Modern Çağ

Garip İki Hikâye: Demiryolları ve Çay

Çayın babası Zihni Derin’in gayretleriyle hükümet, 407 Sayılı Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun’u çıkardı. Bölge biraz da olsa refaha kavuştu ve işsizlik azalmaya başladı.

Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan… Evet ördük, ama sonra yeter bu kadar demiryolu diyerek örmeyi bıraktık. Esasında el çektirildik. İyi bir şeyler yapmaya kalkıştığımızda yine birileri “Yeter bu kadar” diyerek önümüzü tıkadı. Her yenilikte olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemleri de her alanda atak faaliyetlerle geçti.

Çay üretimi 1800’lü yıllardan beri bir türlü başarılamıyordu. Cumhuriyetle birlikte Zihni Derin faktörü ortaya çıktı. Devlet önayak oldu Zihni Derin’e. Batum’a gitti. Birçok çay türünü araştırdı. Başarısız oldu, yılmadı. 300 yıllık köhne bir bürokrasiyle uğraşmak kolay değil. Ankara’nın görevlendirdiği bu adam hep çalıştı. Komisyonlar kurdu, raporlar yazdı. Ne yaptı etti ama çayın doğru düzgün Anadolu’da yetiştirilmesi için her şeyi yaptı. Sonuç ortada. Mevcutta çay, Türkiye’de sudan sonra en fazla olan tüketilen içecek unvanına sahip şu sıralar.

Çayın babası Zihni Derin’in gayretleriyle hükümet, 407 Sayılı Rize Vilayeti ile Borçka Kazasında; Fındık, Portakal, Limon, Mandalina, Çay Yetiştirilmesi Hakkındaki Kanun’u çıkardı. Bölge biraz da olsa refaha kavuştu ve işsizlik azalmaya başladı. Bu yasal düzenlemeyi 1940 yılında 3788 Sayılı Çay Kanunu izledi. Böylece devlet, artık başarılı olan çay üretimini kontrol ve güvence altına almayı hedefledi. Kanunda, çay üretimi yapacaklar için ruhsat alınması zorunluluğu da getirildi. Çay ile ilgili ilk fabrika 1947 yılında açıldı ve onu takip eden fabrikalarla birlikte 1985 senesine bu sayı toplamda kırk beşi buldu.

İşin ilgi çekici yanı şu: ilk zamanlarda ürettiğimiz çaylar kendimize bile yetmemiş ve Anadolu’nun ihtiyaç duyduğu çay, 1963’e kadar ithalatla tamamlanmaya çalışılmıştır. İlk defa 1963 yılında dengelenen üretim ve tüketim, birilerinin dikkatini çekmiş. 1984 yılında 3092 Sayılı Çay Kanunu çıkartılmış. Böylece çay üretimi devlet tekelinden alınarak özel sektöre kendi ellerimizle kuzu kuzu devredilmiştir. Yetti mi, yetmedi!

Girin Çaykur’un internet sitesine. Kurumun tarihçesiyle ilgili bir bölümü okuyun. Bu süreçten sonra Çaykur, bir o statüye sokulmuş, bir bu statüye evrilmiş. Bir şu bakanlığa geçmiş bir bu bakanlığın uhdesine taşınmış. Âdeta bir sandalye kapmaca yarışı. Şimdilerde yerli çaydan çok ithal çay görür olduk. Çayın babası Zihni Derin’in çalışıp didindiği ve başarıya ulaştırdığı Türkiye’de çay üretiminin şu anki durumu budur.

Bir başka mevzuumuz demiryolları. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren demiryolu ağlarına son derece ehemmiyet verilmiş ve gerçekten de eldeki imkânlar zorlanarak yapılabilen her yere demiryolu götürülmeye çalışılmış. Nasıl ki çayın babası Zihni Derin ise, demiryolunun babası da Nuri Demirağ’dır.

Herkesçe mâlum, bir ülkenin telekomünikasyonu, ulaşım hatları, enerji santralleri gibi hayati organları özel sektörün elindeyse dolaylı olarak bir bağımlılıktan bahsedebiliriz. Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki demiryolları imtiyazları, cumhuriyetle birlikte ortadan kalkmış ve demiryolları devletleştirilmiştir.

Cumhuriyetin kuruluşundan önceki dönemde Anadolu topraklarında kalan çok sınırlı bir demiryolu ulaşımı mevcuttu. Cumhuriyetle birlikte 1923 ilâ 1940 yılları arasında 3359 kilometre demiryolu yapıldı. 1940 ve 1960 arası dönemde 600 kilometre demiryolu inşa edildi. 1960 ve 2003 arasında 847 kilometre demiryolu yapıldı. 2003’den 2014’e kadar ise 1213 kilometre hızlı tren demiryolu inşası gerçekleştirildi. 2014 – 2017 arasında ise yapılan demiryolu 1805 kilometreye ulaştı. Yukarıda verdiğim bilgilerin hepsi, TCDD’nin yayınladığı Osmanlı’dan Bugüne Demiryolları kitabından alınmıştır.

Demiryolu neden önemlidir? Teorikte bakıldığında onlarca tırın taşıyamayacağı yükü, vagonları aracılığıyla sadece bir tren ülkenin bir başından diğer ucuna çok daha ekonomik koşullar altında ve hızlı bir şekilde götürebilir. Yakıtı ucuzdur. Yerlidir. Güvenlidir.

Türkiye, cumhuriyetle birlikte demiryollarına ayrı bir önem vermiş ve ekonomik kalkınmanın bilincinde olarak ana yurdun dört bir yanını demir ağlarla örmüştür. Ancak sonra birileri tıpkı çay mevzusunda olduğu gibi bu konuda da uyanmış ve hareket geçmiş. Ülkenin resmî ulaşım politikası demiryolundan yanayken, birden tepetaklak bu politika değişmeye başlamış ve trenler için artık modası geçmiş ifadeleri siyasetçiler tarafından kullanılmıştır. 1940’a kadar yapılan demiryolu inşaatı o tarihten sonra birdenbire niye durmuştur?

Demiryolu ulaşım ağının yokluğu, petrolü bize satan yabancı dev firmaların Türkiye’de peyda olmasını sağladı. Uygun otomobil kredileri bankalar tarafından verildi. Lüks araçlar satıldı. Dolaylı olarak yabancı hükümetlerle ilişkili olan petrol firmaları bu kadar hâcimli bir müşteri kitlesini, demiryolları yapılsaydı nasıl bulabilirdi?

Avazımız çıktığı kadar: “Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan…”

Daha Fazla Göster

Gürkan Canpolat

Alternatif Tarih'in kurucularından. Teknik altyapı ve destek hizmetini sunmaktadır. İstanbul ve Celal Bayar'da tarih okudu. Asıl mesleği bilişim sektörü üzerinedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı