda sayısız çalışmaları mevcuttur. "Alternatif Târih, Türkmen Irımları (Halk İnanışları), Şahsiyetler, Alternatif Târih Metinleri, Târihin Öteki Dünyâsı (Sıra Dışı Olaylar ve Karakterler)" gibi yayımlanmış kitapları, "Meczûp" vb. editörlüğünü üstlendiği yayınlar ile çeşitli makâleleri bulunmaktadır. Kendisini; "Târih Kreatörü & Şimdiki Zaman Gözlemcisi" olarak tanımlamaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı