Modern Çağ

Cumhuriyet Dönemi Çağdaş Sanat Anlayışı ve Gelişimi

Türkiye’de çağdaş sanatın ve sanat müzeciliğinin gelişiminde Batı’ya göre bir gecikme söz konusudur. 19. yy. sonlarında başlayan Batılılaşma hamlelerine kadar,  Osmanlı kendi sanat ve kültür yapısını korumuştur.  Batılılaşma kapsamında yurt dışına gönderilen sanatçılar, I.  Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda geri dönmüşler ve çeşitli gruplar oluşturarak Türkiye’de çağdaş sanatın gelişiminde öncü olmuşlardır. Çağdaş sanatın etkisiyle eserler üreten Türk sanatçılar, kendi çabalarıyla sergiler düzenleme girişimlerinde bulunmuşlardır. Cumhuriyet’in politikalarıyla desteklenen sanat çalışmaları kapsamında devlete bağlı resim ve heykel müzeleri kurulmuş, ancak ekonomik nedenlerle gelişme sağlanamamıştır.

29 Ekim 1923’te Büyük Millet Meclisi, Türkiye’nin bir cumhuriyet olduğunu ilan etmiştir. Cumhuriyet, sanat gruplarının kolayca şekillenebileceği hür ve özgürlükçü bir ortam sağlamıştır. Bu ortamda aynı sanat alanı ile uğraşanlar, ya da aynı fikirleri paylaşanlar bir araya gelip cemiyetler oluşturmuşlar; rahatlıkla grup değiştirebilmişlerdir. Bu küçük grupların çoğu uzun yaşamamış ancak daha sonra gelişen grupların önünü açmış ve Türkiye’deki sanatın gelişiminde önemli rol oynamışlardır. Ancak Cumhuriyet sonrası dönemde de gelenekçi motif ve konular resimlere hâkim olmayı sürdürmüştür.

1923 yılında Cumhuriyet’in ilan edilmesinin ardından başta Atatürk olmak üzere diğer devlet adamlarının en çok üzerinde durdukları konulardan biri Türkiye Cumhuriyeti’ni bilim, teknik ve sanat alanlarında çağdaş devletlerin seviyesine ulaştırmak olmuş ve bu hedef doğrultusunda büyük çaba sarf edilmiştir. Özellikle Cumhuriyet’ in ilk yıllarında bu alanlarda yetişmiş kişilerin bulunmaması dikkate alınarak yurt dışına yetenekli gençler gönderilerek yetişmeleri sağlanmıştır. Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra 1924 yılında yurt dışına gönderilenler arasında beş ressam bulunması güzel sanatlara verilen önemin bir göstergesidir. Bu uygulama diğer yıllarda da devam etmiş, yalnız resim sanatçılarına değil güzel sanatların başka kollarında yetenekli gençlere de yurt dışında eğitim olanağı sağlanmıştır.

         Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği

1929’da kurulan bu birliğin sanatçıları, yansız jürilerin bulunduğu yarışmaları düzenlenmesini istemişlerdir. Resim ve heykel konusunda gelişen taleplerin bu karşılanması gerektiğini savunmuşlardır. Sanatçıların özlük haklarının korunması için ciddi programlar geliştirerek mücadele etmişlerdir. Sergi açabilecekleri mekânların arayışında bireysel çaba göstermişler; yerel yönetimlere sanat ve sanat yapıtının kent dokusu içindeki önemini açıklayan yazılar göndererek sergi salonları istemlerini bildirmişlerdir. Birliğin kurucularından Ratıp Aşîr Acudoğlu (1898-1958) 1925’te Paris’e eğitime gönderilen ilk heykeltıraşımızdır. Birlik, Hale Âsaf (1905-1938) ve Muhittin Sebati(1901-1932) gibi iki güçlü sanatçısının genç yaşta ölmeleri üzerine bir kaç yıl içinde dağılmıştır. Müstakiller yeni uygulamalarla modern sanatın hazırlayıcısı olmuşlardır[1].

Cumhuriyet döneminde sanatın halk arasında yaygınlaşmasında ve sanatçının devlet tarafından desteklenmesinde devlet tarafından açılan sergilerin katkısı büyük olmuştur. Özellikle 1939 yılından itibaren düzenli hale getirilen Ankara Devlet Resim ve Heykel Sergileri’ne katılan sanatçıların kurulan jürilerce yapıtları ödüllendirilmiş ve eserleri devlet tarafından satın alınmıştır. Cumhuriyet’in 10. yılı etkinlikleri kapsamında Ankara Halkevi’nde pek çok sanatçımızın Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet Devrimleri’ni konu alan resimleriyle katıldıkları İnkılap Sergisi ise 1937 yılına kadar aynı adla açılmaya devam etmiştir. Bu ve benzeri diğer sergilerin yanı sıra ülkemizin ilk güzel sanatlar müzesi olan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi de yine Atatürk’ün emriyle 1937 yılında Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi’nde açılmıştır. 1937-1944 yılları arasında Cumhuriyetin Halkçılık ilkesi doğrultusunda sanatın geniş kitlelere yaygınlaştırılması amaçlanmış ve Türkiye’nin 63 iline 58 ressam gönderilerek, ülke gerçeklerini, genel ve kültürel özellikleri yansıtan 675 tuvalden oluşan bir koleksiyon elde edilmiştir. Dönemin Güzel Sanatlar Akademisi müdürü olan Namık İsmail’in Cumhuriyetin 10. yılı münasebetiyle 1933 yılında ilgili bakanlığa hazırlamış olduğu, sanat yaşamındaki eksiklerin ve sanatın yaygınlaştırılması için yapılması gerekenleri içeren raporu dönemi açısından büyük önem taşımaktadır[2].

Cumhuriyet döneminde yurt dışına sanat eğitimi için öğrenciler gönderilmesinin yanı sıra ülkemizde güzel sanatlar eğitiminin yaygın hale gelmesine de çalışılmıştır. Cumhuriyet’in ilanından önce açılmış olan ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin adı 1928 yılında Güzel Sanatlar Akademisi, 1964 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi olarak değiştirilmiş, 1969 yılında ise “Devlet Güzel Sanatlar Akademileri” kanunu ile bilimsel özerkliğe kavuşturulmuştur. 1930 yılında Atatürk’ün teşvikiyle Ankara’da açılan Gazi Eğitim Enstitüsü 4 / 14Sanat Nedir resim-iş bölümü, resim eğitimini yaygınlaştıran ve özellikle orta dereceli okullara resim öğretmeni yetiştiren önemli bir kurum olmuştur. Daha geç bir tarihte İstanbul’da 1957 yılında eğitime başlayan Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu güzel sanatlar eğitimi alanındaki boşluğu dolduran bir diğer okuldur[3].

Cumhuriyet politikalarıyla, 1937’de İstanbul’da, 1973’te İzmir’de ve 1980’de Ankara’da Devlet Resim ve Heykel Müzeleri kurulmuştur. İstanbul Devlet Resim ve Heykel Müzesi, açılışından kısa bir süre sonra II. Dünya Savaşı nedeniyle 1939’da kapatılmış, 1951’e kadar kapalı kalmıştır. Restorasyon ihtiyacına bütçe sağlanamaması nedeniyle düzenli faaliyet gösterememiştir.

Cumhuriyet sayesinde kurulan devlet resim ve heykel müzeleri, ekonomik nedenlerden dolayı modern sanatın sergilenmesinde yetersiz kalmıştır. Ayrıca Batı sanatının ne olduğu,  1950’lerden sonra anlaşılabilmiştir. Profesyonel sanat galerilerinin açılışı da 1950’lerden itibaren mümkün olabilmiştir. Kortun’un belirttiği gibi, sanat müzeleri, galerilerin ticari piyasasında sınanmış eserleri bünyesine dâhil etmektedir. Devlet Resim ve Heykel Müzelerinin koleksiyonları geniş kapsamlı olmasına karşın, bunların sergilenmesinde büyük bir gecikme yaşanmıştır. 1950’lerden itibaren bankalar, sanat sergilerinin düzenlenebileceği mekânlar açmışlardır. Ancak Batı’da olduğu gibi, Türk sanatını tanımlamada ve sınıflandırmada yaşanan sorunlar sürmüştür. Türk sanatı bu dönemde Günsel Renda’nın deyişiyle ‘denemeler süreci’ geçirmiştir.

1980’lerden itibaren sanat ortamı, Batı ya da Doğu tüm dünyayı etkileyecek şekilde değişimler göstermeye başlamıştır. Uluslararası sergiler, bienaller, internet ortamları tüm dünyada genç sanatçıların üretimlerini etkilemiştir. Sanat eğitimi veren üniversitelerde öğrencilerin yaratıcılıklarını geliştirmelerine olanak sağlayan yöntemler uygulandığı görülmektedir.

Tüm bu etkilerle Türkiye’de görsel sanatlar ortamının hızlı bir evrim süreci içinde olduğu ve zengin bir çeşitlilik içerdiği söylenebilir. Ancak yeterince incelenmediği, belirli tanımlamalardan ve sınıflandırmalardan yoksun kaldığı anlaşılmaktadır.

Türkiye’de modern sanatın gelişimi, Türk sanatçıların dünyadaki sanata daha açık olmasını ve sanatın halkla buluşmasını sağlamıştır. Daha önce sanat, saray çevresinde sınırlı kalmış ve dünyaya yeterince açık olmamıştır. 19.yy.’da Batı’ya giden ressamların Batı sanat anlayışını kavrayışları sorgulanmıştır. Ancak bu sanatçılar, yeni nesil sanatçıların dünya sanatına karşı daha duyarlı olabilmelerinin önünü açmışlardır. Aynı zamanda sergi girişimlerinde bulunmuşlar ve koleksiyon birikiminde de öncü olmuşlardır. Bu koleksiyonların oluşumunda Türkiye’nin önde gelen zengin ailelerinin ve bankaların varlığı ve itibarı söz konusudur.

Bu koleksiyonlarla 2000’li yıllardan itibaren kurulan özel sanat müzelerinin varlığını, Türkiye’de modern sanatın gelişimine borçluyuz. Bu müzeler, sergilerini öncelikle bu öncü sanatçıların eserleriyle oluşturmuşlardır. Müzelerde sergi düzenlemek, sanat tarihinin iyi araştırılmasıyla ve belirli sınıflandırmalarla mümkün olabilir. Türk sanatının sınıflandırılmasında ve tarihinin oluşumunda yaşanan sorunlar nedeniyle, sergiler de eleştiri konusu olmuştur. Fakat bu eleştiriler, yurt dışından sergilerin getirilmesini sağlamıştır, denilebilir.

Sanat ve sanat müzeleri cephesinde bu gelişmeler yaşanırken, müzeleri ziyaret edecek Türk sanatseverlerin bu hızlı değişimi takip etmesi zordur. Özel sanat müzelerinin kuruluşundaki gecikmeden dolayı modern sanata karşı bilinçli Türk izleyici kitlesi oluşmamıştır. Modern sanat müzelerinin başlıca görevlerinden birisi, ziyaretçi ile doğru ve etkili bir diyalog kurmaktır. Türkiye’de kuruluşu Batı’ya göre gecikme göstermiş sanat ve modern sanat müzelerinin ziyaretçi ile kuracağı diyalog, ona öncelikle Türkiye’deki modern sanatın gelişimini doğru biçimde aktarmak olmalıdır. Hatta ona sanatın ve modern sanatın ‘ne’ olduğunu öğretmesi gereklidir. Bir ülkede görsel sanatlar, ancak o ülkenin kendi sanat müzelerinden öğrenilebilmektedir.

Batı’da kurulan modern sanat müzeleri, modern sanatın gelişimine ve değişimine ayak uydurmada, eser seçimlerinde ve sergileme yöntemlerinde büyük bir ilerleme sağlamıştır. Türkiye’de ancak 2000’li yıllarda özel sanat ve modern sanat müzeleri kurulmaya başlamışken, Batı’daki modern sanat müzelerinde çağdaş sanat sergilenir olmuştur. İsmine ‘Modern’ kelimesini ekleyerek, bu alanda kendine bir görev yükleyen İstanbul Modern Sanat Müzesi’nin açılışından yıllar önce, aynı görevle yola çıkan New York Modern Sanat Müzesi çağdaş sanata yönelik sergiler yapmaya başlamıştır[4].

Batı, sanat müzeciliğinde önemli bir gelişme kaydetmiş ve geliştirdiği yöntemleri kitaplaştırmıştır. Bu gelişmeleri geriden takip etmek durumunda kalan Türkiye’deki sanat müzeleri, aynı zamanda ona ayak uydurma çabası içindedir. Modern Türk sanatının gelişimini öyküleyen koleksiyonların, sergilerin ve kaynakların yetersizliği, sanat müzelerine hem organizasyon güçlüğü yaratmakta, hem de bu konuda bilgisi az olan izleyici kitlesine karşı önemli bir sorumluluk oluşturmaktadır. Eser toplama güçlüğünün yanı sıra, hangi eserlerin ne sırada ve ne şekilde sergileneceği gibi pek çok problemin üstesinden gelinmesi gerekmiştir. Türkiye’deki sanat müzeleri bu problemi, Batı’nın önceden belirlediği yöntemlerle aşmaya çalışmıştır. Aynı zamanda Batı’daki çağdaş sanatın gelişimine ayak uydurmaya çalışan yeni sanatçı neslinin ürettiği eserler, çeşitli galeri ve sanat kurumlarında sergilenmeye başlanmış, müzeler de bu çağdaş sanat eserlerini kendi bünyesinde izleyiciyle buluşturmayı görev edinmiştir.

Sanat müzeleri, Türkiye’deki modern sanatın gelişimini konu alan sergiler düzenlediklerinde, bu sergilerin ne kadar ‘modern’ olduğu yönünde eleştiriler almışlardır. Sorunun çözümünü, yurt dışından önemli sanatçıların eserlerini getirtmekte bulan müzeler, bu sergilerin de sanatçıları yeterince iyi tanıtacak kapsamda olmadıkları gerekçesiyle yine eleştirilerin hedefi olmuşlardır.

Sanat müzelerinin kuruluşu, koleksiyonların geliştirilmesi, sergilerin düzenlenmesi, bu sergilere yönelik eleştiri yazıları ve modern Türk sanatının gelişimiyle ilgili çeşitli yayınların ortaya konulması ve tartışma yaratması yapıcı çözümler olmuştur. Tüm bunlar, Türkiye’de görsel sanatlar ortamını hareketlendirmiş ve sanatın gelişimine hız kazandırmıştır.

2000’li yıllardan itibaren kurulan sanat ve modern sanat müzelerimizde, çocukların ve yetişkinlerin eğitimi, film gösterimleri gibi çeşitli etkinlikler düzenlenmiştir. Genellikle sergilerle paralel gerçekleştirilen bu etkinlikler, Batı’daki örneklerinde olduğu gibi, ziyaretçi ile karşılıklı etkileşimi sağlayacak ve müze ortamını hareketlendirecek özelliklere sahiptir. Bu etkinlikler, sergilere oranla daha iyi ziyaretçi odaklı gerçekleştirilebilmiştir. Bilgi panoları, rehberler ve kulaklık sistemleri gibi bilgilendirici unsurlara rağmen, modern ve çağdaş sanat eserlerine yabancı kalan müze ziyaretçisine odaklı sergi organize edebilmek çok zordur. Etkinliklerin varlığı, müzelere ziyaretçi çekmesinin yanı sıra, modern ve çağdaş sanat hakkında bilgilendirmesi bakımından da önem taşımaktadır.

Türkiye’de modern sanatın gelişiminde gecikme yaşanmış olmasının yanı sıra, Batı kültürüne sonradan eklemlenmesi nedeniyle, Batılı anlamda modern olmadığı ve kendi gelişim çizgisinde kopukluklar yaşadığı görülmüştür. Bu sorun, dünyadaki modern müzecilik anlayışına uyum sağlamaya çalışan sanat müzelerimizin, sergi ve eser seçimi konusundaki zorluğunu bir kat daha artırmaktadır[5].

Bu zorluklar içinde 2000’li yıllardan itibaren kurulan özel sanat müzeleri, Türkiye’de modern sanatın gelişiminin örneklerini sergilemiş ve yurt dışından modern ve çağdaş sanatın örneklerine ev sahipliği yapmışlardır. Ayrıca genç sanatçılara kapılarını açmışlardır. Gerçekleştirdikleri etkinlikler ve ziyaretçilere verdikleri önem dolayısıyla modern müzecilik anlayışına yaklaşmışlardır.

[1] Ebru DEDE, Türkiye’de Modern Sanatın Gelişiminin Sanat Müzelerine Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, 2012, s. 25.

[2] Şennur KAYA, Cumhuriyet Döneminde Güzel Sanatlar, s.2.

[3] Şennur KAYA, Cumhuriyet Döneminde Güzel Sanatlar, s.4.

[4] Ebru DEDE, Türkiye’de Modern Sanatın Gelişiminin Sanat Müzelerine Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, 2012, s. 140.

[5] Egemen Batu VAROL, Türkiye’de Çağdaş Sanat Müzeciliği Uygulamaları Ve Bu Uygulamaların Yurtdışındaki Örnekleriyle Karşılaştırılması, Uzmanlık Tezi, 2012. s. 86.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Seydi Tütüncü

Alternatif Târih ekibine, 2018 Mayıs'ında katılan Seydi Tütüncü, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Târihi Enstitüsü'nde, tezli yüksek lisans öğrenimine devâm etmekte; Yakınçağ ve Cumhuriyet Târihi alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı