Yeniçağ

Kraliçe 1. Mary’nin Zulmü Karşısında Protestanların Tutumu

Piskopos Ridley, Piskopos Grindall’a yazdığı mektupta “Tanrı bize  çeşitli lütuf ve iyiliklerini döktüğünde, biz ona hizmet etmedik ve ona şükretmedik… Tanrı’nın öfkesini ve gazabını üzerimize çektik” demekte; Mary’in zulmünü “günahların bedeli” olarak yorumlamaktadır.

Mary Tudor’ın İngiltere Tahtı’na çıktığı 19 Temmuz 1553 tarihi İngiltere için bir dönüm noktasıdır; zira bu tarih  İngiltere’de Katolik restorasyon sürecinin başlangıcına  ve Protestan reformasyon sürecine verilecek olan  araya işaret eder.

Kendisini Katolisizme adamış Kraliçe 1. Mary’nin ilk icraatlarından biri 6. Edward döneminin önde gelen Protestan isimleri olan Piskopos Nicholas Ridley, Piskopos  Hugh Latimer ve Başpiskopos Thomas Cranmer’i  Londra Kulesi’ne hapsetmek olmuştur.  Protestan muhalefeti yıldırmayı amaçlayan bu eylemine, Kral 8. Henry döneminden beri gerçekleştirilen Papalık-karşıtı yasal düzenlemelerin yürürlükten kaldırılması, Protestanları cezalandırabilmeye yönelik sapkınlığa karşı üç ortaçağ düzenlemesinin (1382, 1401 ve 1414)  yeniden yürürlüğe konulması ve 8. Henry’in kapattığı manastırların  restore edilmesi eşlik etmiştir.  Katolik İngiltere’yi garanti etmek için Katolik veliaht bırakmak isteyen Kraliçe 1. Mary Katolik olan İspanyol Philip ile evlenmiştir.

İngiltere Tahtı’na çıkış sürecinde 8. Henry’in veliahtı sıfatıyla hem Katoliklerin hem de Protestanların  büyük çoğunluğunun desteğini alan Mary Tudor, Tahtı’nı gaspeden Protestan Lady Jane Grey ve arkasındaki Protestan Lordlara karşı kazandığı zaferi ülkesinin Katolisizmi tekrar kucaklamaya hazır olduğu şeklinde yorumlamış olabilir; ancak durumun böyle olmadığı Mary’in bir Katolik İspanyol ile evlenmesine tepki gösterenlerin ayaklanması ile (Wyatt İsyanı)  açığa çıkınca, Mary’nin de Protestanlara yönelik zulmü başlamıştır. Yukarıda bahsi geçen din adamlarının da aralarında olduğu önde gelen Protestan isimler, arkasından ise sıradan Protestan yurttaşlar kazıklarda yakılmak suretiyle idam edilmiştir. Toplumun önde  gelen Protestan isimlerinin idamı muhalefeti korkutmaya, yıldırmaya yönelik iken sıradan yurttaşların idamı İngiltere’de inanç birliğini şiddet yoluyla sağlamaya yöneliktir.  Mary Tudor’ın hükümranlığı altında yaklaşık 300 Protestanın idam edilmiş olması, İngiltere’de hiç bu kadar kısa sürede bu kadar idam yaşanmamış olduğundan, Mary’e “Kanlı Mary” (Bloody Mary) yakıştırmasına sebep olacaktır.

Mary Tudor Taht’a çıktığında Protestanlara karşı baskıcı bir politika izleyeceğini öngören Protestanların bazıları Kıta Avrupası’na göç etmeyi tercih ederken, İngiltere’de kalanlar  Katolisizme dönmek ve Mary’in zulmü ile yüzleşmek arasında tercih yapmak zorunda kalmıştır. Katolisizme dönenler inançlarını korumanın tek yolunun inançlarını saklamak olduğunu düşünürken, inançları uğruna kazıklarda yanmayı göze alanlar Protestan idamlarının Protestanları birleştirecek, Protestanlığı güçlendirecek faktörler olduğunu düşünmüştür.

Protestanların Mary’in zulmü ile yüzleştiği İngiltere’de Wyatt isyanı dışında ciddi bir Protestan isyanının olmaması nasıl açıklanabilir?  Bu sorunun cevabı, İngiltere’de kalan Protestanların karşılaştıkları zulmü yorumlama şeklinde yatmaktadır. Protestanlar Mary’in zulmünü “ilahi ceza” olarak görmüştür; onlara göre Tanrı  Protestan reformasyonunu başarıyla tamamlamadıkları için Protestanları cezalandırmaktadır. Mesela Piskopos Ridley, Piskopos Grindall’a yazdığı mektupta “Tanrı bize  çeşitli lütuf ve iyiliklerini döktüğünde, biz ona hizmet etmedik ve ona şükretmedik… Tanrı’nın öfkesini ve gazabını üzerimize çektik” demekte; Mary’in zulmünü “günahların bedeli” olarak yorumlamaktadır. Benzer şekilde Protestan Piskopos Ponet de Tanrı’nın İngiltere’nin yaptıklarından memnun olmadığını, kıtlık, salgın hastalıklar ve şiddetli yağmurlar gibi, tiranları da halk günahkar olduğu için gönderdiğini, insanlar acı çekiyorsa sebebinin Tanrı’ya yüz çevirmeleri olduğunu ifade etmektedir.

Burada Protestanların tavrının boyun eğme olduğunu görmekteyiz; bu boyun eğme kültürü aslında İngiltere’deki Katoliklerin monarkı Tanrı’nın seçtiği görüşünden kaynaklanan itaat kültürünün uzantısıdır. Mesela  Katolik Piskopos Christopherson monarkın Tanrı’nın yeryüzündeki yetkilisi (officer-minister) olduğunu ifade ederken, yurttaşların monarka itaat etmesi gerektiğini, monarka isyan edenin aslında Tanrı’ya isyan ettiğini ve kötü bir monarkı cezalandıracak olanın halk değil Tanrı olduğunu belirtir. Piskopos Christopherson’a göre iyi monarkı da kötü monarkı da seçen Tanrı’dır; Tanrı kötü monarkları halkı günahları dolayısıyla cezalandırmak için gönderir, kötü bir monarka verilecek en uygun tepki, isyan etmek yerine,   St. Paul gibi şehitleri örnek almaktır.

İngiltere’de Katolikler ve Protestanlar hem monarkları Tanrı’nın seçmiş olduğu hem de Tanrı’nın zalim bir monarkı seçmesinin nedenleri olduğu gerekçesi ile, zalim olsa bile,  monarka isyan etmeme ve boyun eğme gerekliliği noktasında birleşmekte; kısaca boyun eğme kültürü Hıristiyanlık çerçevesinde şekillenmektedir. Diğer taraftan hem Katoliklerin hem de Protestanların boyun eğme kültürünü meşrulaştırma çabalarına dine ilaveten milliyetçiliği de katmış oldukları gözlemleniyor.  Katolik  Piskopos Christopherson isyan edenlerin ülkeyi sefil duruma sokacağını düşünürken, Christopherson gibi düşünen Katolikler “ortak atamız İngiltere” için isyan etmeyin diyor.  Protestanlar da milliyetçi söylemler ile, Kraliçe Mary’in İspanyol Kral Philip ile evliliğini İspanya’nın İngiltere’yi işgal etmesi ve köleleştirmesi olarak görüyor; yani İspanyol Kral  sadece İngiltere’nin Katolik olmasını sağlamayacak aynı zamanda İngilizleri İspanyolların “kölesi” yapacaktır. Mesela Protestan Piskopos Ponet İspanya’nın İngiltere’yi cezalandırmak için bir araç olduğunu düşünürken, İngilizlere “tövbe edin” çağrısında bulunuyor  ve “İngiltere Tanrı’nın en sevdiği idi, ama artık değil” diyor.

Boyun eğme kültürünü ağırlıklı olarak inanç ve kısmen milliyetçi söylemler ile meşrulaştıran İngiltere’de Protestanların Katolik 1. Mary’e isyan etmesi, bir bakıma kendileri ile de çelişmek olacaktır; zira 8. Henry ve 6. Edward döneminde önde gelen Protestanlar “monarkın üstünlüğü” ve “monarka itaat” propagandası yapmıştır.

Ancak Kıta Avrupası’na göç eden Protestanların yaklaşımında farklılıklar görüyoruz. Kıta Avrupası’na göç edenlerin bazıları  Edward döneminde çıkarılan Book of Common Prayer ile İngiliz dini ritüellerine bağlılığını sürdürürken, kimileri Kalvinizmin etkisi altına girmiştir.   Bu farklılaşma, monarka isyanı ve direnişi açıkca önermese de monarklarının aşırı kibri ile insanlık dışı eylemlerini eleştiren Calvin’in etkisindeki İngiliz Protestanların monarka bakış açısına da yansıyacaktır. Boyun eğme kültürünü eleştiren İngiliz Protestanlar monarkları  eleştirmeye başlamıştır; hatta İngiltere’de Protestan reformasyon sürecinin babası olan 8. Henry bile Protestanların hedefi olmuş, 8. Henry dini saiklerle değil Kilisenin başı olmak gibi kişisel hedefleri uğruna ülkesine Protestanlığı getirmekle eleştirilmiştir.  Kıta Avrupası’nda Marian sürgünlerinden olan Christopher Goodman gücünü kötüye kullanan monarkın, Tanrı tarafından seçilmiş olsa bile, cezalandırılması gerektiğini, aristokrasinin görevinin monarkı denetlemek olduğunu, kötü monarka direnme görevinin da sadece aristokrasiye değil sıradan yurttaşa da düştüğünü açıkça ifade etmiştir. John Knox da sapkın monarka  direnmenin bir görev olduğunun altını çizmiştir. Hatta İngiltere’de kalan Protestanlar gibi Mary Tudor’ın tahta çıkışını Tanrı’nın verdiği bir “ceza” olarak gören sürgün Protestanlar arasında da monarka karşı direnmek ve monarkı tahtından indirmek gerektiğini ileri sürenler olmuştur.  Mesela Ponet doğal hukuka aykırı davranan monarkın değiştirilmesi gerektiğini açıkça savunmuştur.

Dolayısıyla Mary’in zulmüne karşı Protestanların tutumunu kabaca ikiye ayırabiliriz.  İngiltere’de kalan Protestanlar, monarkın Tanrı tarafından şeçildiğini düşünüp, kötü bir monarkın tahta çıkışını Tanrı’nın günahkar insanlara cezası olarak gördüklerinden, Mary Tudor’a boyun eğmeyi tercih etmiştir. Kıta Avrupası’na göç eden Protestanların arasında ise Kalvinizm etkisinde kalarak, monarkı Tanrı seçiyor olsa  bile  kötü bir monarka direnmenin ve başkaldırmanın gerekliliği, hatta bunun hem asil hem sıradan yurttaşın görevi olduğu görüşü yaygınlaşmıştır. Bu görüşte olanlar için Mary Tudor güç kulanılarak İngiltere Tahtı’ndan indirilmelidir.

Kıta Avrupası’nda sürgün olan ve Kalvinizmden etkilenen İngiliz Protestanların Mary Tudor’a yönelik direniş söylemleri eyleme dönüşemeyecektir; zira Mary Tudor 17 Kasım 1558 tarihinde vefat ettiğinden hükümranlık dönemi sadece beş yıl sürmüştür. Elizabeth Tudor’ın Taht’a çıkmasıyla Mary Tudor döneminde Katolisizme dönenler tekrar Protestanlığa  geçerken, Kıta Avrupası’ndaki sürgünler de ülkelerine dönmüştür. Elizabeth Tudor döneminde  İngiltere’deki Protestan reformasyon süreci 6. Edward döneminde kaldığı yerden devam etmiştir.

Ancak Kıta Avrupası’na göç eden Protestan İngilizlerin monarka baş kaldırılabileceği  ve monarkın tahtından güç kullanılarak indirilebileceği yönündeki görüşleri zamanla öyle olgunlaşacaktır ki, Mary Tudor’ın tahta çıkışından yaklaşık yüz yıl sonra, 1649 yılında  Kral 1. Charles’i idam sehpasına sürükleyecektir.


Kaynakça

Bowman, Glen, “Mastering the Methods of Manipulation: Who Really Won the Marian Propaganda Wars?”, Journal of Church and State,  Vol.44, No.4, 2002, s. 805-820.

Crumrine, Harrison, “The Oxford Martyrs and the English Protestant Movement, 1553-1558”, The Historian, Vol.70, No.1, 2008, s.75-90.

Dawson, Jane, “Revolutionary Conclusions:The Case of The Marian Exiles”, History and Political Thought, Vol.11, No.2, 1990, s.257-272.

Greaves, Richard L., “Concepts of Political Obedience in Late Tudor England:Conflicting Perspectives”, Journal of British Studies, Vol.22, No.1,  s. 23-34.

Political Thought in the Sixteenth Century, http://vlib.iue.it/carrie/texts/carrie_books/gilbert/21.html, erişim 22 Haziran 2020

Walzer, Michael, “Revolutionary Ideology: The Case of the Marian Exiles”, The American Political Science Review, Vol.57, No.3, 1963, s. 643-654

Daha Fazla Göster

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı