«

Yüksek yüksek kara dağlarım var benim… Herkes Altay’ın etekleri der ama belki Tanrı Dağı, belki de Kingan Dağları’dır; yamacında boz tülü kısrağımın yelesini, rüzgâra icâre eylediğim. Atam Hân’ım, ben doğar doğmaz, tamı tamına dokuz buğrâ göndermiş uçmağa; Kök Tengri gülsün de kut bağışlasın deyu bana. Hattâ aksakallılar ardından ululamış da, dokuz Taş Ata bile dikmişler buğrâcıklara. Varın oradan çıkarın artık siz, nasıl bir boydan, ne zengin bir soydan geldiğim…

duha-oglu-deli-tungrul-alternatiftarih (3)Bir dokuzdur tutturduk deyu, Dokuz Oğuz’dan gelür dediler bana; dokuz da biziz, otuz da biziz, kırk da… On asır sonra yazılanlara bakmayın, sânımız ne olursa olsun, Oğuz yek budundur; hep aynı yere varır sonumuz. Tengri, öyle bir güç bahşetmiş ki bana, dilden dile dolanan o acı kuvvetimden aldım Deli nâmımı. Kaşın karası gibidir, gözün karası da dedi ulular; atam başı aklanınca, sen yol göster artık obana deyu, gök geyiğin ardı sıra koştular beni. O gün parladı işte, içimdeki beğlik kıvılcımı; alev aldı, ateş doğdu, harladı da yangın oldu, zâten deliyken iyice divâne olan yüreğimin derûnunda.

Yiğitleri ardıma toplayıp dört mevsim, dört yana, dörtnala vardım uzaklara… Sizdenim diyenlerin yüzün güldürdüm; ille de benim diyenlerin başın eğdirdim! Kağan deyu anılana dek, çok ocaklar söndürdüm ama hepsini kendi ocağımda ısıttım. Atamın beğliği yaşına erince, obamın kazanı hep aynı yerin ateşinde kaynadı yıllarca. Tungrul’un çadırları bildi, dost düşman yurdumu; benim toprağımda, kurtlar bile kapamadı tek koyunu.

Günün biri, hâneleri sırtlarında atlar göründü, obamın yamacında. Diz çöküp aman diledi erleri; kattım boylarını boylarıma. Hani hep kırk yiğit deyu anlatır ya dedeniz Korkut Ata; böyle böyle varıp da itaât eyleyen boylardır, her bir yiğit aslında. Kırk ay dönümü, kırk boyu kattım birbirine de tek budun idik aslında. İpek ile aldatan kısık gözlülerden tutun da, çelik yay geren yumuk gözlülere dek diz çöktürdüm! Bâzısını doğuya hapsettim, bâzısını batının ufkuna sürdüm!

Kırkıncı mevsimdi, öz budumumdan baş kaldıranlar çıktığında… İçim acıdı, yüreğim yandı; onca senenin ardından, bunca nankör milletin ettiğine. İçim yansa da dışım buz kesti yüzlerine. Kara olan gözüm, kapkara eyledim; Tungrul’un deliliğin, tüm cihâna kükredim! Yedi bozkurt türedi o gece, sürülerin avladı; Tungrul’un kânunu çiğnendi deyu, dokuz tülüğü parçaladı! Siz misiniz dedim hepine, virân eyledim yurtların; dokuz köprü var idi, sekizini yıktım.

duha-oglu-deli-tungrul2-alternatiftarihBakmayın, beni aklı eksik deyu tanıtmak içün köprümden geçmek isteyen yoktu dediklerine… Köprümden geçmek zordu, çünkü geçmek isteyen çoktu; dağın geçidi yol vermezdi ki başka yerden geçilsin. Geçmek kolay olurdu, yeter ki isteyen kişi, tarafımdan seçilsin. İyice güçten düşmeme yakın, her biri kendi köprülerin kurdular; okların dört yana atıp tüm boyları çağırdılar. O gün bastım obaların, aman dilettim hepsine; bu kez köprülerin dokunmadım ama mecbûrî yol gösterdim artık kendi köprüme. Kim, nereye giderse gitsin; doğru da olsa, ters de kalsa, yine de geçeceksiniz dedim! Geçenden otuz akça aldımsa, ille de geçmem diyenin kırk akçasın çıkardım! Sözün altında yatan ise; vergiyle büktüm bellerini. İyice sıktım hepini ki; bir daha kalkmasın başları.

Tengri kızdı bu işe, dedi; sen ki yol kesicisi olmuşsun, Aldacım gelüp sana, canın kessin, son bulsun. Tam da toyum var idi, beğliğim şânı içün… Aldacı düştü ardıma, at üstünde kaçarken, tepeden yuvarlanınca, kılıç çektim üstüne, dedi; den deli misin, Tengri’nin emrine direnirsin? Dedim, Duhâ oğlu Deli Tungrul’um, adım üstümde; deli değil de ya neyim? O anda, güvercin oldu da kondu Aldacı, göğsümün tam ortasına, gözüm açınca baktım ki; taht üstündeyim, toy ortasında. Anladım ki yüreğimmiş, göğsümdeki o sancı; sanmayın başka bir şey, bildiğiniz kalp spazmı… Bu derdim bile böyle geçti, târihin sayfasına; destanlarda yer buldu, dolandı ağızdan ağza.

Mâdem Korkut Ata, gerisin başka anlattı, öyleyse bitireyim ben de onun lâfzını. Aman dilerken Tengri’den, tamam dedi, râzı oldu; fakat Aylanu isterim deyu, beni daha dara soktu. Özüm yerine özüm al, senin olsun diyeni, ancak bulurum atam – anam çadırında deyüp de düştüm yola; vardım sonunda ise yalnızca hüsrâna. Onlar bile vermediyse, kim verir ki öz canın deyu deyu dolandım, tâ ki hâtunum; ben deyu çıkana dek önüme. Gözümden yaş dökülür iken, Tengri acıdı hâlimize; atamla anamın canın alıp yüz kırk yıl daha ekledi ömrümüze.

duha-oglu-deli-tungrul-alternatiftarih (1)İşte burada bitirir, dedeniz Korkut sözünü; adım duymuştur elbet ama bilmez ki olayın iç yüzünü. Kağanlığım, artık ilelebet meşrûiyet kazanmış; liderliğim ile bilgeliğim kaynaşmış demek öykümün aslı. Her kut alan er kişinin, vardır elbet bir uyanış yolculuğu; kendü içinde başlayıp yine kendü içinde sona eren… İşte benim yolculuğum da böylece tamamlandı, ömrüm değil ama benliğimin seyahâti…

Ben Tungrul! Duhâ oğlu Deli Tungrul! Ey Türk oğlu; aç gözün, işit sözüm! Dinle de ibret al, hiç değişmedi özün. Korkut Ata duydu nasılsa, ismim de hikâyem de… Toplar, toy içinde tüm kopuzları; boy boylar, soy soylar, her dâim adım anar.

Bir Cevap Yaz

Sefa Yapıcıoğlu Hakkında

avatar

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in kurucularındandır... Celâl Bayar Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Târih Bölümü ile yine aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Şer'îyye Sicilleri alanında çalışmalar yapmış, Türk Târihi ile ilgili araştırmalar gerçekleştirmiştir. Kendisini; "Şimdiki Zaman Gözlemcisi & Târih Kreatörü" olarak tanımlamaktadır.

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *