«

Van Kalesi Höyüğü´nde bu yıl, ilginç bir buluntuya rastlandı; 2.500 yıllık bir ayak izi… Post Urartu / Geç Demir Çağ mimârîsine âit kerpiç üzerinde rastlanan, bir insana âit sağ ayak izinin; bir kadına veyâ genç bir erkek bireye âit olabileceği düşünülüyor.

İlk Tunç Çağından îtibâren yerleşime sahne olan Van Kalesi – Tuşpa, kuşkusuz en parlak dönemini burayı başkent olarak seçen Urartular Döneminde yaşamıştır. İnşâ ettikleri anıtsal kral mezarları, saraylar, hendekler, surlar, tapınaklar ve çok sayıdaki çivi yazıtları ile Urartuların başkentlerine verdiği önemi anlamak mümkündür.Van Gölü etrâfında başkent dışında inşâ edilen; ‘Anzaf, Toprakkale, Ayanis, Körzüt, Aznavurtepe, Kef Kalesi ve Çavuştepe’ gibi büyük ölçekli kentler, yaklaşık 250 yıllık Urartu egemenliğinin başkent merkezli olarak tasarlandığını göstermektedir.
Bölgede şimdiye kadar gerçekleştirilen arkeolojik kazılar büyük çoğunlukla Urartu kentlerine ve sitadellerine odaklanmış, bu sayede Urartu kültürünü daha iyi anlayabilmemiz mümkün olmuştur. Ancak höyüklerde gerçekleştirilen kısıtlı sayıdaki arkeolojik kazılar ise bölgenin Urartu öncesi ve sonrasında geçirmiş olduğu kronolojik süreçlerin anlaşılabilmesi adına yetersizdir. İşte az sayıdaki bu höyüklerden birisi olan Van Kalesi Höyüğü´nde 2010 yılından îtibâren başlayan kazı çalışmaları, Urartu Dönemine ilişkin önemli veriler sunmasının yanı sıra Urartu öncesi ve sonrasına ilişkin de bölgenin kronolojik problemlerine ışık tutmaya başlamıştır. 2018 yılında sürdürülen çalışmalarda, önceki yıllara paralel bir şekilde Van Kalesi Höyüğü´nde en üst evrenin Orta Çağ nekropolü olduğu teyit edilmiştir. Bu tabakada bu yıl toplamda 70 bireye ait tüme yakın iskeletin bulunduğu mezarlarla karşılaşılmıştır. Bu iskeletlerden bazıları, büyük çoğunluğundan farklı olarak üzerlerinde takılarıyla birlikte defnedilmiştir. Bunlardan kolunda 12 adet cam bilezik bulunan muhtemelen genç erişkin bir kadına âit olan mezar dikkat çekicidir. Orta Çağın geç döneminde mezarlık olarak kullanıldığı anlaşılan Van Kalesi Höyüğü yaklaşık MS 11-12. yüzyıllara tarihlenen erken dönemlerde ise iskâna sahne olmuştur. 2018 yılında bu döneme ilişkin bir Orta Çağ tandırı ortaya çıkarılmıştır. Kâide kısmı taşlarla desteklenen bu tandırın iç kısmında havalandırma kanalı bulunmaktadır. Tandırın âit olduğu mimârî, daha geç dönemdeki yoğun gömü faaliyetleri nedeniyle oldukça zarar görmüştür.
Önceki yıllardan îtibaren höyük genelinde takip edilen oldukça zayıf Post Urartu / Geç Demir Çağa âit mimârî izlerin 2018 yılı kazı çalışmalarında da devâmı açığa çıkarılmıştır. Özellikle bu yıl mekân dışı zemin olarak kullanıldığını düşündüğümüz ve batıya doğru eğim yapan bir taban tespit edilmiştir. Bu geç taban Orta Çağ mezarları tarafından yer yer tahrip edilmiştir. Bu tabanın hemen altında, daha önceki yıllarda diğer açmalarda da karşımıza çıkan yoğun derz izlerine sahip Geç Demir Çağına ait erken evre tabanı ile karşılaşılmıştır.
2500 Yıllık Ayak İzi
Bu yılki çalışmalar neticesinde Van Kalesi Höyüğü´nde ilgi çekici bir buluntuya rastlanmıştır. Muhtemelen Post Urartu / Geç Demir Çağ mimârîsine ait kerpiç üzerinde bir insana ait ayak izi tespit edilmiştir. Yapılan ölçümler sonrasında yaklaşık 36 numara büyüklüğüne sahip olduğu tespit edilen bu ayak izi oldukça ilgi çekici bir bulgudur. İnsanların ihtiyaçları doğrultusunda ürettiği buluntulardan ziyade o dönemden günümüze ulaşan bir insanın belki de bilmeyerek ulaştırdığı bir mesaj olarak değerlendirilebilir. Bu türden izlerin bulunması arkeolojik kazılarda çok sık rastlanan bir durum değildir.
Höyük genelinde karşımıza çıkan çok sayıda hoker gömü, Urartu Döneminin ardından höyüğün kısmen mezarlık olarak kullanılmış olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda bu yılki kazılarda da 3 adet yeni hoker gömü daha açığa çıkarılmıştır. Bunlardan bir kadına ait olduğunu düşündüğümüz mezar, buluntularının zenginliği açısından dikkat çekicidir. İskeletin kulaklarında bronz küpeler, her iki bileğinde bronz üzerine demir sarmal burma bilezikler bulunmaktadır. Boyun bölgesinde bir adet boncuk, sarmal biçimli bronzdan bir kolye ucu ve boynuna asılı olarak kullanılmış olabileceğini düşündüğümüz cımbız biçimli bir kolye ucu diğer önemli buluntulardır. Ayrıca köprücük kemiği yakınlarında bulunan bir adet küçük fibula dikkat çeker. İskeletin sol kolunun hemen altında kiremit hamurlu hafif omurgalı küçük bir tabağın da mezar armağanı olarak bırakılmış olduğu anlaşılmıştır. Tabağın ağız kısmının kırık ve bulunamamış olması, söz konusu tabağın sağlam olmayan bu haliyle gömü hediyesi olarak mezara konulmuş olduğunu gösterir. Ayrıca bu tabağın içinde diorit taşından yarı küresel formda ve ortasında ince bronzun geçtiği haliyle taş bir obje yer almaktadır. İskeletin sağ omzunun alt kısmında bulunan fibulanın benzer formda olanları Güney Kafkasya örneklerinden bilinmektedir. Bu hoker mezarların Urartu tabakasına açılması ve kısmen Urartu duvarlarını tahrip etmesi söz konusu mezarların kronolojik olarak Urartu sonrası bir döneme târihlenmesini mümkün kılmaktadır. Taş temelsiz kerpiç duvarlardan oluşan bu dönem mimarisi höyük genelinde şimdilik iki mimârî yapı katı ve hoker gömüler ile temsil edilmektedir. Bu mezarlık evresinin yapı katlarından herhangi biriyle çağdaş olması da mümkündür.
Bu yılki kazılarda Urartu Dönemine âit, kuzey – güney doğrultusunda 3 adet mekân açığa çıkarılmıştır. Bu mekânlardan en güneydekinin kuzey, batı ve doğu duvarları belirlenmiş ancak güney duvarı höyüğün yamaçları boyunca geçen yolun tahribatı nedeniyle bulunamamıştır. Erken Urartu yapı katına ait bu mekan, bir kapı açıklığıyla kuzeydeki ikinci odaya bağlanmaktadır. Bu kapı eşiğinin solunda, yerde, kapının oturduğu anlaşılan mil yuvası bulunur. Bu mekânda duvarlar 110 santimetre yüksekliğinde korunmuş ve 3 sıra taş temel üzerinde kerpiçten inşâ edilmiştir. İkinci odanın batı duvarına bitişik vaziyette “U” biçiminde bir ocakla karşılaşılmıştır. Bu ocağın çevresinde yoğun kül ve ahşap yanıkları içerisinde, örneklerine 2016 yılında da rastladığımız çok sayıda mantar başlı tunç çivi bulunmuştur.
En kuzeydeki 3 numaralı mekân ise kuzey – güney doğrultusunda dikdörtgene yakın bir plâna sâhiptir. Güneyden bir kapıyla girilen bu mekân, bir diğer kapı ile batıdaki henüz kazılmayan yapılara bağlanmaktadır. Oda içerisinde herhangi bir ocak veya tandır bulunmaması ve karşılaşılan yoğun miktarda çanak çömlek parçaları buranın depolama amacıyla kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir.
Bu yıl Urartu tabakasında karşılaşılan bir başka önemli buluntu ise kireçtaşından yapılmış bir mühürdür. Silindir ve baskı biçimli mührün hem gövdesi hem de damga kısmında kanatlı hayvanların yer aldığı bezemeler bulunmaktadır. Üstte kulp deliği kırılmış olarak bulunmaktadır. Mührün gövdesinde 3 farklı hayvan figürü olduğu düşünülmektedir. Bunlardan biri boğa, biri dağ keçisi (İbeks), diğeri de çift boynuzlu bir dağ koyunu gibi durmaktadır. Boğa ve dağ keçisi karşılıklı olarak betimlenmiştir. Gövdeleri üç küçük dairesel oyuktan oluşan hayvanlar kanatlı ve yürür durumdadır. Mührün damga kısmında ise yine kanatlı koşar durumda gövdesi iki dairesel oyuktan oluşan boynuzlu bir geyik yer almaktadır. Ayrıca bu yıl karşılaştığımız ve üzerinde çivi yazısı bulunan pithos gövde parçası ve pişmiş topraktan boğa başı kap parçası diğer önemli Urartu buluntularıdır.

Bir Cevap Yaz

Alternatif Tarih Hakkında

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *