Eski ÇağlarGenel
Trend

İnsanlık Târihinin Kurumsallaşmış Yüz Karası; Kölelik & Târihî Seyri

"İki Ayaklı Mülkler"

İnsanlık târihinin en karanlık sayfalarından biri olan köleliğin, en yoğun görüldüğü toplum; Antik Yunan’da, henüz kölelere isim bulunurken bile “niyet” açık edilmişti. Kölenin köken karşılığı, “vurmak” anlamına geliyordu.

Antik çağlardan îtibâren var olan kölelik; târih boyunca sayısız rezilliği barındıran bir kavram, bir müessese, bir olgu… Hiçbir istisnâsı olmaksızın, “bir insanın, başka bir insanın malı” olması anlamına gelen kölelik, asırlar boyunca milyonlarca insanın gözyaşına, kanına, canına mâl olmuştu!

“İki Ayaklı Mülk, Dört Ayaklı Mülk”

Kölelik, en yoğun biçimde Antik Çağ’da görülmüştü. Firavunlar, sinekleri kendisinden uzak tutmak için çevresinde vücûdu balla sıvanmış birkaç köle bulundururdu. Yine firavunlar, öldüklerinde, hizmetçileri de öldürülüp kendileriyle birlikte gömülüyordu.

Hititler’de, kimi basit köle suçlarının, hattâ kabahâtlerinin bile cezâsı ölümdü; üstelik çoğunlukla da dövülerek!

Hindistan’daki Brahman Kânunları’nda; köleler, “iki ve dört ayaklı” olarak tasnîf edilirdi. Köle, bir insansa; “divipada (iki ayaklı mülk)”, evcil hayvansa “çatuspada (dört ayaklı mülk)” şeklinde anılıyordu.

Ünlü Filozof Aristo’dan “Kölelik Güzellemesi

Kölelik, birçok antik toplumda görülse de bu insanlık dışı uygulamayı asıl “geliştiren” ve “kurumsallaştıran” ise Yunan toplumu olmuştu. Öyle ki kimi filozoflar, bu uygulamaya dâir çeşitli pratik düşünceler geliştirmişler; köleliğin nasıl “zarûrî” olduğunu anlatmışlardı.

Aristo, “Politika” isimli eserinde; “Köle, doğa gereği kendine değil, başkasına âit birisidir. O, tabiat îcâbı, köledir. İnsan da olsa, mülkün bir parçası olan şey, başkasına âittir. Köle, bir işi yapmamıza yardım eden bir âlettir.” demişti.

Bir diğer filozof Platon da “Kölelerin ruhlarında, sağlıklı hiçbir unsur yoktur!” diyordu.

“Târih Boyunca Kölelik” adlı kitabında, Prof. Dr. Hasan Malay; “Antik çağ düşünürleri, köleliğin ne olduğuna kafa yormuşlar ama kölelerin içinde bulundukları güç koşulları, hiç tartışmamışlardır. Zâten yöneticiler de özgür insanla köleyi, belirgin bir şekilde birbirinden ayıracak yasalar çıkarmış; uygulamada da hiç ödün vermemişlerdir.” diyor.

Yunanlılar, daha köleliği, köleleri tanımlarken; bu insanları nasıl gördüklerini, ortaya koymuşlardı. Antik Yunan’da köleye “pain” diyen Yunanlılar, bunu; “dövmek, vurmak” fiîlinden (paiein) türetmişlerdi. Kölelerle ilgili olarak günlük hayatta en çok kullanılan tâbir, buydu.

Romalılar da benzer kökten “puer”i kullanırlar, hattâ bununla da yetinmez; köleyi, efendisine izâfe ederlerdi. Köleler, Marcipuer; “Marcus’un kölesi”, Gaipor; “Gaius’un kölesi” şeklinde çağrılırdı.

Roma, Haydut Bir İmparatorluktu

Bir “haz toplumu” olan Antik Yunan ve Roma’da, bütün o sefih yaşantıların sürdürülebilmesi için çok sayıda köleye ihtiyaç vardı. Bu insan kaynağı ihtiyâcı da “savaşlar, korsanlık, haydutluk, mahkeme karârı, terk edilmiş çocuklar, borç nedeniyle bedenini kullanıma sunma, efendi evinde doğma” gibi sayısız yöntemle sağlanıyordu.

Ünlü hatip ve devlet adamı Cicero, bir arkadaşına yazdığı mektupta; “Britanya seferinin sonuçları, sabırsızlıkla bekleniyor ama adada gümüş yok. Bu durumda tek umûdumuz, bolca köle toplamak…” diyordu.

Köleler, tek tek hiçbir öneme sâhip olmasalar da ekonomiye olan olumlu katkılarından dolayı, kitlesel olarak çok önemliydiler. Öylesine önemliydiler ki; Roma’daki bâzı “kanunlarda, “30 yıl geçmeden âzât edilemez!” hükmü yer alıyordu.

Kimi târihçiler, Jul Sezar’ın, bütün yöneticilik hayâtı boyunca köle yaptığı insan sayısının, bir milyon dolayında olduğunu yazar. Bir dönem Roma yönetimi, işi o kadar azıtmıştı ki; yabancı ülkelerden değişik gerekçelerle gelen kişileri, hattâ bâzı elçiler ve mâiyetindekileri dâhi köleleştirmeye başlamışlardı. Bu kişiler, ancak yüksek fidyeler karşılığında özgürlüklerine kavuşabiliyorlardı.

Köleler, “agoralarda” satılıyor, tıpkı bir eşyâ gibi, yanlarına konulan levhâlarda; “Güçlüdür, tembeldir, 76 kilo, sağ kolu sakattır, bir gözü görmez, boyu 1.70, yabancı dil bilir, kaçabilir…” gibi çeşitli ibâreler yer alıyordu. Efendilerin hakkı olan pek çok şey, köle için ihlâli hâlinde büyük cezâlar alacağı bir suç sayılırdı. Meselâ Antik Yunan’da, saç uzatmak, özgür insanların hakkıydı; köleler, saçlarını aslâ uzatamazlardı.

Dönemin resimlerinde, köleler, istinâsız bir biçimde, efendilerinden kısa boylu olarak tasvîr edilirlerdi.

Diyojen Bile Köle Olmuştu!

“Gölge etme, başka ihsân istemem!” sözüyle tanınan ünlü filozof Diyojen de bir dönem köle olmuştu. Korsanlar tarafından kaçırılan Diyojen, köle pazarında satışa çıkartılmıştı. Diyojen’in, kendisini kaçırana, kalabalığın içindeki bir köle tüccarını göstererek; “Beni, ona sat; çünkü onun bir efendiye ihtiyâcı var.” sözü de böylece meşhur olmuştu.

Kölelikle ilgili olarak, Roma’da tam bir iki yüzlülük vardı. Romalı seçkinler, Senato’da ya da toplum karşısına haydutluk nedeniyle gelen başka ülkelerin seçkinleri olan köleler için eleştirel sözler sarf ediyor ama haydut çetelerinin en büyük alıcıları da yine onlar oluyordu.

Kölelerin İş Yükümlülükleri

Yunan ve Roma toplumlarında, kölelere yaptırılan işler, efendilerinin onları gerçekten de birer “âlet” gibi gördüklerini ortaya koyar. Bu “işlerden” bâzıları, şöyleydi: “Şeytan tırnağı kesmek, elinde bir saat ve trampetle bekleyip efendisini uyandırmak, efendisini giydirmek, tütsü tutmak, şiir ezberlemek, eve gelen misâfirlerin isimlerini hatırlamak, Homeros’u ezbere okumak, efendi ve konuklarının konuşmalarını not almak, diyet yapan efendisinin yiyeceklerini ortadan kaldırmak, gladyatörlük yapmak, arenada vahşi hayvanlarla dövüşmek, efendisinin hasmını öldürmek, ev sâhiplerinden biri öldüğünde siyahlar giyerek cenâze törenine katılmak ve ağlamak, şenliklerde özgür insanlar gibi değil, kaba ve gülünç bir biçimde dans etmek vs…”

Onca Kötülük, Büyük İsyanları Doğurdu

Kölelere bu derece kötü davranılması, doğal olarak, isyanları da gündeme getiriyordu. Roma İmparatorluğu’nda, şartların giderek ağırlaşması, büyük bir isyâna yol açmıştı. Spartaküs Ayaklanması, bunların en büyüklerinden biriydi.

MÖ 73 yılında, gladyatör olarak satılan Spartaküs, peşine taktığı diğer kölelerle birlikte, Vezüv Dağı’na çıkmıştı. Peş peşe katılımlarla birlikte, Spartaküs’ün etrâfında kısa sürede, 100 bin civârında köle toplanmıştı. Neredeyse kurumsal bir orduya dönüşen topluluk, Spartaküs’ün bir çatışmada öldürülmesiyle birlikte dağılmış; korkutucu ayaklanma da böylece sona ermişti.

Târihe geçen diğer bâzı ayaklanmaların belli başlı olanları ise şunlardı: Khios Ayaklanması, Çoban Ayaklanması, I. Köle Savaşı ve II. Köle Savaşı.

Daha Fazla Göster

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Celâl Bayar Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Târih Bölümü ile aynı üniversitenin; Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Yine aynı üniversite ve enstitünün; Târih Anabilim Dalı'nda, Doktora (Ph.D.) eğitimine devâm etmektedir. Şer'îyye Sicilleri konulu tezleri, Türk Halk İnanç ve İnanışları'yla ilgili araştırmaları, Türk Târihi ile özelde Klasik Dönem Osmanlı Târihi vs. alanlarda sayısız çalışmaları mevcuttur. "Alternatif Târih, Türkmen Irımları (Halk İnanışları), Şahsiyetler, Alternatif Târih Metinleri, Târihin Öteki Dünyâsı (Sıra Dışı Olaylar ve Karakterler)" gibi yayımlanmış kitapları, "Meczûp" vb. editörlüğünü üstlendiği yayınlar ile çeşitli makâleleri bulunmaktadır. Kendisini; "Târih Kreatörü & Şimdiki Zaman Gözlemcisi" olarak tanımlamaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı