Yeniçağ

Kraliçe 1. Elizabeth Dönemi: Mevzubahis Taç İse Dinsel Hoşgörü Olur mu?

Tudor dönemi üzerinde çalışan tarihçiler arasında 1. Elizabeth dönemini dinsel hoşgörü dönemi olarak adlandıranlar ve Elizabeth’i dinsel hoşgörünün timsali olarak  tanımlayanlar bulunmaktadır. Bu şekilde düşünen tarihçilerin dayandığı başlıca iki  husus vardır; birincisi Elizabeth’in din konusunda kişisel tutumu; ikincisi ise uyguladığı iç ve  dış politikanın gerektirdikleridir.  

İngiltere Kraliçesi 1. Mary’in  1558 yılında vefatı üzerine İngiltere tahtına çıkan 1. Elizabeth 1603 yılına kadar İngiltere’yi yönetmiştir; Elizabeth  Tudor hanedanlığının tahta en uzun süre kalan monarkıdır. Tudor hanedanlığı dönemi, İngiltere tarihine Protestan reformasyon sürecinin başladığı ve 1. Mary dönemi hariç kararlılıkla sürdürüldüğü dönem olma açısından damga vururken,  din kaynaklı çatışmalar ve idamların yaşandığı dönem olması açısından da “Tudor tiranlığı” olarak adlandırılır.  Tudor dönemine tiranlık  yakıştırmasının asıl kaynağı Kral 8. Henry’in Katoliklere, kızı Kraliçe 1. Mary’nin ise Protestanlara uyguladığı baskı ve şiddettir; bu dönemde monark ile aynı inancı paylaşmayan İngilizler korku ve zulüm altında yaşamıştır. Ancak Tudor hanedanlığının son monarkı olan Kraliçe 1. Elizabeth’in hükümranlığını  “Tudor tiranlığının” bir parçası olarak görmek doğru mudur?

Tudor dönemi üzerinde çalışan tarihçiler arasında 1. Elizabeth dönemini dinsel hoşgörü dönemi olarak adlandıranlar ve Elizabeth’i dinsel hoşgörünün timsali olarak  tanımlayanlar bulunmaktadır. Bu şekilde düşünen tarihçilerin dayandığı başlıca iki  husus vardır; birincisi Elizabeth’in din konusunda kişisel tutumu; ikincisi ise uyguladığı iç ve  dış politikanın gerektirdikleridir.

Kraliçe 1. Elizabeth kişisel olarak dini konulara meraklı, teolojiye ilgili  bir monark olmamıştır; ne büyükbabası 7. Henry’in Katolisizme, ne de babası 8. Henry’in Protestanlığa duyduğu ilgiyi paylaşmaktadır. 8. Henry ve Anne Boleyn’in kızı olması itibarıyla  Protestan olmadığı  iddia edilemez ancak ablası 1. Mary döneminde Katolik Kilisesi ayinlerine katılmakta bir sakınca görmediği gibi  Henry M. Shires’in makalesinde altını çizdiği üzere  İngiltere tahtına oturtuktan sonra da  Katolik Kilisesi ayinlerine katılmıştır. Diğer taraftan babası 8. Henry ile erkek kardeşi 6. Edward döneminde gerçekleştirilen ve İngiliz reformasyonunun temellerini oluşturan dini düzenlemeleri restore ederek ablası 1. Mary’nin ara verdiği Protestan reformasyon sürecini tekrar başlatmıştır. Kraliçe 1. Elizabeth’in Protestan olmadığını düşünmemizi sağlayacak hiçbir somut gerekçe yoktur ama  O yine de inancını  açık etmekten hep kaçınmıştır.  Kraliçe 1. Elizabeth’e atfedilen bir söz vardır; “insanların ruhuna pencere açamam”. Kraliçe adeta kendi  ruhuna pencere açılmasını da istememiştir.  J.W.C Wand’ın ifadesiyle Kraliçenin inancı “keşfedilemezdir.” İşte bu husus, “keşfedilemez olma”  hususu,  Kraliçenin dini  hoşgörüye sahip olduğu görüşünün hem kaynağı hem de delilidir; zira Kraliçe dini hoşgörüye sahip olmasaydı, hangi inanç grubunu baskıladığının tespiti, Kraliçenin inancını da “keşfedilir” kılardı.  Kraliçe 1. Elizabeth’in din konusunda hoşgörülü olduğun görüşünün ikinci kaynağı  ise iç ve dış politika ile bağlantılıdır; zira Kraliçe ülkesinin Katolik-Protestan kutuplaşması içinde olduğunu ve kutuplaşmanın bir iç savaşın kaynağı olabileceğini biliyordu; ülkesinde birlik ve beraberlik isteyen Kraliçe, herhangi bir inanç grubunu dışlamak, baskılamak istemedi. Dış politika konusunda ise savaş ve çatışma yanlısı olmayan 1. Elizabeth İngiltere’ye karşı İspanya-Papalık ittifakı oluşmasından çekiniyordu; İngiltere’deki Katoliklere kötü davranmak suretiyle   özellikle de İspanya’nın düşmanlığını üzerine çekmekten kaçındı.

Buraya kadar yazdıklarım ışığında Kraliçenin dinsel hoşgörüye sahip olduğu ve dolayısıyla da hükümranlığı döneminde İngiltere’deki Katoliklerin mutlu mesut yaşadığı sonucuna varabiliriz; ancak vardığımız bu sonuç güçlü temellere dayanan itirazlara açıktır. Zira 1. Elizabeth döneminde İngiltere’deki Katolikler mutlu mesut yaşamamıştır.  Bu durumun nedeni de Elizabeth’i hedefine koyan ve İngiltere’nin içişlerine karışmakta bir sakınca görmeyen Papalıktır. Papalık, öncelikle,   Elizabeth’i Katolisizme dönmeye davet etmiştir; Elizabeth bu çağrıya olumlu yanıt vermemiştir. İngiltere ve Papalık arasında diplomatik ilişkiler kesilmiş; 1559 yılından sonra İngiltere Papalık elçisi, Papalık da İngiltere temsilcisi  kabul etmemiştir Papalık, ayrıca,  İngiltere’deki Katolikleri “Elizabeth ve Papalık” arasında tercih yapmaya zorlamış, bazı tarihçilerin ifadesiyle Katolikleri isyana sevk etmek istemiştir. Elizabeth’i bir türlü Katolisizme çekemeyen Papalık 1570 yılında,   “Regnans in Excelsis” düzenleyerek  Elizabeth’i aforoz etmiştir. Papalık aforozunda Elizabeth’den  “sözde Kraliçe”  olarak bahsetmekte, İngiltere tahtını gasp ettiğini ifade etmektedir. Protestan Elizabeth için Roma’dan gelen aforozun bir önemi yoktur ama bu aforoz Katoliklerin Elizabeth’i tahtan indirme girişimlerine gerekçe olması açısından önem taşımaktadır. Üstelik Katoliklerin İngiltere tahtı için bir adayları da vardır; Kral 7. Henry’nin torunlarından İskoçya’nın Katolik Kraliçesi Mary Stuart…  Papalığın Elizabeth’e yönelik tavrı sertleştikçe Elizabeth’in de Katoliklere yönelik baskısı artmıştır. Bu açıdan İngiltere’deki Katoliklerin koşullarını Kraliçenin dinsel tutumunun değil de Papalığın Kraliçeyi hedef alan politikalarının belirlediğini, Katolikler zulme uğramış ise bunun nedeninin Elizabeth’in  hoşgörüsüzlüğü olmadığı ileri sürülebilir.  Ancak bu argümana da itiraz edilerek, İngiltere’deki Katolikler üzerindeki baskının Papalığın tutumundan kaynaklanmadığı, zira 1. Elizabeth tahta oturur oturmaz yapılan iki düzenleme ile (Act of Supremacy, Act of Uniformity) ile Papalığın politikasından bağımsız olarak Elizabeth’in Katoliklere baskı yapmak istediği de belirtilebilir. Bu iki düzenlemeye dayanarak Katoliklerin tutuklandığı, hapse atıldığı doğrudur; ancak ilk Katolik idamının 1577’de gerçekleştirildiği düşünülürse,  Elizabeth döneminde Katoliklere yönelik zulmün kaynağının Papalık’ın Elizabeth’e karşı tavrı olduğu argümanı güçlenir.

Üstelik tarihçiler, “din savaşları çağı” olarak adlandırılan bu çağda, Elizabeth’in hem seleflerine nispetle, hem de Kıta Avrupası’ndaki monarklara nispetle dinsel hoşgörüye sahip olduğunun altını çizerler; ancak Elizabeth’in dinsel hoşgörüye sahip olması bu dönemde Katoliklerin idam edildiği gerçeğini gölgeleyemez. Kimi kaynaklara göre 189, kimilerine göre 200’ü aşkın Katolik idam edilmiştir. Ancak Elizabeth yönetimi bu idamları dinsel olmaktan çıkartarak,  İngiltere’nin ve Taç’ın güvenliğinin temini amacıyla siyasi gerekçeler nedeniyle gerçekleşen idamlar olarak lanse etmiştir; zira Katolik idamlarının gerekçesi “sapkınlık” değil, “ihanettir”; idam edilenler  halkı Elizabeth’e ve Taç’a karşı ayaklanmaya çağırmakla suçlanmıştır. Bu durum,  Elizabeth döneminde Papalığın dini bir otoriteden ziyade İngiltere’nin içişlerine karışan yabancı bir güç olarak algılanmasına paralellik arz eder.  Elizabeth’in sağ kolu diyebileceğimiz William Cecil, Papalığı Elizabeth’i meşru görmeyerek, halkın Kraliçeye olan bağlılığını yok etmeye çalışan bir güç olarak tanımlar. Bu noktada İngiltere’de siyasi aidiyet ve dini aidiyet kavramlarının içiçe geçtiğini görüyoruz; bir İngilizin aynı anda Papalığa bağlı bir Katolik ile Taç’a bağlı bir yurttaş olması imkansız hale getirilmiştir. Hal böyle olunca Elizabeth’in dinsel hoşgörüye sahip olup olmaması meselesi ile İngiltere’deki Katolik idamları arasındaki bağlantı koparılmıştır. Elizabeth yönetimi açısından Katolikler inançları nedeniyle değil eylemleri nedeniyle cezalandırılmaktadır.

Katoliklerin inançları yüzünden değil eylemleri yüzünden idam edildiğine yönelik Elizabethan söylem, bir siyasi propaganda olarak  tanımlanabilir; zira Katoliklerin sadece Katolik oldukları  için idam edildiğine yönelik  görüşler de dikkat çekicidir. Mesela 1581 yılında idam edilen bir Katolik,  mahkemede eylemlerinin değil, düşüncelerinin yargılandığını ileri sürmüş, Kraliçeye yönelik tahtan indirme planlarını ise kurgusal eylemler olarak tanımlamıştır.

Aslında bu noktada belirtilmesi gereken, Elizabeth döneminde İngiltere’de Taç’a aidiyet ve dini aidiyetin içiçe geçtiği koşullarda, mevzubahis Taç’ın güvenliği olunca dinsel hoşgörünün sahneden çekilmiş olduğudur. Taç’a aidiyet ve dini aidiyetin içiçe geçtiği bu koşullarda Elizabeth’in dinsel hoşgörüye sahip olup olmaması da önemini yitirmektedir.

Kaynaklar

Claire Cross, “Orthodoxy, Heresy and Treason in Elizabethan England”, French Journal of British Studies, vol.18, 2013, s. 1-9.

Henry M. Shires, “The Conflict Between Queen Elizabeth and Roman Catholicism”, Church History, Vol.16, No.4, 1947, s.221-233.

John E. Drabble, “Mary’s Protestant Martyrs and Elizabeth’s Catholic Traitors in the Age of Catholic Emancipation”, Church History, Vol.51, No.2, 1982, s. 172-185.

John H. Chapman, “The Persecution unnder Elizabeth”, Transactions of the Royal Historical Society, Vol.9, 1881, s. 21-43.

Roger Bigelow Merriman, “Some Notes on the Treatment of the English Catholics in the Reign of Elizabeth”, The American Historical Review, Vol.13, No.3, 1908, s.480-500.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı