Eski ÇağlarGenelModern ÇağYakınçağ
Trend

Tutankhamun’un Lâneti

Firavunların Girilen Mezar Odaları ve Açılan Lahitleriyle Peş Peşe Vukû Bulan Ölümler

Firavunlar, târih boyunca hep ilgi odağı olmayı başarmıştır. İcraatları, zaferleri, zulümleri, şatafatlı yaşantıları ve elbette ki piramitleri, lahitleri, mîrasları ve sfenksleriyle…

Mısır Firavunlarının mezarlarına yönelik araştırmalar ve bu araştırmalarda görev alan kimi isimlerin yaşadıkları da bu ilgiden nasîbini fazlasıyla almıştır. Çünkü, kimilerine göre; Firavun mezarlarını kurcalamak, lânetli bir işti ve dolayısıyla buna cûret edenlerin büyük çoğunluğunun başına da olmadık işler gelmişti.

Lahit Açıldı, Kadîm Lânet Ortalığa Saçıldı İddiâsı

Eski mezarları ortaya çıkarmak için 1922 yılında Mısır’a giden heyetin başında, İngiliz Lord George Herbert de Carnarvon bulunuyordu. “Firavunların Lâneti”ni oldukça iyi bilirdi. Kendisinden önce, XIX. yüzyılda, bir başka Firavun’un lahdini Londra’ya getiren kişinin başına gelenlerden de haberdârdı.

Ekipte yer alan bir diğer isim olan Arthur Weigall anlatmıştı: “Lahdi açtığı anda, birden bir silah patladı ve kolunu kaybetti. Lahdi İngiltere’ye taşıyan gemi, karaya oturdu. Lahdin fotoğrafını çeken kişi, intihar etti. Lahdin saklandığı binâ, yandı…”

Ne var ki Lord Carnarvon, özellikle hurâfeler söz konusu olduğunda, îtikâdının zayıf olduğunu ileri süren bir isimdi. Bu anlatılanlardan etkilenmek şöyle dursun, lahit ve lânet üzerine espriler bile yapıyordu. Kazı bölgesindeki gelişmeleri, Londra’da kâh gazete haberlerinden kâh ekiptekilerle mektuplaşarak tâkip eden Weigall, Mısır’a yolladığı bir mektupta; “Lord, eğer mezara bu havayla girerse, ancak iki ay yaşar!” diye yazmıştı.

Gelin, görün ki Weigall, daha sonra kendi kazı arzusunu da yenemeyecek ve lordun çalışmalarının bir bölümüne, kendisi de katılacaktı. Dönemin moda akımlarından spiritüalizmin (tinselcilik) temsilcilerinden biri olan Kont Hamon da lordu mektupla uyaran isimlerden bir diğeriydi: “Mezara, aslâ girmeyin. Bu emre uymamak, çok tehlikeli olur. Hastalık… İyileşme olasılığı yok. Mısır’da öleceksiniz!”

Mezara Girilen Gün, Ekipten İki Kişi Yaşamını Yitirdi

Uyarılar peş peşe gelince, Lord Carnarvon, biraz tedirgin olmuş; artık şakaları bir tarafa bırakmış ve iki ayrı falcıya giderek, fallardan medet ummuştu. Carnarvon, gene de îkazları tam olarakdikkate almayacak ve mezara girecekti.

Mezara girdikten tam iki ay sonra, gerçekten de Lord Carnarvon, hayâtını kaybetti. Kaldığı otelin odasında, resmî raporlara göre; “sivrisinek sokması sonucunda” ölmüştü.

Yan odada bulunan Carnarvon’un oğlunun, anılarında anlattığına göre; “babası öldüğünde, çevredeki bütün ışıklar, bir anda sönmüştü.” Dahası, tam olarak aynı zamanda, Lord’un İngiltere’deki mâlikânesinde bulunan köpeği Susie de ölmüştü.

Firavun’un mezarı ilk açıldığında, Lord’un yanında bulunan 12 kişi de “erken” ve “normal sayılmayacak” şekillerde öldüler. İkinci ölüm, aynı gece, aynı otelde, aynı ekipten birisini buldu. Amerikalı arkeolog Arthur Mace, Carnarvon’un ölümünü öğrendikten ve ortalık biraz sâkinleştikten sonra, “yorgunum” deyip odasına çekildi; ertesi sabah, odasında cesedi bulundu.

Kısa aralıklarla ölümler, peş peşe vukû buldu. Mezarın ilk ziyâretçilerinden George Gould ve Joel Wool, Firavun Tutankhamun’un röntgen filmini çeken Archibadl Reid, Lord Carnarvon’un sekreteri Richard Bethell, bu ölümleri yaşayan isimlerden yalnızca birkaçıydı.

Takvimler 1930 yılını gösterdiğinde, yâni mezar açıldıktan yalnızca 8 yıl sonra, mezara girenlerden sâdece iki kişi hayatta kalmıştı. İşin tuhaf yanı, ölenlerin arasında, Lord Carnarvon’u “mezara girme, ölürsün!” diye uyaran ve sonrasında kendi merâkını yenemeyerek, Lord’a katılan Weigall de vardı.

TV Kanalında, “Firavun Lâneti Diye Bir Şey Yok” Dedi; Stüdyodan Çıktığı Gibi Öldü!

“Tutankhamun’un Lâneti”ne inanmak isteyenler için malzemeler, bitmek bilmiyordu. Öyle ki 1970 yılında, Lord Carnarvon’un heyetinden, sağ kalan iki kişiden biri olan ve 70 yaşına ulaşan Richard Adamson, bir televizyon programına çıkmış; programda “ölüm lâneti efsânesinin saçmalığını” uzun uzadıya anlatmıştı. Adamson, başından beri “efsâne kıran” olmak istemişti. Bu, onun üçüncü girişimiydi…

Daha önce de iki ayrı televizyon programına çıkıp aynı görüşleri tekrarlamış; ilk programdan kısa bir süre sonra, karısı ölmüş; ikinci programın hemen ardından da oğlu, bir uçak kazâsında ucu ucuna ölümden dönmüş ve belini kırmıştı. Richard Adamson, son yayınını bitirip eve dönerken, bindiği taksi, bir traktöre çarpacak; otomobilden dışarı fırlayarak, bir kamyonun altında can verecekti.

“Mısır, Firavunlar ve lânet üçgeni”nde, Firavunlar ve avânesi, âdetâ heyet hâlinde çalışıyorlardı! İngiliz Ejiptolog (Mısır bilimcisi) Walter Emery de piramitlerin yakınında, Sakkara’da, Tıp Tanrısı Imhotep’in mezarını aramak için kazılar yaparken, Ölüm Tanrısı Osiris’in bir heykelciğini buldu. Emery, heykelcik elindeyken, beyin kanaması geçirerek öldü.

Kahire Eski Eserler Müzesi’nin müdürü Dr. Cemal Mehrez de tıpkı kamyon altında kalan Richard Adamson gibi, “lânet efsânesi”ne inanmayanlardan biriydi. Sık sık, “Yıllardır mezarlara girer çıkarım. Ben, böyle bir lânetin olmadığının yaşayan kanıtıyım!” diyordu. 1972 yılında, lahde ilk girilişin 50. yılı kutlamaları için hazırlıkları, bizzât Mehrez yürütüyordu. Dr. Cemal Mehrez, tam da tören için Londra’ya uçacağı gün, hayâtını kaybetti. Mehrez, henüz 52 yaşındaydı…

Törenler için Kraliyet Havayolları’na âit bir uçak, Kahire’ye gönderilmişti. Paha biçilmez birçok eseri, Londra’ya, sergilenmek üzere götüreceklerdi. Uçuş sırasında, teknik subay Ian Landsdowne, Tutankhamun’un maskesinin bulunduğu sandığı, tekmelemiş; “Dünyânın en değerli şeyini tekmeledim!” demişti. Lansdowne, diğerlerinin başına gelenleri düşününce, gene de ucuz kurtulacaktı. Tekme atmasından çok az sonra, yalnızca birkaç dakika içinde, uçakta yere kapaklanacak; ayağı, üç ay boyunca alçıda kalacaktı. Uçuş ekibinden, âniden saçı dökülenler de görüldü; peş peşe kalp krizi geçirenler de…

Ölümleri “açıklamak” isteyenler, radyasyondan da bahsetti; binlerce yıl boyunca kapalı kalan ortamda oluşan zehirli bakterilerden de… Mısırlıların zehir konusunda uzmanlaştığından da mezar duvarlarını çeşitli türlerdeki zehirlerle kapladıklarından da… Ne var ki bu tuhaf ölümlerle ilgili net ve doyurucu bir açıklama, bugüne kadar yapılabilmiş değil.

“Bu Kadarı da Olamaz!” Demeyin; Evet, Belki Titanic de…

1912 yılında, çok değerli bir Mısır mumyasını taşıyan bir transatlantik, Atlantik Okyanusu’nu geçmekteydi. Bu mumya, Tutankhamun’un kayınpederi Akhenaton döneminde yaşamış, mühîm bir kâhine aitti. Gemi, üzerinde; “Gördüğün bu rüyâdan uyan ve sana karşı yapılanların intikâmını al!” yazan lahdindeki işte bu mumyayı taşıyordu. Mumya, çok kıymetli olduğundan, ambarda değil; kaptan köşkündeki özel bir bölmede taşınıyordu. Geminin adı ise tabii ki “Titanic”ti!

Daha Fazla Göster

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Celâl Bayar Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Târih Bölümü ile aynı üniversitenin; Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Yine aynı üniversite ve enstitünün; Târih Anabilim Dalı'nda, Doktora (Ph.D.) eğitimine devâm etmektedir. Şer'îyye Sicilleri konulu tezleri, Türk Halk İnanç ve İnanışları'yla ilgili araştırmaları, Türk Târihi ile özelde Klasik Dönem Osmanlı Târihi vs. alanlarda sayısız çalışmaları mevcuttur. "Alternatif Târih, Türkmen Irımları (Halk İnanışları), Şahsiyetler, Alternatif Târih Metinleri, Târihin Öteki Dünyâsı (Sıra Dışı Olaylar ve Karakterler)" gibi yayımlanmış kitapları, "Meczûp" vb. editörlüğünü üstlendiği yayınlar ile çeşitli makâleleri bulunmaktadır. Kendisini; "Târih Kreatörü & Şimdiki Zaman Gözlemcisi" olarak tanımlamaktadır.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. Merhaba. Makaleyi okuyunca lanet diye bahsedilen şeyin sebebi olarak aklıma tek şey geldi : Tılsım/Cinler. İsmi geçen kişilerin başına gelenlere ben inandım çünkü, şuanda da tarihi eser bulmak için kazı yapan kişilerin başlarına doğa üstü olaylar geliyor. Youtube bu konuda tecrübelerini anlatan insanların videoları var. Videolar dışında gerçek kişilerde anlatıyor benzer olayları. Eğer bunlar şehir efsanesi olsa neden birsürü kişi benzer şeyler anlatsın. Yaşamışki anlatıyor. İnanmak isteyen inanır inanmak istemeyen inanmaz. Ben kendi fikrimi anlattım. Saygılar..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı