Eski ÇağlarGenel

Yazının ‘‘Yazılı Târihi’’

Yazma Uğraşının Çileli ''Teknik'' Târihî Serüveni

Okumak istediğimiz pek çok şey, uzun zamandır “bir tıkla” okunabilmekte… Gazete ve kitap içinse gitgide azalsa da kâğıttan okuma, hâlen geçerliliğini koruyor. Eski çağlarda ise yazma ve okuma eylemi, öylesine zorlu bir süreçti ki; hatırlamak bile insanı yoruyor.

Yazma eylemine dâir faaliyetlerin başlangıcı, acabâ nasıldı? Okumanın olmazsa olmazları; kalem, kâğıt ve mürekkep işleri, nasıldı? Okuma eylemi, salt kendi başına nasıldı? “Tanrı’nın bütün ilimleri, insana öğrettiği” savı, ülkemiz sathında geçerli bir olgu… İnsanoğlunun tüm bunları peyderpey hayâta geçirebildiği ise çok açık. İşte “yazı” da bu uzun ve zorlu sürecin başlangıcı… Antik çağlarda olup bitenlerin bir bölümünden, şansımız nispetinde haberdârız. Mağara ya da tapınak duvarlarına çizilen ve yazılanlardan günümüze ulaşmayı başaranları, bugün neredeyse eksiksiz biçimde bilmekteyiz. Bunların, ‘‘modern insana’’ ulaşabilmesindeki en önemli neden ise kalıcı olmalarıydı.

‘‘Tuğla Gibi’’ Kitaplar

Mezkûr duvar çizim ve yazılarının kalıcı olduğu, doğru… Ancak biraz “fazlasıyla kalıcıydılar”. Çünkü bu tür yazıları, bir yerden bir yere götürebilmek, teknik olarak mümkün değildi. Yazılar, sonraları; taş tablet, çanak ve çömlek parçaları, balçık yaprağı, ağaç kabukları, hayvan derileri gibi materyallerin üzerine yazılmaya başlandı. Hz. Muhammed (S.A.V.), Kur’ân-ı Kerîm’in bazı âyetlerini, koyunların kürek kemiklerine yazdırmıştı. “Tuğla gibi kitaplar” da işbu zaman diliminde ve üç asır kadar evvelinde sıklıkla görülmüştü. Aslında benzetme değil, gerçekten de “tuğla kitaplar” mevcuttu. Ancak bunlar, dar yüzeylerinin pratik olmayışı nedeniyle ergonomik gereksinimler çerçevesinde, pek de tutulmamıştı.

Kitaplar, Okunmak İçin Yakılıyordu

Tuğla ve benzeri “yazı materyalleri”, doğal olarak berâberinde fırını ve pişirme tekniklerini de getirmişti. Asurluların “kitap fırınları” vardı. Lüleci çamurundan yapılma tabletler, çamur yumuşakken yazılır; ardından da “kitaplar fırına verilirdi”. Bu kitaplar, fevkalâde dayanıklıydı… Zâten bugün için bizler de kendilerinden, bu özellikleri sâyesinde haberdâr olabilmekteyiz. Asurluların Ninova (bugünkü Musul coğrafyası) Kütüphânesi’nde, otuz bin adet dolayında lüle tablet mevcuttu; bunların birçoğu, bugüne kadar ulaşmayı başardı. Kolayca tahmîn edilebileceği üzere, kitaplar üst üste değil, yan yana duruyordu. Krallar, dinlenmek maksadı ile kitap okumak istediklerinde, kölelerine emreder; onlar da ilgili tabletleri yatak odalarına kadar getirip kendilerine okurdu.

Eski Yunan ve diğer bâzı medeniyetlerde ise çanak çömlek kırıkları, oldukça revaçtaydı. Bunun, tamâmen ekonomik bir nedeni vardı; o da kırık parçaların son derece ucuz olmasıydı. Hattâ bâzen bir yazar, evindeki çanak çömleği uygun boylarda kırar ve bunların üzerine yazardı. Romalıların ilk devirlerinde de kimi kamusal işler, yine çanak çömlek kırıklarıyla hâllediliyordu. “Çömlek makbuzlar” ise oldukça yaygındı…

yazinin-yazili-tarihi-3-alternatiftarihPeki, yanlış bir şey yazıldığında, silme işlemi nasıl yapılıyordu? Yüzyıllar boyunca silgi olarak, ‘‘insan dili’’ kullanıldı; tercihen de köle dili… Efendi, yanlış yazdığında; kenarda beklemekte olan kölesini çağırır, o da diliyle mürekkebi silerdi. Roma İmparatoru Caligula ise düzenlediği bir şiir yarışmasında, dereceye giremeyenlere, ‘‘papirüs’’ üzerindeki kötü şiirleri, köleler vâsıtasıyla değil, bizzât kendi dilleriyle silme cezâsı vermişti. Çok sonradan “rıh” da silgi amacı ile kullanılır olmuştu. Yazıyı genel olarak kurutmak için de meydana gelen hatâları yok etmek için de kâğıda kum dökülürdü. Bu yüzden, eski devirlerde mektup alan kişi, zarfı açtığında ortaya kumlar da saçılırdı. Kalemlere gelince… XVII. asra kadar balmumu defterlere, metâlden mâmûl kalemlerle yazılırdı. Bir ucu sivri, diğer ucu yuvarlak, metâlik kalemler mevcuttu. Yuvarlak kısmı, silgi görevi de görürdü. Bugün bile kullanılan; “kalemi kuvvetli” deyimi, o günlerden kalma reel bir olguydu. Bu deyişten kasıt, edebî kalite değil, zorlarken kırılmayan, bükülmeyen kalemlere sâhip olunmasıydı. Mecâzî anlama bürünmesi ise uzun zaman alacaktı.

Papirüs Yenmemeli, Okunmalıydı

“Üzerine yazı yazılacak materyalin” teknolojisi, aslında bir sacayağıydı. Bir tarafta tabletler, bir tarafta papirüs, bir tarafta da bugünkü kâğıda en benzer malzeme olan; odun hamurundan üretilme kâğıt vardı. Tabletlerden sonra, papirüs geliştirildi ve buna bağlı olarak da epey yaygınlaştı. Mısırlıların papirüsleri, 100-150 metreyi bulan bir şerit hâlinde olurdu. O devirlerde kitapçıya gidenler, muhtemelen halı ya da kilim reyonlarını gezer gibi görünüyor olsalar gerek… Mısırlı zenginler, eni epeyce geniş olan papirüsleri tutmakta zorlandıkları için iki köleye okunacak metni tutma görevi verirler; bir sırığa rulo yapılmış papirüsü çeke çeke okurlardı. Zamanla kölelerin yerini, iki direk aldı.

yazinin-yazili-tarihi-4-alternatiftarihPapirüs, “inek kuyruğuna” benzeyen bir bitki görünümündeydi. Papirüsten ayrıca elbise, ayakkabı, hattâ kayık bile yapılabiliyordu. Dahası, yiyecek ve içecek yerine geçtiği de olmuştu. Yiyenler, “papirüs kızartmasının” çok lezzetli olduğunu aktarıyorlardı. Bâzı Firavunlar, papirüs ihracâtını durdurunca, bu duruma çok sinirlenen Pergamon (Bergama) Kralı, bilginlerine; “Bana, onun gibi bir şey bulun!” emrini vermişti. Parşömen kâğıdı, adını aldığı Pergamon kentinde, işte böyle bulunmuştu. Parşömen, hayvan derilerinin inanılmaz derecede inceltilmesiyle elde edilirdi. Öyle ki, ünlü hatip -çok konuşanlara ‘‘çaçaron’’ denmesi de kendisine âtıfta bulunmaktadır- Cicero, İlyada’nın yirmi dört şarkısını, bir ceviz kabuğuna sığacak şekilde parşömene yazabilen ustalardan söz ediyordu. Kâğıdın bugünküne benzer ilk modelinin ise milâttan sonra 105 yılında, Çin’de ‘‘Ts’ai Lun’’ adında bir saray görevlisi tarafından yapıldığı, kabûl edilmektedir. Ts’ai Lun, ağaç kabukları, bez parçaları ve diğer lifli malzemeleri, özlü ve yumuşak bir hamur hâline gelinceye kadar dövüp elde ettiği hamuru, geniş bir tekne içinde suyla karıştırarak, ilk mekanik odun hamurunu elde etmiştir. Bu hamur, inceltme işlemlerinin ardından kâğıda dönüşüyordu.

Avrupalılar, Müslümanların Kâğıdı Getirmesini Bekledi

yazinin-yazili-tarihi-5-alternatiftarihKâğıt, Çin’den Orta Asya coğrafyasına, oradan da İran’a geçti. Abbâsî hükümdârı ‘‘Halîfe Harun Reşîd’’ zamânında; ilk kâğıt fabrikası, Bağdat’ta 754 yılında kuruldu. Batılılar, ancak dört asır sonra, Müslümanlar vâsıtasıyla kâğıdın varlığından haberdâr oldular. Müslüman âlimlerin serî üretime geçirip geliştirdiği kâğıt, İslâm coğrafyasında bol bol kullanılırken; Batılılar ise balmumu not defterleri ve eski usûl üretim kitaplarla ilmî çalışmalarına devâm ediyorlardı. Cep boyu, not defteri büyüklüğünde olan balmumu kitaplar ve defterler, üst üste birkaç levhâdan oluşuyordu. Okullarda, işyerlerinde revaçtaydı… Ancak çok sıcak havalarda, yazının eriyerek kaybolması riski vardı. Ucuz olsun diye domuz içyağından yapılan balmumu defterlerin dayanılmaz kötü kokuları ise apayrı bir sorundu.

Kâğıt, Avrupa’ya geldiğinde, artık serî üretime dayalı kitap basmak da mümkün olmuştu. Keşişler, yöneticilerin, zenginlerin, âlimlerin fikirlerini, kitap hâline getiriyorlardı. Kâğıt, eski paçavralardan, bilâhare ağaç kıymıklarından imâl ediliyordu. İşin tekniği; paçavraları ıslatmak, sonra güneşte kurutmak, ardından bir dibekte toz hâline gelinceye kadar dövüp yeniden ıslatıp olabildiğince ince bulamaç tabakaları oluşturmak ve nihâyet bunu da kurutmaktı. Asıl rengi, siyah ile kahverengi karışımı olan kâğıdı, beyazlatmak için kireç kullanılıyor; fakat yakıcı bir madde olan kireç de kâğıdı dayanaksız hâle getiriyordu.

Batılıların, Doğu’dan, özellikle de İslâm dünyâsından transfer ettikleri kâğıt tekniğine, asırlar boyunca hiçbir katkıları olmadı. Yalnızca XVIII. yüzyılın başında, Fransız bilim insanı ‘‘Rene Antonie Ferchault de Reaumur’’un bu konuda bir takım çalışmaları olmuştu. Reaumur, ormanda ağaçların arasında yürürken, bir yaban arısı kovanı görmüş ve yaban arıları evlerinde olmadığından, durup kovanı incelemeye başlamıştır. Reaumur, kovanın kâğıttan yapılmış olduğunu fark edince, yakından inceleyip görmüştür ki; yaban arıları, ince dalları veyâ çürümüş kütükleri, kemirir gibi ağızlarına alıyor, burada mîde sıvıları ve sâlyaları ile karıştırarak, kovanlarını yapmak üzere kullanıyorlardır. Reaumur, arıların sindirim sistemini de inceleyerek, kimyâsal kâğıt teknolojisini geliştirmiştir. Bugünkü selüloz bazlı kâğıt üretimi, Reaumur’un bu çalışmalarına dayanmaktadır.

Gutenberg’in Eksik Donanımı, Paragrafın Bulunmasını Sağladı

yazinin-yazili-tarihi-6-alternatiftarihSon olarak, ‘‘Joann Gensfleich Gutenberg’’ dönemin modern matbaa tekniğini buldu. İlk dönemler, kalıpların satır başlarında, büyük harfler yoktu. Yazıcılar, bunları sonradan eklerlerdi. Bu nedenle içeriye doğru bir boşluk bırakılırdı. İşte, “paragraf girintisi” de böyle ortaya çıkmıştı. “Kitap kapağı” ise ekonomik gerekçelerle bulundu. Eskiden, zenginler ücretini öder ve kitabı ısmarlar, ortaya birkaç nüshâ konulur, yazar da özel başlıklarla adını yazmaya gerek duymazdı. Yazarın adı, kitabın başı ya da sonunda veyâ metin içerisinde kaynar giderdi. Fakat baskı makinesi gelip sürüm artınca, üstelik ısmarlama değil, kitabı yazıp satmak zorunluluğu ortaya çıkınca, yazarlar da matbaacılarla ortaklaşa biçimde kitabın reklâmını yapma ihtiyâcı duymuşlardı. Bu nedenle kitaplara, büyük harfler ve özel desenlerle kapak tasarımları yapılmaya başlandı.

Daha Fazla Göster

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Celâl Bayar Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Târih Bölümü ile aynı üniversitenin; Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Yine aynı üniversite ve enstitünün; Târih Anabilim Dalı'nda, Doktora (Ph.D.) eğitimine devâm etmektedir. Şer'îyye Sicilleri konulu tezleri, Türk Halk İnanç ve İnanışları'yla ilgili araştırmaları, Türk Târihi ile özelde Klasik Dönem Osmanlı Târihi vs. alanlarda sayısız çalışmaları mevcuttur. "Alternatif Târih, Türkmen Irımları (Halk İnanışları), Şahsiyetler, Alternatif Târih Metinleri, Târihin Öteki Dünyâsı (Sıra Dışı Olaylar ve Karakterler)" gibi yayımlanmış kitapları, "Meczûp" vb. editörlüğünü üstlendiği yayınlar ile çeşitli makâleleri bulunmaktadır. Kendisini; "Târih Kreatörü & Şimdiki Zaman Gözlemcisi" olarak tanımlamaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı