Türk Tarihi

Milli Mücadele Ekseninde Teşkilat-ı Esasiye Kanunu

Teşkilat-ı Esasiye’nin ilk 9 maddesi yönetim ve rejimle alakalıdır. Diğer maddeler ise idareye yönelik olmakla beraber; vilayet, kaza, nahiye ve bölge genel valiliği gibi yerel yönetimlerden bahseder.

Osmanlı Devleti, Fatih Sultan Mehmet’in hazırladığı Kanunname-i Ali Osman’dan itibaren belirli bir anayasa çerçevesinde yönetilmekteydi. Hem şeri hukuk hem de örfi hukuk olmak üzere ikiye ayrılan yasaların modern anlamda düzenlenmesi ise ilk defa 1876 yılında ilan edilen Kanun-i Esasi (I. Meşrutiyet) ile gerçekleşmiştir. I. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinin ardından imparatorluğun yavaş yavaş yok olmasıyla birlikte Milli Mücadele dönemi başlatılmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisi kurularak bizzat Mustafa Kemal Atatürk tarafından Teşkilat-ı Esasiye Kanunu oluşturulmuştur. Yeni bir rejimin ayak sesleri olan bu anayasa, hâlihazırda yaşanan olağanüstü durumun da eksenini çizmeye yetiyor. Bu nedenle ilk olarak ulusal direniş hareketinden ve adım adım Teşkilat-ı Esasiye’ye giden sürecin nasıl işlediğinden bahsetmek istiyoruz.

Yunan İşgalleri ve Kuva-yı Milliye

I. Dünya Savaşı’nda alınan ağır mağlubiyetten sonra 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması ile beraber Osmanlı’nın eli kolu bağlanacak ve İtilaf Devletleri hedeflerine ulaşabilmek adına hızlı bir şekilde işgal faaliyetlerine girişeceklerdi. 19 Mayıs 1919’da 9.Ordu Müfettişi olarak Samsun’a ayak basan Mustafa Kemal, bu işgallere karşı halkı örgütleyebilmek adına ilk etapta protesto mitingleri tertip edilmesini istedi. [1]

Ülkenin en ücra köşelerinde bile kısıtlı imkânlar dâhilinde silahlı birlikler kurulmaya başlanırken bir taraftan Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri toplanıyor bir taraftan da Kuva-yı Milliye milisleri hazırlanıyordu. Kırşehir, Keskin, Beypazarı, Maden, Ankara ve Boğazlıyan’da birleşen kuvvetler Batı ve Güney Cepheleri’ne yollandılar. Memleketin kurtuluşundan başka bir şey düşünmeyen bu vatanperver insanlar, Kuva-yı Milliye’yi bütün partilerin ve siyasi eğilimlerin üzerinde tutarak gönüllü bir şekilde kıyasıya çarpışmaya gittiler. [2]

15 Mayıs 1919’da İzmir işgal edildi. Akabinde Ayvalık, Manisa ve Aydın’ın da Yunanlılar tarafından ele geçirilmesinden sonra yerli Rumların desteği alınarak “Kahrolsun Türkler!” sloganları eşliğinde büyük katliamlar gerçekleştirildi. Burada oluşturulan Kuva-yı Milliye birliklerinin en önemlilerine örnek vermemiz gerekirse eğer şu isimleri sayabiliriz; Sarayköy Müfrezesi, Demirci Efe Müfrezesi, Yörük Ali Efe Müfrezesi, Sökeli Ali Efe Müfrezesi, İsmail Efe Müfrezesi, Mestan Efe Müfrezesi, Zurnacı Efe Müfrezesi, Isparta Mücahitleri, Demiralay, Çelikalay. [3]

Devam eden süreçte Soma, Akhisar ve Bergama’nın da işgal edilmesinin ardından bölgede yeni bir cephe açılması kararlaştırıldı. Bu cepheye; 61.Tümen Komutanı Albay Kazım, Yüzbaşı Kemal, Akhisarlı Parti Pehlivan ve Hafız Hüseyin Bey liderlik etti. Askeri birliklerin ve gönüllü müfrezelerin arttırılmasıyla beraber bir gece Bergama’daki Yunan kuvvetlerine ani bir baskın yapıldı. Böyle bir saldırıyı hiç beklemeyen Yunanlılar, çok büyük zayiat vererek adeta tarumar oldular. Ancak aralarından kaçmayı başarabilen bazı düşman subayları Menemen’de katliam yapıp pek çok Türk’ü öldürdüler. [4]

Küçük küçük zaferler kazanan Kuva-yı Milliye belirli bir düzene sahip olmamasından dolayı nihai sonuca bir türlü ulaşamıyordu. Yine de birliklere verilen destek ve eklenen kuvvetler her geçen gün artmaya devam etti. Özellikle Giresun’dan gelen Çerkez Ethem ve maiyetindeki askerler; Balıkesir, Anzavur ve Yozgat (Çapanoğulları) isyanlarını bastırarak direnişe ciddi bir katkı sağladılar. Yunanlılar’ın saldırıları tam anlamıyla durdurulamasa da yaklaşık 1 buçuk yıl boyunca insanüstü bir mücadele örneği gösterilip hem halkın morali yükseltildi hem de düşman askerleri yıpratıldı. “Megali İdea” hedefiyle yola çıkan Yunanlılar, İtilaf Devletleri’nin desteği olmadan en ufak birlikler karşısında dahi yeterince başarı elde edemediklerini gördüler. [5]

TBMM’nin Açılışı

Mustafa Kemal çalışmalarına hız kesmeden devam ederek sırasıyla Havza ve Amasya Genelgeleri’ni, hemen sonrasında da Erzurum ve Sivas Kongreleri’ni düzenledi. Temsil Heyeti ile İstanbul Hükümeti arasında ifa edilen Amasya Görüşmeleri sonucunda ise ivedi bir şekilde Meclis-i Mebusan’ın tekrar açılması kararlaştırıldı. Meclis, 28 Ocak 1920’de Misak-ı Milli gibi önemi ciddiyet arz eden bir konuda fikir birliğine varıp ayrılıkçı düşünceleri bir kenara bırakmayı başarınca; İtilaf Devletleri bu duruma son derece sert bir şekilde tepki gösterdiler ve Meclis-i Mebusan’ı dağıtarak 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal ettiler. [6] Bu gelişmenin ardından direnişi başka bir boyuta taşımak isteyen Mustafa Kemal; vilayetlere, livalara ve kolordu komutanlarına bir emir gönderip yeni bir meclisin Ankara’da toplanacağını ve eski Meclis-i Mebusan üyelerinin de bu oluşuma katılabileceklerini duyurdu. [7]

Mustafa Kemal bir yandan meclisi kurabilmek adına faaliyetler yürütürken, bir yandan da İstanbul’daki Damat Ferit Paşa Hükümeti’nin ateşlediği iç isyanlarla boğuşuyordu. Planlanandan geç de olsa 23 Nisan 1920 tarihi saat 13.45’te, Sinop milletvekili Şerif Bey’in şu sözleri ile TBMM açıldı;

Bu yüce meclisin en yaşlı başkanı sıfatıyla ve Allah’ın izniyle milletimizin iç ve dış tam istiklal dahilinde mukadderatını doğrudan üstlendiğini ve idare etmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum. [8]

Meclise hükümet kurulmasını teklif ettikten sonra Mustafa Kemal: “TBMM’de yoğunlaşan milli iradenin, doğrudan doğruya vatanın kaderine el koymuş olduğunu kabul etmek en temel ilkedir.” ifadesiyle bu ilke ışığındaki bir hükümetin milli hâkimiyet esasına dayanan bir halk hükümeti, hatta cumhuriyet olacağını belirtti. [9] Ona göre bağımsızlık için mücadele, tüm ulusun desteğine ve etkin bir biçimde harekete katılmasına dayanıyordu. Aksi takdirde elde edilecek olan bağımsızlık, Asya ve Afrika’da yer alan devletlerin yalnızca askeri kuvvetleri sayesinde kazandıkları bağımsızlıkla eşdeğer olur ve sınırlı ordu gücü nedeniyle bir süre sonra başka ülkelerin idaresi altına girilebilirdi. Bu nedenle Mustafa Kemal modern bir Türk ulus-devletinin kurulması amacını güdüyordu. [10]

Düzenli Orduya Geçiş ve Çerkez Ethem İsyanı

Siyasal gelişmelere paralel olarak Batı Cephesi’nde Yunanlılar’la kora kor çarpışmaya devam eden Kuva-yı Milliye birlikleri, hiç şüphe yok ki son derece modern silahlarla donatılmış olan İngiliz destekli düşman ordusuna karşı yetersiz kalıyorlardı. Belirli bir disiplin anlayışına sahip olmayan bu müfrezelerin kendi içlerinde yarattığı karışıklıklar sahaya yansıyor, itaat altına girmek istemeyen gönüllü askerlerin sebep olduğu sorunlar ise bir hayli rahatsızlık veriyordu. Durumun vahametinin farkına varan Mustafa Kemal çare aramaya başladı. Çünkü gerçekleşen birtakım olaylar gösteriyordu ki milli mücadelede başarıya giden yol, milislerin tek bir idare altında toplanarak otoriteye bağlanmasından geçiyordu. [11]

Henüz resmi bir ordu kurulmamasına rağmen elindeki sınırlı sayıda asker ve Çerkez Ethem’in “Kuvve-i Seyyare” birlikleri ile Yunanlılar’a karşı Gediz Muharebeleri’ni gerçekleştiren Ali Fuat Paşa, hem Ankara’ya danışmadan böyle bir taarruza kalkıştığı hem de ağır bir mağlubiyet yaşadığı için Batı Cephesi komutanlığından alındı. Akabinde cephe ikiye ayrıldı ve esas Batı Cephesi Kumandanlığına İsmet Paşa, güneyde kalan kısmın kumandanlığına da Refet Bey getirildi. [12] Mustafa Kemal, görevinden azledilen Ali Fuat Paşa’yı karşılamaya gidip onu Kuva-yı Milliye üniformasının içerisinde görünce; böylesine önemli bir komutana bile bu kıyafeti benimseten ayrılıkçı düşünce ve zihniyet akımının Batı Cephesi’nde ne kadar tesirli olduğunu iyice anlamıştı.  Hemen akabinde İsmet Paşa ve Refet Bey’e; “Süratle düzenli ordu ve süvari birliklerini oluşturun.” emrini verdi. Böylece 8 Kasım 1920 tarihinde “düzensiz teşkilat siyasetini yıkma kararı” uygulamaya konmuş oldu. [13] Fakat yeni durumdan hiç hoşlanmayan bazı müfreze liderleri şiddetli bir şekilde tepki göstererek kendini ön plana atacak, bunların içerisinden en önemlisi ve en çok sorun yaratanı da Çerkez Ethem olacaktı. O, özellikle ağabeyleri Reşit Bey ve Tevfik Bey’den güç aldığı için onların karşı çıktığı düzenli ordu fikrine aynı şekilde karşı çıkıp kendini Kütahya Yöresi Kumandanı ilan etti. Batı Cephesi’nin himayesine girmeyeceğini duyurmasından sonra ise İsmet Paşa ile aralarında son derece keskin çekişmeler yaşanmaya başladı. Bu durumdan rahatsız olan Mustafa Kemal’in arayı bulma çabaları ve gönderdiği heyetler de işe yaramayınca, Çerkez Ethem’e karşı zaruri bir askeri müdahale gerçekleştirildi. Başarısız olan Çerkez Ethem, Kütahya’dan Gediz’e çekildikten sonra birliklerini dağıtarak Yunanlılar’a sığındı. [14]

I. İnönü Savaşı

TBMM düzenli ordu çalışmalarını hızla sürdürüp pek çok milis kuvveti bünyesinde toplarken, bu sırada Yunanistan’da önemli bir hükümet değişikliği yaşanmakta idi. Seçimleri kaybeden başbakan Venizelos’un ülkeyi terk etmesi ve kral Aleksandr’ın ölümünün ardından İngilizler duruma müdahale ederek Constantine’i iktidara getirdiler. Bu hamleyle beraber Türk-Yunan savaşını devam ettirmeyi hedefliyorlardı. [15]

Bursa-Uşak hattında karargâh kuran Yunanlılar, Türkler’in Çerkez Ethem isyanıyla uğraşmasını fırsat bilerek ani bir taarruza geçtiler. 6 Ocak 1921’de başlayan muharebe, çetin kış şartları altında eksik teçhizatla mücadele eden Türk ordusunu fazlasıyla zorluyordu. Ancak İsmet Paşa gerekli hazırlıkları kısa süre içerisinde yaptıktan sonra askerleriyle birlikte son derece şiddetli ve kanlı çarpışmalar gerçekleştirdi. Yunanlılar bu savunma hattını yarıp İnönü mevzilerini süratle geçmek istiyorlardı.  Ardından da Eskişehir’e kadar topyekün bir işgal hareketi başlatma planları vardı. Fakat savaş sahasında üç beş çeteci yerine düzenli bir Türk ordusu gördüklerinde işlerinin hiç de kolay olmayacağını anladılar ve akabinde verilen büyük kayıplar sonucu Bursa’ya çekilmek zorunda kaldılar. [16] Türk askeri kendisinden her anlamda kat kat üstün olan düşman kuvvetlerine karşı ciddi bir direniş örneği göstererek bir nevi burada rüştünü ispat etmiş oldu. Durumu değerlendiren Mustafa Kemal ise duyduğu memnuniyetle beraber I.İnönü Muharebesi’ni zafer olarak ilan etti. [17]

Düzenli ordunun ilk çetin sınavından başarıyla ayrılması özellikle iç isyanların bastırılmasını sağlamış ve halkın TBMM’ye olan güvenini perçinlemekle birlikte orduya katılma oranını arttırmıştır. Bu sayede hem Kuva-yı Milliye devrinin son bulması, hem Mustafa Kemal’in meşruiyet konusunda İstanbul’a karşı bir adım öne geçmesi, hem de Ankara Hükümeti’nin içerideki ve dışarıdaki itibarının yükselmesi gibi önemli kazanımlar elde edilmiştir. Ayrıca direniş hareketinin kaynağının Anadolu’da silah tutan birkaç asiden ibaret olmadığı, kuvvetin bizzat Türk milletinden alındığı kanıtlanmıştır.

İsmet Paşa savaş sonrasında; I. İnönü’de şehit olanlar, memlekette düzeni ve cephede ordu ile savunmayı temin etmek için hayatlarını feda etmişlerdir. Hiçbir savaşın şehitleri bu kadar olağanüstü şartlar içinde ve o derece dünya, hatta ahrete ilişkin menfaatlerden vazgeçerek hayatlarını feda etmemişlerdir.” yorumunu yaparak zaferin önemine dikkat çekmiştir. [18]

 Teşkilat-ı Esasiye’nin Kabulü

TBMM’nin açılmasının üzerinden 9 ay gibi uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen henüz tam anlamıyla ortak mutabakata varılan bir anayasa yapılabilmiş değildi. Bu nedenle meclisin düzeni, çalışma şekli ve niteliği gibi bazı meseleler hala daha askıda bekliyordu. Bir yandan rejim tartışmaları da sürerken İcra Vekilleri Heyeti 13 Eylül 1920 tarihinde TBMM’ye bir anayasa tasarısı sundular. “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Layihası” ismini taşıyan bu tasarı, önce meclis genel kurulunda ardından Encümen-i Mahsus komisyonunda görüşüldü. Maddeler tek tek gözden geçiriliyor ve bu metnin bir anayasa tasarısı değil adeta bir hükümet programı olduğu iddia edilerek vekiller arasında ciddi tartışmalar yaşanıyordu. Fakat tam da bu fikir ayrılıkları sürerken hem Çerkez Ethem kuvvetlerinin dağıtılması hem de I.İnönü Savaşı’nın galibiyetle sonuçlandırılması gibi iki önemi başarı elde edilince, bütün gerginlikler bir kenara bırakılıp anayasaya son şekli verildi. “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” TBMM tarafından 20 Ocak 1921’de, yeni Türk devletinin ilk anayasası sıfatıyla resmen kabul edildi. Bu sayede devletin adı da “Türkiye” olarak hukuksal mecrada meşrulaştırılmış oldu.  [19]

23 maddelik kısa bir metin olan Teşkilat-ı Esasiye, 1876 yılında oluşturulan Kanun-i Esasi’yi yürürlükten kaldırmadı. Aksine her iki anayasa da birlikte kullanılarak farklı görüşlerin bulunduğu mecliste yumuşak bir geçiş dönemi yaratılmak istendi. Yasama ve yürütme gücü tamamen TBMM’ye verilmekle birlikte olağanüstü bir Kurtuluş Savaşı’nın içerisinde bulunan devlet için “Meclis Hükümeti” sistemi uygulandı. Bunun bir neticesi olarak karar mekanizmasının daha hızlı çalışabilmesi adına güçler birliği ilkesi kabul edilecekti. [20]

Teşkilat-ı Esasiye’nin ilk 9 maddesi yönetim ve rejimle alakalıdır. Diğer maddeler ise idareye yönelik olmakla beraber; vilayet, kaza, nahiye ve bölge genel valiliği gibi yerel yönetimlerden bahseder. Ayrıca anayasanın içerisinde yargı konusunda herhangi bir madde bulunmamasına rağmen TBMM bu gücü, “İstiklal Mahkemeleri” aracılığı ile kullanmayı tercih etmiştir. [21]

Teşkilat-ı Esasiye’nin Maddeleri

İlk 9 madde şöyledir:

1) Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Yönetim şekli, halkın mukadderatını bizzat ve fiili olarak yönetmesi ilkesine dayanır.

2) Yürütme kuvveti ve yasama yetkisi, milletin tek ve gerçek temsilcisi olan Büyük Millet Meclisi’nde belirir ve toplanır.

3) Türkiye devleti, Büyük Millet Meclisi tarafından idare edilir ve hükümeti “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti” adını taşır.

4) Büyük Millet Meclisi, iller halkınca seçilmiş üyelerden oluşur.

5) Büyük Millet Meclisi’nin seçimi iki yılda bir yapılır. Seçilen üyelerin üyelik süresi iki yıldır ve yeniden seçilmek mümkündür. Eski meclis, yeni meclis toplanıncaya kadar göreve devam eder. Yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmediği takdirde, görev süresi yalnız bir yıl uzatılabilir. Büyük Millet Meclisi üyelerinden her biri, yalnız kendini seçen ilin ayrıca vekili olmayıp aynı zamanda bütün milletin vekilidir.

6) Büyük Millet Meclisi’nin Genel Kurulu, Kasım başında, davetsiz toplanır.

7) Şeriat hükümlerinin uygulanması, bütün kanunların yürürlüğe konması, değiştirilmesi, yürürlükten kaldırılması, antlaşma ve barış imzalanması ve vatan savunmasıyla ilgili savaş ilanı gibi temel haklar Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Kanun ve tüzüklerin düzenlenmesinde, halk için en yararlı ve zamanın ihtiyacına en elverişli fıkıh ve hukuk hükümleriyle, örf ve adetler ve teamüller esas olarak alınır. Bakanlar Kurulu’nun görev ve sorumluluğu özel kanunla belirtilir.

8) Büyük Millet Meclisi, hükümeti oluşturan bakanlıkları, özel kanun gereğince seçtiği bakanlar vasıtasıyla yönetir. Meclis, yürütme ile ilgili işlerde bakanlara görev tayin eder; gerekirse bunları değiştirir.

9) Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından seçilen başkan, bir seçim dönemi süresince Büyük Millet Meclisi Başkanıdır. Bu sıfatla, meclis adına imza atmaya ve Bakanlar Kurulu kararlarını onaylamaya yetkilidir. Bakanlar Kurulu üyeleri içlerinden birini kendilerine başkan seçer. Ancak Büyük Millet Meclisi Başkanı, Bakanlar Kurulu’nun da tabiî başkanıdır. [22]

Bu maddeler, Osmanlı anayasal düzeninden kopuşun apaçık bir tezahürü gibidir. Özellikle 1.maddeyle birlikte hâkimiyetin yalnızca millete ait olduğu belirtilerek padişah veya halife gibi türevlerine bu sistemde yer verilmeyeceği net bir şekilde ifade edilmiştir. I.Meşrutiyet zamanındaki gibi göstermelik bir egemenlik paylaşımı yerine monark tamamen devre dışı bırakılmıştır. Burada bir çeşit demokrasi işleyişinin ayak seslerinin duyulduğundan ve adım adım cumhuriyetin ilanına doğru yol alındığından rahatlıkla bahsedilebilir. [23]

Teşkilat-ı Esasiye sayesinde TBMM bir anlamda kurucu meclis görevini de ifa etmiştir. Osmanlı’dan kalan Kanun-i Esasi ile birleştirilen bu anayasa, ayrılıkçı fikirlere karşı eski ve yeniyi aynı anda kucaklamak noktasında adeta bir tampon vazifesi görmüştür.

Dipnotlar

[1] Sezai Öztaş, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Açılışı ve Hükümet Kurulana Kadar İlk Çalışmaları”, International Journal of Eurasian Education and Culture, C.1, S.1, Kırklareli, 2016, s.23.

[2] Yücel Özkaya, “Kuva-yı Milliye”, ATAM, Ankara, s.452.

[3] Atatürk Araştırma Merkezi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, Ankara, 2014, s.259-261.

[4] ATAM, a.g.e., s.262-263.

[5] ATAM, a.g.e., s.263.

[6] Sezai Öztaş, a.g.m., s.24.

[7] ATAM, a.g.e., s.190.

[8] ATAM, a.g.e., s.190-191.

[9] Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk, Ankara, 2013, s.300.

[10] Oral Sander, Siyasi Tarih: İlkçağlardan 1918’e, Ankara, 2011, s.416.

[11] Özen Topçu, “Birinci İnönü Muharebesi (6-11 Ocak 1921)”, Devlet Dergisi, Ankara, 2017, s.25.

[12] Hamza Eroğlu, “İsmet İnönü ve I. ve II. İnönü Muharebelerinin İçerde ve Dışarda Etkileri”, ATAM, C.2, S.4, Ankara, 1985, s.68.

[13] Mustafa Kemal Atatürk, a.g.e., s.344.

[14] Zekeriya Kurşun,”Çerkez Ethem”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1993, s.276.

[15] Erdoğan Akman, “Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarının Sovyet Rusya Basınında Yansımaları”, Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.3, S.4, Bişkek, 2014, s.39.

[16] Turgut Özakman, “I.İnönü Muharebesi Üzerine Söyleşi”, İnönü Vakfı, Ankara, 2011, s.1.

[17] Abdulhaluk Mehmet Çay, “Cepheler ve Muharebeler”, Türkiye Kültür Portalı, Ankara, 2009, s.5.

[18] İbrahim Tavukçu, “Milli Mücadelede İnönü Muharebeleri”, (Yayımlanmış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara, 2019, s.112.

[19] Mehmet Okur, “Milli Egemenlik ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”, Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Erzurum, s.296-297.

[20] Ü.Serdar Narin, “1921 Anayasası’nın Genel Özellikleri Bağlamında Yer Yönünden Yerinden Yönetimler ve Siyasal Özerkliğin Reddi”, İzmir Barosu Dergisi, İzmir, 2018, s.86.

[21] Rıdvan Akın, “1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun Hukuk Tarihimizdeki Önemi”, I.Türk Hukuk Tarihi Kongresi Bildirileri, İstanbul, 2012, s.601.

[22] Mustafa Kemal Atatürk, a.g.e, s.382-383.

[23] Rıdvan Akın, a.g.m., s.601.

Kaynakça

AKIN, Rıdvan, “1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun Hukuk Tarihimizdeki Önemi”, I.Türk Hukuk Tarihi Kongresi Bildirileri, İstanbul, 2012, s.601.

AKMAN, Erdoğan, “Birinci ve İkinci İnönü Savaşlarının Sovyet Rusya Basınında Yansımaları”, Manas Sosyal Araştırmalar Dergisi, C.3, S.4, Bişkek, 2014, s.39.

ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi I, Ankara, 2014

ATATÜRK, Mustafa Kemal, Nutuk, Ankara, 2013.

ÇAY, Abdulhaluk Mehmet, “Cepheler ve Muharebeler”, Türkiye Kültür Portalı, Ankara, 2009, s.5.

EROĞLU, Hamza, “İsmet İnönü ve I. ve II. İnönü Muharebelerinin İçerde ve Dışarda Etkileri”, ATAM, C.2, S.4, Ankara, 1985, s.68.

KURŞUN, Zekeriya, ”Çerkez Ethem”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1993, s.276.

NARİN, Ü.Serdar, “1921 Anayasası’nın Genel Özellikleri Bağlamında Yer Yönünden Yerinden Yönetimler ve Siyasal Özerkliğin Reddi”, İzmir Barosu Dergisi, İzmir, 2018, s.86.

OKUR, Mehmet, “Milli Egemenlik ve Teşkilat-ı Esasiye Kanunu”, Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Erzurum, s.296-297.

ÖZAKMAN, Turgut, “I.İnönü Muharebesi Üzerine Söyleşi”, İnönü Vakfı, Ankara, 2011, s.1.

ÖZKAYA, Yücel, “Kuva-yı Milliye”, ATAM, Ankara, s.452.

ÖZTAŞ, Sezai, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Açılışı ve Hükümet Kurulana Kadar İlk Çalışmaları”, International Journal of Eurasian Education and Culture, C.1, S.1, Kırklareli, 2016, s.23.

SANDER, Oral, Siyasi Tarih: İlkçağlardan 1918’e, Ankara, 2011.

TAVUKÇU, İbrahim, “Milli Mücadelede İnönü Muharebeleri”, (Yayımlanmış Doktora Tezi), Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü, Ankara, 2019, s.112.

TOPÇU, Özen, “Birinci İnönü Muharebesi (6-11 Ocak 1921)”, Devlet Dergisi, Ankara, 2017, s.25.

Daha Fazla Göster

Büşra Bulut

28 yaşındayım ve Trabzon’da yaşıyorum. Karadeniz Teknik Üniversitesi Tarih Bölümü mezunuyum. 4 senedir makale yazarlığı yapıyorum. Hedefim tarih alanında ilerlemek ve ileride bir kitap yazmak. Araştırmayı, öğrenmeyi ve öğretmeyi çok seviyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı