«

CHP, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde 9 Eylül 1923’te önce “Halk Fırkası” adıyla kurulmuştur. 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası”, 1935 yılında ise “Cumhuriyet Halk Partisi” adını almıştır.

1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik” ve “Laiklik” CHP’nin dört temel ilkesi olarak benimsenmiştir. 1935 yılında “Devletçilik” ve “Devrimcilik” ilkeleri de eklenerek Partinin ilkeleri altıya çıkarılmıştır. Partinin amblemi olan 6 ok bu ilkeleri simgelemektedir[1].

CHP kuruluş tarihinden günümüze toplamda 35 kurultay ve 18 olağanüstü kurultay yapıldı. Mustafa Kemal Atatürk’ün ardından genel başkanlık koltuğuna bugüne kadar İsmet İnönü, Bülent Ecevit, Deniz Baykal, Hikmet Çetin, Altan Öymen ve Kemal Kılıçdaroğlu oturdu.

1.Kurultay (4 Eylül 1919)

Mustafa Kemal başkanlığında 16 kişilik bir ‘Heyet-i Temsiliye’ oluşturuldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı Sivas Kongresi, aynı zamanda CHP’nin de ilk kongresi olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, CHP için ‘devlet kuran parti’ tanımlaması yapılmaktadır.  1. kurultayın en büyük mesailerinden birini manda sorunun çözümlemesi almıştır. Çözüm ise “Beyanname” ve “Nizamname” adlı iki bildiri ile belirtilmiştir. Bu iki bildiri CHP’nin ilk program ve tüzüğü olarak kabul edilecektir[2]. Bu bildiri aracılığıyla Sivas Kongresi antiemperyalist başkaldırıyı ulusal ölçeğe taşımayı amaçlamıştır.

23 Nisan 1920’de Meclis açıldıktan sonra Meclis’te kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Grubu’nun içtüzüğü kabul edildikten 5 ay sonra Mustafa Kemal Ankara gazetelerine 7 Aralık 1922 tarihinde verdiği bir demeçte Halk Fırkası adını taşıyacak bir siyasal parti kurma isteğinden söz ediyordu. Bu 5 aylık süreç savaşın kazanıldığı ve saltanatın kaldırıldığı gibi çok önemli olayların olduğu bir zaman dilimiydi. Demeçte, Mustafa Kemal Paşa bütün yurtsever aydınlardan vergi adaletsizliği, kalkınma önlemleri, bayındırlık çalışmaları gibi konulara ışık tutmalarını istiyordu[3]. Bu sürede fırkanın resmi olarak kurulacağı tarihe kadar Mustafa Kemal Paşa yurdun çeşitli yerlerinde vatandaşlar ile görüşüyor, fikir alışverişi yapıyordu.

Mustafa Kemal Paşa, 8 Nisan 1923 yılında Meclis’teki grubunun Halk Fırkası’na dönüşeceğini bildirin Dokuz Umde bildirisini yayınlamıştı. Dokuz ilke kısaca şu şekilde idi:

  • Ulusal Egemenliğe bağlılık
  • Saltanatın kaldırılması kararının değişmezliği
  • İç güvenlik ve asayişin sağlanması
  • Mahkemelerin hızlı işlemesi
  • Alınacak ekonomik önlemler
  • Zorunlu askerlik süresinin kısaltılması
  • Yedek subaylara, malul gazilere, emeklilere, dul ve yetimlere yardım
  • Bürokrasinin düzeltilmesi
  • Bayındırlık işleri için ortaklıklar kurulmasının sağlanması

Böylece Meclis çoğunluğunu bir amaç çevresinde toplayarak ülke genelinde siyasal bir örgütlenme yaratıp Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Grubu Halk Fırkası’na dönüştürülmesi amaçlanmıştı[4].

TBMM’nin ikinci dönemi 11 Ağustos 1923 günü açılmış, Mustafa Kemal Paşa Meclis Başkanlığı’na seçilmişti. Yeni hükümet 23 Ağustos’ta Lozan Barış Antlaşması’nı onaylamış ve 9 Eylül’de de daha önceden açıklandığı üzere Halk Fırkası kurulmuştu[5].

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1. ve 2. kurultaylar arasındaki süreçte demokrasiye geçiş süreçleri yaşanmıştı. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası da bunun ilk örneklerinden biridir. Terakkiperver’in kuruluşunu hazırlayan ve destekleyen gelişmeler zinciri, Rauf Bey’in istifasıyla yerine İsmet İnönü’nün Cumhuriyet’in ilk hükümetini kurduğu günlerden başlar. Rauf Bey 1 Kasım 1923’te Vatan ve Tevhid-i Efkar’a yaptığı açıklamada, Cumhuriyet’in ilanını bir oldu bitti olarak değerlendiriyordu. Muhalefetsiz bir Cumhuriyet’in olmayacağını söyleyen Rauf Bey, “Milli hakimiyetin temel müessesesi olan mecliste vatan menfaatlerinin muhtelif fırkalar tarafından müdafaa ve vaz’ı devletimize muasır bir hüviyet verdirecek yolların başında gelir.” diyerek bir muhalefet partisinin kuruluşunu uygun görüyordu. Cumhuriyet ile ilgili sözleri üzerine açıklama yapması için Meclis’e davet edilen Rauf Bey, Halk Fırkası meclis grubunda yaptığı savunması iddia edildiği gibi ortamı yumuşatmamış aksine uçurumun büyümesine neden olmuştur. Halk Fırkası grubunda yapılan Cumhuriyet tartışmaları ve Rauf Bey’in savunması muhalif görüşte olanları cesaretlendirerek parti içinde ikilik eller tutulur hale gelmişti. Böylece kasım ayının başlarından itibaren Halk Fırkası’ndan ayrılan ayrılan muhalif grubun Karabekir Paşa’nın etrafında toplandığı ifade ediliyordu. Bu gelişmeler üzerine Halk Fırkası içinde bir takım önlemler alınması gündeme geldi. Parti içinde ortaya çıkan bu dağınık görüntünün devlet işlerinin ve devrimlerin yürütülmesinin mümkün olmayacağı görüşüne dayanarak bazı kişilerin ihraç edilmesi kararı alınmıştı. İlk aşamada Rauf Orbay ve on arkadaşı 10 Kasım’da Halk Fırkası’ndan istifa ettiler. 17 Kasım 1924’te uzun süredir beklenen yeni parti Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası adıyla kuruldu. Kamuoyuna Cumhuriyet karşıtı ve gerici olmadığını göstermek için bu ad alınmıştı. Yeni muhalefet partisinin politik, ekonomik ve dinsel alanda liberalleşmeyi öngören ve o dönemde gerçekleştirilmeye çalışılan çağdaşlaşma programlarını, kazanılan bağımsızlığı tehlikeye düşürmeye yönelik uygulamaları önemli bir sorun teşkil etmekteydi. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın programında yer verdiği 6. maddesiyle dini kullanarak önemli bir destek bulmasından ve böylece Cumhuriyet ve devrimlerin tehlikeye girmesi fırkanın kapatılmasına götüren en önemli süreçti[6].

Muhalefetin etkisiyle çıkmış olan Şeyh Sait isyanı sonucu 4 Mart tarihinde Takriri Sükun yasası çıkmıştı. Hareket kısa zamanda bastırılmış, olaylarla ilgisi olduğu düşünülen Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası 3 Haziran 1925’te kapatılmış ve yöneticileri geçici olarak tutuklanmıştı[7].

2. Kurultay (15 Ekim 1927)

Atatürk’ün ‘Büyük Nutuk’unu okuduğu kongredir. Atatürk, 15 Ekim’de başladığı konuşmasını 20 Ekim’de tamamladı. ‘Cumhuriyetçilik’, ‘Halkçılık’’, ‘Milliyetçilik’, ‘Laiklik’ CHP’nin dört temel ilkesi olarak benimsendi. Bu kurultayda, partinin kurucusu Gazi Mustafa Kemal, partinin değişmez genel başkanı olarak belirlendi.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu kurultayında kabul olunan Genel Başkanlık beyannamesinde çift dereceli seçim uygulamasından tek dereceli seçim uygulamasına geçilmesi için hazırlıklara girişilecekti. 1931 kurultayından önce yapılan belediye seçimlerinde ikinci seçmen uygulaması kaldırılmış, kadın ve erkek vatandaşların tek dereceli olarak seçime katılması sağlanmıştı[8].

Ülkedeki ekonomik durumun dünya buhranının etkisiyle giderek kötüleşmesi ve halkın bu konudaki şikayetlerinin yükselmesi Mustafa Kemal’i harekete geçirmiştir. Aynı dönemde ekonomik bakımdan ciddi arayışların başlamış olması bu fikri güçlendirmektedir. 1930 yılında Cumhurbaşkanı ve CHF Genel Başkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Başbakan ve CHF Başkanvekili İsmet Paşa görüşerek demokrasinin gereğini yerine getirme konusunda mutabakat sağladığı anlaşılmaktadır. Başbakan defterine 20 Nisan 1930 Pazar akşamı Gazi ile muhalif fırka sorununun görüşüldüğüne dair bir not düşmüştür. Gazi Paşa, Başbakan’ın onayını aldıktan sonra Ali Fethi Bey’le sorunu tartışmıştır.

CHP’nin kurucusu ve başkanı olan Atatürk, Serbest Fırka kurulusu öncesinde Fethi Okyar’a:

            “Bu günkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatör manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır. Fakat dâhilde ve hariçte bize diktatör nazarıyla bakıyorlar… Halbuki Ben Cumhuriyeti şahsi menfaatlerim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum. Bütün müşküllere katlanacağız.” diyecektir[9].

Fırka 12 Ağustos’ta resmen kurulmuş ve yurtiçinde ciddi bir örgütlenme faaliyetine girişmiştir. Fırkanın Türk devrimlerine muhalefet olduğu algılanan siyasi faaliyetleri gereği kuruluşundan kısa bir süre sonra 17 Kasım 1930’da siyasi varlığına son verilmiştir. Serbest Cumhuriyet Fırkası özellikle Batı Anadolu’da ciddi bir örgütlenme faaliyeti göstermiştir.

3. Kurultay (10 Mayıs 1931)

Bu kurultayda ilk kez tüzükten ayrı olarak bir de program yapıldı. ‘Cumhuriyetçilik’, ‘Halkçılık’, ‘Milliyetçilik’, ‘Laiklik’ ilkelerinin yanı sıra ‘Devletçilik’ ve ‘Devrimcilik’ ilkeleri de parti tüzüğü ve programına girdi. Böylece partinin simgesi haline gelen ‘Altı Ok’ ile ilgili altı ilke belirlendi.

Cumhuriyet Halk Fırkası kurulduğu ve memleket idaresi sorumluluğunu üzerine aldığında, Türkiye’nin nüfusu 11 milyon, bütçesi de 129 milyondu. 12 yıldır devam eden savaştan henüz çıkmış olan millet yorgundu. Anadolu harap ve bakımsız idi. İç ve dış ticaret yabancıların elinde idi. Fabrika yoktu. Okul ve öğretmen sayısı çok azdı.

Bağımsızlığın devamı için ekonomik bağımsızlığın son derece önemli olduğunu belirten Mustafa Kemal ve Cumhuriyet Halk Partisi, ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmek için devletçilik prensibini benimsedi. Bu politika gereği demiryolları yapıldı, milli bankalar kuruldu, fabrikalar kuruldu, okullar açıldı, imar işleri başladı ve devrimler kabul edildi.

Uygulama ve özendirmeler, baştanberi özel girişim ve birikimi uyarıp geliştirme doğrultusunda toplumsal bir ortam yaratmaya dönük olarak müdahaleci bir ekonomi politikasını gündeme getirmişti. 1930’ların 1920’lerden ayrılması müdahaleciliğin varlığı ya da yokluğu değil göreli olarak sanayileşmeyi gerçekleştirme doğrultusunda müdahaleci ağırlığın artmasıydı. 1931 Mayısında toplanan Cumhuriyet Halk Fırkası kongresinde devletçilik parti programının ana ilkelerinde biri olarak benimsenmişti. Parti, özel girişimciliği toplumsal düzenin temel öğesi saymakta ve ferdi mesai ile faaliyeti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti refaha ve memleketi mamuriyete eriştirmek için, milletin umumi ve yüksek menfaatlerinin icap ettirdiği işlerde bilhassa iktisadi sahada devleti fiilen alakadar ettirmekteydi. Böylelikle devlet, özel girişimin gücünün yetmediği sanayi işletmelerini kuracak ve işletecekti[10].

Cumhuriyet Halk Fırkası bu dönemde yurt içinde devrim ve sosyal ilerleme hamlelerini ayakta tutmak üzere Halkevlerini kurmuştu. 1932 yılının şubat ayında kurulan halkevleri Afyon, Ankara, Aydın, Bolu, Malatya, Diyarbakır gibi birçok şehirde çalışmalarına başlamıştı[11].

Halkevleri’nin çalışma konuları 9 başlıkta toplanmıştı. Bunlar; Dil ve Edebiyat, Güzel Sanatlar, Temsil, Spor, Sosyal Yardım, Halkdershaneleri ve Kurslar, Kütüphane ve Yayın, Köycülük, Tarih ve Müze idi.

Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Başkan Vekili ve Başbakan İsmet İnönü halkevlerinin bütün ulusa ait olması hakkında 22 Şubat 1934’te şunları demişti:

            “Bu vatanın asırlardan beri muhtaç olduğu şey, vatandaşların tek bir aile gibi toplanarak orada vatanın ilerlemesine medar olacak esaslı faaliyetleri beraber tanzim etmeleri ve beraber takip ve tatbik etmeleridir. Halkevleri bütün vatandaşların müşterek malıdır. Halkevlerimizin temiz, feyizli ve ilerler bir halde olması; bütün devlet memurlarının, vatandaki bütün entellektüel sınıfın, bütün ilerlemek isteyen unsurların müşterek malı, müşterek vasıtası oluşundadır[12].”

4. Kurultay (9 Mayıs 1935)

Partinin adının Cumhuriyet Halk Fırkası’ndan Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönüştürüldü. Mustafa Kemal Atatürk’ün katıldığı son kurultay oldu.

1935 kurultayı Devlet- Parti ilişkilerini hukuksal bir çerçeveye oturtmuştu. Ülke gerçekleriyle bağdaştığı öne sürülerek Milli Devlet görüşü egemen görüş olarak benimsenmişti. 1936’da İtalyan ceza yasasından alınan maddelerle sınıf esasına dayalı örgütlenmeler yasaklanmaktaydı[13].

Mustafa Kemal ile İsmet İnönü’nün arası Mustafa Kemal’in ölümünden bir süre önce İnönü’nün aşırı devletçi politikası sonucunda halk ile devletin birbirinden uzaklaşması nedeniyle açılmış ve İnönü 20 Eylül 1937 tarihinde Başbakanlıktan ayrılmıştır. İnönü’nün yerine daha liberal olan Celal Bayar yeni hükümeti kurmuştur. Celal Bayar’la birlikte 1937 yılında Deniz Bank yasası kabul edilerek Türkiye İs Bankası’nın deneyimli idarecileri burada görevlendirilmişlerdir. Böylece açık olarak devletçi ve liberal politikanın mücadelesi başlamıştır[14].

5. Kurultay (29 Mayıs 1939)

Başbakanın aynı zamanda parti genel başkanı olması uygulamasına son verildi. 1936’da başlatılan parti devlet işbirliği uygulamasından da vazgeçildi; İçişleri Bakanı’nın parti genel sekreteri, valilerin il başkanı olması uygulaması terk edildi. Parti üyeliği yaş sınırı 18’den 22’ye çıkarıldı, memurların partiye üyeliği yasaklandı.

1938 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümü nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi ilk olağanüstü kurultayını topladı. Yapılan oylamada İsmet İnönü yeni Genel Başkan olmuştu.

Uluslararası düzeyde devletin yerini belirleme yönündeki değişiklikler ilk kez bu kurultayda belgelenmiş ve kurumlaşmıştı. Batı’ya yanaşmak için gerekli olan ‘Demokrasiye geçiş’ gibi söylemler ilk kez bu kurultayda ortaya çıkmış ve yine Batı’nın gözüne girmek için bu kurultayda parti-devlet kaynaşmasının çözülmesi yolunda ilk adımlar atılmıştı[15]. Genel sekreterin İçişleri Bakanı, Genel Başkanın da başbakan olması zorunluluğu bu çözülmeye örnektir.

Parti içinde denetim amacıyla bir müstakil grup yine bu kurultayda alınan karar ile kurulacaktır. İlk olarak 21 kişiden oluşacak bu grup tüzük kararıyla hükümette yer almayacaktı. CHP, kendi güdümünde ve iktidara tehlike yaratmayacak bir formül sonucu bu yöntemi bulmuştu. Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü 29 Mayıs 1939’da CHP’nin V. Kurultayı’nda ülkenin durumunu değerlendirirken, “Müstakil Grubun” kurulmasına yönelik şöyle bir konuşma yapmıştı:

                “… B.M. Meclisinin faaliyeti, vatandaşlara hakiki bir huzur verecek surette feyizli bir tekâmül halindedir. Hükümet işleri milletvekillerinin ciddi bir murakabesi altında olduğu halde, bütün gayretler, Cumhuriyet Hükümetinin itibar ve muvaffakiyetini artırmak yolunda müteveccihtir. Halkın seçimlere yakın alakası ve Büyük Millet Meclisinde millet haklarının açık murakabesi idealleriyle nifaka ve anarşiye mahal vermemek zaruretlerinin beraber yürüyebileceğine inanıyoruz. Büyük milletimizin arzusu ve aklı selimi, milletvekilimizin ve Parti teşkilatımızın yüksek meziyetleri; bize, muhtelif icaplar arasında, ahengi muhafaza etmek gibi çetin bir vazifeyi kolaylaştırmaktadır. Büyük kurultaya takdim ettiğimiz nizamname projesinde, Büyük Millet Meclisinde, Cumhuriyet HalkPartisi’nin bir de Müstakil Grubunu düşündük. Büyük kurultaydan vazife alan ve Parti Genel Başkanının farksız başkanlığında çalışacak olan Milletvekili ekseriyetine ve hükümetine esaslı bir yardım temin ederken büyük milletimize de kendi işleri için yeni bir teminat hazırlayacağını ümit ediyoruz…[16]

Nizamnamenin 128. maddesinde Müstakil Grubun vazifesi şöyle belirtilmektedir:

Devlet işlerinin iyi cereyanı; parti nizamname ve programının ve büyük kurultay kararlarının iyi tatbikatını meclis grubu kararına tabi olmaksızın murakabe etmektir. Bu grup dört senelik faaliyeti hakkında gelecek kurultaya rapor takdim eder[17].

Kurultay tarihinden kısa bir süre sonra başlamış olan İkinci Dünya Savaşı, Türkiye’yi de savaş ekonomisi içine sürüklemişti. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü hükümet üyelerinin başlıca amacı ülkeyi savaşa sokmamaktı[18]. Savaş koşulları gereği asker beslemesi gereken Türkiye, bu konuda iki önlem alacaktır. Bunlar; Milli Korunma Kanunu ve Varlık Vergisi. 1940 yılında çıkan kanun gereği hükümet, ekonominin tümünü düzenleme ve denetleme yetkisine sahip olacaktı. Milli Korunma Kanunu ile işlerin düzeleceği sanılmıştır. Önlemler, halk kitlesi için yaşam koşullarını bir parça olsun düzeltmemiştir. Tersine, bazı haksız kazançlara olanak sağladığı gibi, halkın daha da yoksullaşmasıyla sonuçlanmıştır. 1942 yılında çıkan vergi ise üç kesimden vergi toplamayı hedefliyordu. Tüccarlar, emlak sahipleri ve büyük çiftçiler. Varlık vergisinin yasalaştığı yıl, ikinci dünya savaşının ülkemizde neden olduğu sıkıntı ve darlıklardan yararlanan kişi ve çevrelerin vurgunculuğunun, karaborsacılığının, haksız kazanç sağlamanın doruğa ulaştığı bir zamandır. Bu iki kanun da CHP ile yurttaşın arasının açılmasına neden olmuştu. Bunun nedeni ise kanunların yürütülmesindeki eksiklik ve toprak ağaları olacaktı.

Dönemin en önemli atılımlarından biri ise 1940 yılında kurulmuş olan köy enstitüleridir. “İş içinde iş için eğitim”i esas alan ve köy çocuklarının seçilerek şehir merkezinden uzak 8-10 köyün ortasında kurulan bu enstitüler Türk Eğitim Tarihinde olduğu kadar ülke kalkınmasında da çok önemli rol oynamış, pek çok öğretmen yetiştirmiştir[19]. 1946 yılından sonra Enstitülerde var olan iş içinde eğitim anlayışı sistemli bir şekilde değiştirildi ve amacından saptırıldı. 1947 yılından sonra, Enstitülerdeki değişiklikler birbirini izlemeye devam etti. Enstitü öğretmenleri, ellerinde bulunan tüm araç ve gereçleri geri vermeye zorlandılar. 1947 Programıyla başlayan ve 1951 yılında ivme kazanan köklü program değişikliği süreci, Enstitüleri klasik öğretmen okullarına dönüştürdü. 1954 yılında Demokrat Parti Hükümeti tarafından Köy Enstitülerine son verildi[20].

6. Kurultay (8 Haziran 1943)

CHP’nin tek parti döneminde yaptığı son kurultay olarak tarihe geçti.

Savaşın en şiddetli döneminde toplanan kurultay müstakil grubun çalışmalarını överek başlar. Bazı tüzük maddelerinin değişikliği ile son bulmuştu.

1945 yılı başlarında savaşın sonuna doğru gelindiğinde parti, Almanya’ya 23 Şubat’ta savaş ilan etmiş, ertesi gün 24 Şubat’ta ise Türk delegeleri Birleşmiş Milletler paktını imzalamıştı. Bu noktadan sonra ülke gündemi dış siyasetten çok iç siyaset güdümlü devam edecekti.

Çiftçiyi topraklandırma Kanunu ülkenin kaderine yön veren olayların başlangıcıdır. 5 Ocak 1945 günü açıklanan kanun tasarısıyla başlayan homurtular, kanunun görüşüldüğü 14 Mayıs günü güçlü bir muhalefet haline dönüşmüştür[21]. CHP içindeki büyük toprak sahipleri bu tasarıya şiddetle karşı çıkarlar. Eskişehirli Emin Sazak, devletin toprak sahibini de koruması gerekir, toprak işçilere geçerse sermaye ve zeka yokluğu kendini gösterir, diyecektir[22]. Toprak Reformu Kanunu büyük toprak sahiplerinin istediği şekilde 11 Haziran 1945 tarihinde kabul edilmişti.

Savaşın sonlarına doğru San Francisco Konferansı görüşmeleri sürerken İnönü, milletvekillerini Çankaya’da bir toplantıya çağırmayı gerekli görmüştür. Başbakan Şükrü Saracoğlu, Parti Yönetim Kurulundan Atıf Akgüç, Müstakil Grup’tan Münir Birsel, Alaattin Tiritoğlu ile Atıf Tüzünyer almıştır. Toplantıda tek partili yönetimin doğurduğu sorunlar ve daha önceki çok partili hayata geçme girişimleri ele alınmıştır. Bir nevi çok partili hayata geçişin sinyalleri verilmiştir. Savaş zamanında alınan vergiler ve büyük toprak sahipleri olan milletvekillerinin çiftçiyi topraklandırma kanununa gösterdiği tepkiler sonucu 7 Ocak 1946 tarihinde Türk siyasal hayatında yeni bir sayfa açılmış ve Demokrat Parti kurulmuştur. Çok partili hayata geçişle birlikte Müstakil Grubun varlığı uzun ömürlü olmamıştır. Zira Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sonrası Batılı devletler tarafında yer alma istemi iç politika da yumuşamalara sebep olmuştur. Bu bağlamda 10 Mayıs 1946 tarihinde CHP Olağanüstü Kurultayı’nda çok partili hayata geçiş ve demokratikleşme yönünde önemli adımlar atılmıştır[23].

DP’nin kurulmasına doğru giden yolda yaşanan en önemli gelişme, Celal Bayar, Refik Koraltan, Fuat Köprülü ve Adnan Menderes tarafından, 7 Haziran 1945’te CHP Meclis Grup Başkanlığına, ülkede ve partide siyasal olarak liberalleşmenin sağlanması gerektiğinin belirtildiği, “Dörtlü Takrir” olarak anılan bir önergenin verilmiş olmasıdır. Dörtlü takriri veren milletvekilleri CHP’den tamamen koparak, hep birlikte DP’yi kurmuşlardır[24].

1946’da çok partili siyasi hayata girilmişti. İktidarla muhalefet arasında siyasi emniyet meselesi üzerindeki çekişmeler had safhaya gelmiş ve memlekette siyasi buhran ortaya çıkmıştı. Bu buhran, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün 12 Temmuz 1947’de yayınladığı Beyannameden sonra giderildi. Tarafsız idare ve muhalefetin emniyet içinde çalışması konusu demokrasinin temel unsurları olarak benimsendi[25].

7. Kurultay (17 Kasım 1947)

19 gün sürdü. 40 üyeli ‘Parti Divanı’ getirildi. Kurultayda ayrıca, yıllarca uygulanan merkezden atama yöntemi yerine milletvekili adaylarının yüzde 70’inin yerel örgütlerce belirlenmesi ilkesi getirildi. Devletçilik ilkesi yeniden tanımlanırken, özel girişime önem veren bir anlayış benimsendi. Bu kurultayda İnönü ilk kez “oybirliği” olmaksızın genel başkan seçildi.

CHP’nin bu kurultayına öncekilerden farklı olarak asker ya da bürokratların katılmamıştır. Bu durum, kurucu parti olarak kendini devletle bütünleştirmiş olan CHP’nin tek parti dönemi alışkanlıklarını devam ettirmediğini ve böylelikle ülkede çok partili siyasal yaşamın kurallarının daha sağlıklı bir şekilde işletildiğini göstermesi açısından önemlidir[26].

Devletleşmiş bir parti konumunda bulunan CHP’nin bu zorunlu değişimi, sadece partiyi ilgilendiren bir durum olmayıp, ülkedeki siyasal sistemin de yenilenmesi ya da kimi alanlarda değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Ülkede demokrasinin sağlıklı bir şekilde işlemesi ya da kurumsallaşması için CHP’nin kurultayda aldığı kararlar ülke açısından oldukça önemli olmuştur[27].

II. Dünya Savaşının bitmesiyle birlikte Türkiye’de yeni bir dönem başlamış ve çok partili siyasal düzene geçilmiştir. Savaşın totaliter diktatörlükleriyle çağrışım yaptıran bazı siyasal kurumlar bulunmaktaydı. CHP’nin parti anlayışı bunların başında gelmektedir. Ayrıca Milli Şef kavramının ve bu kavrama verilen anlamın İtalya’nın duçe’si, Almanya’nın führer’iyle yapısal ilişkisi yadsınamayacak bir gerçektir. Bütün bunlar demokratik ilkelere taban tabana karşıttır[28]. Böylece demokratik süreçlerin işlemesi için savaş sonucu koşulları göz önüne alınmıştır.

8. Kurultay (29 Haziran 1950)

14 Mayıs sonuçlarının etkisi altında gerçekleşen bu kurultayda Genel başkan vekilliği kaldırıldı. Kurultay’ta İnönü, 488 oydan 487’sini alarak tekrar genel başkan seçildi.

Kurultay başladığında eski kurultaylarda görülmeyen bir durum dikkati çekmekteydi. Milletvekillerinin doldurduğu sıralarda bu kez il delegeleri oturmaktaydı[29]. Mecliste çoğunluğu alan DP, CHP’ye saldırmakta ve hatta CHP mallarına el koymaktadır.

9. Kurultay (26 Kasım 1951)

Kurultaya, partiden istifalar, parti içi çatışmalar ve 16 Eylül 1951 ara seçimi yenilgisinin etkisi altında gidildi. Parti tüzüğüne ‘Atatürk CHP’nin ebedi şefidir’ şeklinde bir madde eklendi. Öneri, ‘Atatürk’ün bütün partilere, millete ait olduğu’ görüşüyle önce reddedildi, daha sonra benimsendi.

9. kurultayın bildirisi, CHP’nin iktidar karşısında arayış içinde olduğunu göstermektedir. Bildiride, CHP’nin önce demokrasinin yaşatılmasıyla görevli olduğu belirtilmiş, yargısal güvencenin güçlendirilmesi ve bir yüksek mahkeme kurulması gerektiği öne sürülmüştür. Ancak bildiride ekonomik ve sosyal konulara yer verilmemiştir[30].

İlk defa 1951 yılında örgütlenmeye başlayan CHP’li gençler, 1953 yılında ilk Gençlik Teşkilatı Yönetmeliği’ni oluşturmuş, 1954 Şubatı’nda Genel Merkez düzeyinde Gençlik Kolları kurarak örgütlenmesini tamamlamıştır. Dönemin iktidar partisi Demokrat Parti de aynı dönemde gençlik örgütlenmesine yönelmiş, böylece CHP’ye de karşılık verme gayreti içerisine girmiştir[31].

CHP’nin 9. Kurultayı’nda artık CHP içerisinde gençlik ve kadın örgütlenmesi resmileştirilmişti. Bu nedenledir ki; bu Kurultayın toplandığı tarih, yani 26 Kasım 1951’i CHP Gençlik Kolları’nın kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir.

10. Kurultay (22 Haziran 1953)

Kurultaya parti içi gruplaşmaların yaşandığı, çatışmaların arttığı bir dönemde gidildi. Şemsettin Günaltay, Genel Sekreter Kasım Gülek, DP’ye karşı sert bir politika izleyen Halkçı gazetesinin sahibi Nihat Erim ve Son Havadis gazetesinin sahibi, genel yönetim kurulu üyesi Cemil Sait Barlas (Mehmet Barlas’ın dedesi) parti içi muhalefetin ve gruplaşmaların başını çekiyorlardı.

Parti içinde İnönü – Gülek yarışması devam ediyordu. Muhalefet partisi olarak CHP, tuttuğu yollarda daha demokratik olmaya karar verdi. Bundan dolayı 1951 yılında, Genel Sekreterin, İnönü ve Genel İdare Kurulu tarafından seçilme usulüne son verilerek, demokratik bir şekilde kurultay tarafından seçilmesine karar verildi. Bunun üzerine Kasım Gülek, İnönü adayları karşısında Genel Sekreterliğe seçildi.

CHP, programında, Atatürk’ün kurduğu bir parti olduğunu yeniden ele almakla birlikte, programda Atatürkçülük söz yerine Atatürk Yolu ifadesi kullanıldı.

11. Kurultay (26 Temmuz 1954)

2 Mayıs genel seçimleri sonuçları partide ‘şok’ etkisi yarattı. Meclis’e Demokrat Parti 305 milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisi ise 31 milletvekili gönderiyordu. Parti Meclisi 5 Mayıs’ta toplantıya çağrıldı ve parti meclisinin güçlendirilmesi konusunda alınabilecek önlemleri belirlemek üzere ‘Islahat Komisyonu’ oluşturuldu. Kurultay, İnönü’yü Genel Başkanlığa, Gülek’i de genel sekreterliğe yeniden seçti.

Bu kurultayda CHP, hala kendine yeni bir hüviyet kazandırma çabasındaydı. Kimi Halk Partililer, partinin laiklik ve devletçilikten vazgeçmesi görüşündeydi. Çünkü bu ilkeler halkça benimsenmemişti. İnönü ise bunun önemli bir yarar sağlamayacağını söyledi. Çünkü muhalefetteki CHP, DP ile bu alanda yarışamazdı. İşte bu nedenle, eski ilkelere bağlı kalmak daha akıllıca bir iş olacaktı.

13 Kasım 1954’te CHP, bir bildiri ile hükümeti eleştirdi. Basın özgürlüğünün olmayışı, hakim teminatı sorunu, muhtar seçimlerinde yapılan hileler, hayat pahalılığı, ekonomik zorluklar eleştirilerin temelini oluşturuyordu[32].

12. Kurultay (21 Mayıs 1956)

Bu Kurultay, Genel Sekreter Kasım Gülek’in ‘tartışılmaz ikinci adamlığının’ yara aldığı kongre oldu. İsmet İnönü, 1021 delegenin bin 20’sinin oyunu alarak tekrar genel başkan oldu.

CHP 12 . Kurultayı’nı yaptığı bu dönemde, Demokrat Parti iktidarı giderek daha da sertleşiyordu. Gazete kapatma, tutuklama ve toplantı yasakları artarak devam ediyordu. Aynı yılın sonlarına gelindiğinde muhalefet iktidara karşı ortak hareket etme kararı almıştır. Böylece CHP, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi ortak bildiri yayınlamaya başlayacaklardır[33].

13. Kurultay (9 Eylül 1957)

Bu kurultay, Demokrat Parti (DP) iktidarının artan baskılarına karşı, muhalefet ile işbirliği yapılmasının kararlaştırıldığı kongre oldu. Muhalefetteki üç parti Cumhuriyet Halk Partisi, Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi, 4 Eylül’de bir bildiri yayınlayarak, ortak hareket etme kararı aldıklarını açıkladılar.

Kurultay’da işbirliği kararı alınarak heyecan “Hürriyet Andı” ile doruk noktasına ulaşmıştır. Ant şu şekildedir:

            “Ülkemizin bugünkü siyasal durumu ve bu durumun tarihi partimizin 13. Kurultayı’na yüklediği tarihi görev birleşmiş muhalefet cephesinin bir üyesi olan biz CHP’liler, Türk milletini layık olduğu ileri demokratik rejime ve vatandaşlar arasında eşit muameleyi ilke edinen hukuk devletine kavuşturmaya ve millet iradesinin tecellisine engel olmak isteyenlerin karşısında hiçbir şeyden yılmadan, kanuna uyup ulu Tanrı’ya sığınarak mücadele etmeye and içtiğimizi işbu hürriyet andı’yla kabul ve ilan ederiz[34].”

14. Kurultay (12 Ocak 1959)

27 Ekim 1957 seçimlerinden sonra ülkede yaşanan sosyal ve ekonomik gelişmeler karşısında, CHP’de hızlı bir çalışma dönemine girildi, parti politikalarında önemli değişimler yaşandı. Kasım Gülek, 27 Eylül 1959’da Genel Sekreterlik görevinden istifa etti. Yerine parti meclisince İsmail Rüştü Aksal getirildi.

CHP tarihinin en önemli beyannamelerinden biri de bu kurultayda ortaya çıkmıştır. İlk Hedefler Beyannamesi adını alan bu tarihi bildiri şu şekilde idi.

            ” – Antidemokratik kanunlar kaldırılacaktır.

              – Anayasa, halk egemenliği, hukuk devleti, sosyal adalet ve güvenlik esasına göre değiştirilecektir.

              – Devlet başkanlığı tarafsızlığa kavuşturulacaktır.

              – Yasama organının yürütme üzerindeki denetimi fiili ve etkin hale getirilecektir.

              – Yargı denetimi bütün idari tasarrufları kapsayacaktır.”

Bildiri şu sözlerle son bulmaktaydı:

            “CHP, tahakküm ve baskı zihniyetinin milli irade tarafından tasfiye edileceğine, hakkın, adaletin, özgürlüğün mutlaka zafere ulaşacağına peşin olarak inanmaktadır.”[35]

15. Kurultay (24 Ağustos 1961)

İsmet İnönü ile Kasım Gülek arasında ciddi bir çekişmeye yaşandı. Gergin geçen kurultayda, İnönü, konuşmasında delegeleri ‘ya o ya ben’ seçeneği ile karşı karşıya bırakınca Gülek, ağır bir yenilgiye uğradı.

İhtilal sonrası toplanan bu kurultayda İlk Hedefler Beyannamesi’nin devamı niteliğinde olan “Temel Hedefler Beyannamesi” adıyla anılacak bir bildiri yayınlamıştır. Bu bildiride somut öneriler yer almamıştır.

15. Kurultay’ı izleyen günler, heyecan ve gerginliğin son aşamaya ulaştığı bir dönemdir. DP’nin üç yöneticisi Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatih Rüştü Zorlu 16 ve 17 Ekim günleri idam edilmiştir. 15 Ekim’de seçimlerin yapılması kararlaştırılmış ve seçimlerden sonra CHP birinci parti olmuştur. Lakin CHP’nin seçimler için yayınladığı bildiride yeni bir şey yoktur. CHP, 1950’de DP’ye yanaştığı gibi 1961’de de AP’ye benzeme çabası içinde olmuştur.

Tek başına hükümet olamayan CHP 20 Kasım 1961 günü parti örgütünün eleştirilerine rağmen AP ile hükümeti kurmuştur. Birinci Koalisyon Hükümeti İsmet İnönü başbakanlığında 1 Haziran 1962 tarihine kadar görevde kalacaktır.

Parti içinden yoğun saldırılara maruz kalan İnönü istifa etmiştir. Bir ay kadar süren hükümet bunalımı sırasında CHP örgütü partinin hükümet dışında kalmasını istemiştir. “CHP’ye hükümet kurması için ısrar doğru değildir, sıra diğer partilere gelmiştir” diye Bülent Ecevit de hükümetin dışında kalınmasını savunmuştur. Ne var ki İnönü bütün muhalif çıkışlara karşı başbakanlığı kabul etmiş ve 25 Haziran’da CKMP ve YTP ile oluşturduğu İkinci İnönü Hükümeti’ni açıklamıştır.

16. Kurultay (14 Aralık 1962)

Kurultay parti içi grupların mücadelesine sahne oldu. Genel Başkan İnönü ile parti içindeki etkili isimlerden Kasım Gülek, Nihat Erim ve Avni Doğan arasında geçmişten gelen uyuşmazlık, kurultaya yaklaşıldıkça çatışmaya dönüştü. İsmet İnönü, bin 165 delegeden bin 92’sini alarak yeniden genel başkan oldu. Parti meclisi Kemal Satır’ı genel sekreterliğe tekrar seçti.

16. Kurultay’ın ardından ihraçlar, ardı arkası kesilmeyen istifalar, bakan değişiklikleri CHP’deki huzursuzlukları dindirememiştir. Sendika, toplu sözleşme ve grev yasalarının çıkarılması bile yoksul kesimi dindirememiştir. 16 Kasım 1963 günü yapılan ara seçimler AP’nin zaferiyle sonuçlanmıştır. Böylece İkinci İnönü Hükümeti’nin de sonu gelmiştir.

CHP grubu, partinin hükümette görev almamasına karar vermiştir. Bunun üzerine görev AP lideri Gümüşpala’ya verilmiş, ancak diğer partilerle anlaşamayan Gümüşpala görevi iade ederek iş yine İnönü’ye düşmüştür. Diğer partilerle anlaşamayan CHP, sayıları 25’i bulan bağımsızlarla koalisyon kurmaya karar vermiştir. Üçüncü İnönü Hükümeti kamuoyunda bir reform hükümeti olarak sunulmuştur.

17. Kurultay (16 Ekim 1964)

Hizip mücadelelerinin yaşanmadığı bir kurultay oldu. İki gün süren kongre sonunda ‘İleri Türkiye Ülkümüz’ başlıklı bildiri yayınlandı. İnönü, 1255 delegenin tümünün oyunu alarak yeniden genel başkan oldu. Kemal Satır, 20 Ekim’de parti meclisince tekrar genel sekreterliğe getirildi.

Bildirinin “CHP’nin yolu” bölümünde “Bu yol, Türkiye’yi sağ ve sol diktatörlüklerin uçurumundan koruyan, sınıf sultasına sürüklenmesini önleyen, sosyal adaleti ve güvenliği adım adım sağlayan yoldur” denilmekte “sosyal adalet” bölümünde ise ” CHP’nin sosyal adalet anlayışının özel sermayeyi, teşebbüs hürriyetini ve mülkiyet hakkını reddeden akımlara karşı, toplumun en etkili korunma aracıdır” ifadesi yer almaktadır[36]. Bu ifadeler bir süre sonra ortaya atılacak olan “ortanın solu” politikasının ilk işaretlerini vermektedir.

CHP, 1965 genel seçimlerine, emekleme dönemindeki ortanın solu anlayışının, ürkek, çekingen ve ihtiyatlı yaklaşımıyla girmiştir. CHP’nin 1965 seçim bildirgesinde kaydedilen vaatler istenilen sonuca ulaşamayarak parti seçimlerden yenik çıkmıştır. Sonuçlar AP’nin zaferini ve Türkiye tarihinde yeni bir dönemin başladığını gösteriyordu.

18. Kurultay (18 Ekim 1966)

Genel Başkan İsmet İnönü’nün Temmuz 1965’te gazeteci Abdi İpekçi’ye verdiği mülakat sırasında açıkladığı ve o günden sonra tartışılmaya başlanan ‘Ortanın Solu’ görüşü, kurultayda, partinin politik çizgisi olarak benimsendi. Bülent Ecevit, 31 oy ile genel sekreterliğe seçildi.

Beklenen çatışma parti meclisi toplantısı ile patlak vermiştir. Ortanın solunda olanlar ve olmayanlar tanımları toplantıya damga vurmuştur. Parti meclisi bu konu hakkında bir bildiri yayınlamaya karar verir. Bunun üzerine, bildiriye “CHP sosyalist değildir” ifadesinin konulmasını isteyen Turhan Feyzioğlu ve 7 arkadaşı, bunu başaramayınca bildiriye muhalif kalmışlar ve CHP tarihine “8’ler Olayı” adıyla geçen hareketi başlatmışlardır. Turhan Feyzioğlu ve bir grup arkadaşı kısa bir süre sonra CHP’den istifa edeceklerdir.

19. Kurultay (18 Ekim 1968)

‘Ortanın Solu’ tartışmaları bu kurultaya da damgasını verdi. İnönü, kurultay konuşmasında parti içinde aşırı solcular olmadığını bildirerek, “Biz sosyalist parti değiliz, Cumhuriyet Halk Partisiyiz” dedi. Parti Meclisi, 26 Ekim’de Ecevit’i tekrar genel sekreterliğe seçti.

12 Ekim 1969 seçimleri de CHP’nin yenilgisiyle sonuçlanmıştır. AP oylarında azalma olmasına rağmen iktidarını korumayı başarmıştır. 1969 seçimleri CHP içinde gizli, açık süren ideolojik mücadelenin alevlenmesi için bir başlangıç olmuştur. CHP, bir yandan Bülent Ecevit bir yandan da Kemal Satır taraftarları arasındaki tartışmalara tanıklık etmektedir.

20. Kurultay (3 Temmuz 1970)

1969 seçimlerinden sonra, partide Ecevit’e karşı muhalefet Kemal Satır’ın öncülüğünde daha da keskinleşti. Kurultaya bu ortamda gidildi. Parti Meclisi seçimleri, Ecevit listesinin zaferiyle sonuçlandı. İnönü, 1126 oyla tekrar genel başkan oldu. Genel Sekreterliğe de Bülent Ecevit yeniden getirildi.

Türkiye ve CHP tarihinde yeni bir dönemin başladığını ilan eden bir mektup açıklanmıştı. İsmet İnönü’nün CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa mektubu şu şekildeydi:

            “CHP Merkez Yönetim Kurulu Başkanlığı’na,

            CHP Beşinci Olağanüstü Kurultayı’nın 7 Mayıs 192 toplantısına verdiği karar sonucu     olarak, CHP genel başkanlığından çekildim.

            Tüzüğün 28. maddesinin gerektirdiği işlemin kurulunuzca yapılması için saygılarımla      arz ederim[37].”

21. Kurultay (30 Haziran 1972)

Kurultay, genel başkanlıktan istifa eden İsmet İnönü’nün bir CHP Kurultayı’na son katılmasıydı. İnönü, yaptığı konuşmada, ‘yeni genel başkanın başarılı olması için elbirliğiyle çalışılması gerektiğini’ söyledi. Bülent Ecevit, bin 85 delegeden bin 32’sinin oyunu alarak tekrar genel başkanlığa seçildi.

CHP , büyük bir değişime uğramış ve 14 Ekim 1973 seçimleri yaklaşmıştır. Seçim bildirgesinde 12 Mart ve sonrası şöyle yorumlanmıştır:

“12 Mart 1971’den sonra, Türkiye’de demokrasi bir ölçüde askıya alınınca, halkın siyasetteki ağırlığı, devlet  yönetimi üzerindeki etkisi geniş ölçüde azalmıştır. Büyük varlıklı çıkar çevreleri ve onların yandaşı olan tutucu partiler, bundan yararlanarak, ekonomik ve sosyal politikayı, anayasanın temel unsurları arasında yer alan sosyal adalet kavramıyla bağdaşamayacak kadar sağa kaydırmışlardır.”

14 Ekim 1973 günü yapılan genel seçimler, büyük dönüşümden sonra yeni bir kişiliğe ve politikaya sahip olan CHP için büyük bir zafer olmuştur ve iktidar adayıdır. Cumhurbaşkanı, 16 Ocak 1974 günü, başbakanlığı Ecevit’e vermiş ve MSP ile anlaşma sağlanarak CHP – MSP koalisyonu kurulmuştur. Bu ortaklık ancak yedi buçuk ay sürmüştür.

CHP ile MSP arasındaki çatışma devam ederken, 15 Temmuz 1974 günü Kıbrıs’taki Rum darbesi gerçekleştirilmiş ve 20 Temmuz günü Kıbrıs Türk Barış Harekatı’ndan sonra da uzun süreli “güvenlik ve dış politika” tartışmaları yaşanmıştır. MSP’nin tutumunu bu dönemde de devam ettirmesi üzerine, CHP için koalisyonu bozmaktan başka çare kalmamış ve Başbakan Bülent Ecevit, 18 Eylül 1974 günü, istifasını cumhurbaşkanına vermiştir.

22. Kurultay (14 Aralık 1974)

Koalisyonda yaşanan sorunlar nedeniyle hükümetin bozulması, parti içinde yeni tartışmalara yolaçtı. Buna ‘demokratik sol’ ve ‘ortanın solcuları’ kavramları üzerindeki tartışmalar da eklendi. Ecevit, kurultay konuşmasında, “Demokratik solculuk, tepeden inme değil, temelden yükselme solculuktur. Halka rağmen solculuk değil, halk solculuğudur. Bizim solculuğumuzun sınırını halk çizer ve çizecektir” dedi. Parti Meclisi, Orhan Eyüboğlu’nu yeniden genel sekreterliğe getirdi. Genel sekreter yardımcılıklarına ise Deniz Baykal ve Mustafa Üstündağ getirildi.

Ülkenin büyük çıkmazlara sürüklendiği, ekonomik bunalımın doruk noktasına ulaştığı ve siyasal cinayetlerin birbirini izlediği bir dönemde yapılan 12 Ekim 1975 seçimleri CHP ve AP lehine sonuçlanmıştı. Ne var ki CHP içindeki çatışma çeşitli iniş ve çıkışlar göstererek devam etmişti. Çatışmaların nedenlerini, amaçlarını ve birbiriyle bağlantılarını bulmak gerçekten güçtür. Çünkü, bu çatışmalarda, bugün bir tarafta olanın, yarın hangi tarafta olacağı belli değildi.

Parti içi iktidar kavgası sürerken, ortaya çıkan gruplaşmalarda da değişiklikler olmuştur. Genel merkeze muhalif olan gruplar kendi aralarında ayrılmışlardır. Kurultay mücadelesi veren 6 farklı grup oluşmuştur. Bu gruplaşma eğilimi içindeki CHP kongreleri çok sert geçmiştir. İzmir, Ankara, İstanbul gibi büyük il kongrelerinde taşlı sopalı kavgalar günlerce tartışılmıştır.

23. Kurultay (27 Kasım 1976)

1974 tüzük kurultayı ile başlayan parti içi tartışmalar, gruplaşmalar, ‘5’ler’ hareketi ve diğer gelişmelerle yoğunluğunu daha da artırdı. Genel Başkan Ecevit bu tartışmalarda tarafsız kalacağını ilan etti. Kurultayda, Sosyalist Enternasyonel’e katılım kararı da alındı. Ecevit, 1324 oy ile yeniden genel başkan seçildi. Genel Yönetim Kurulu, Orhan Eyüboğlu’nu tekrar genel sekreterliğe getirdi.

AP- MSP – CGP – MHP’nin oluşturduğu dörtlü milliyetçi cephe 1977 yılı ortaları yaklaşırken aralarındaki anlaşmazlık ve ülkenin yaşadığı bunalım genel seçimleri gündeme getirmiştir. Seçimler sonucunda CHP en büyük partidir ama, elde ettiği sayı tek başına iktidar olmak için yeterli değildir. CHP hükümeti kurma için gerekli olan güvenoyunu bulamayınca ikinci MC hükümeti 1 Ağustos 1977 günü başlamıştır. Bu gelişmeler partililer arasında eleştirilere yol açmıştır.

MC hükümeti  31 Aralık 1977 günü gensoru ile düşürülmüştür. Türkiye 1978 yılının ilk günüyle yeni bir döneme başlar. CHP yeni hükümeti kurma hazırlıklarına girişmiştir. CHP’nin başını çektiği CGP, DP ve bağımsızların oluşturduğu hükümetin kuruluşu kısa sürede tamamlanmıştır. Ecevit hükümetinin kuruluşu CHP’de yönetim değişikliğini de beraberinde getirmiştir.

24. Kurultay (24 Mayıs 1979)

Kurultay’a 1976 yılında kaldırılan Parti Meclisi’nin tekrar oluşturulması tartışmalarıyla girildi. Muhalefeti oluşturan Ali Topuz ve Deniz Baykal grupları, ‘parti meclisinin, partide uyum sağlanması için gerekli olduğunu’ savunurken, Ecevit, parti meclisinin kurulmasının geriye dönüş anlamı taşıyacağını belirtiyordu. Ecevit, bin 218 oy ile yeniden genel başkan, Mustafa Üstündağ da yeniden genel sekreter seçildi.

12 Eylül 1980 Cuma sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri ülke yönetimine el koydu.

 

[1] www.chp.org.tr

[2] Hikmet Bila, CHP 1919- 1999, Doğan Kitap, İstanbul, 1999, s. 20 – 21.

[3] Mete Tunçay, Türkiye cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999, s. 40.

[4] A.g.e., s. 44-45.

[5] A.g.e., s. 49.

[6] Hakan Erterzi, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve İzmir Basını Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2000, s.10-11.

[7] Bila, a.g.e. , s. 52-53.

[8] Millet Hizmetinde 40 Yıl CHP, s. 36.

[9] Derviş Kılınçkaya, “Serbest Cumhuriyet Fırkasının Toplumsal Tabanı ve Cumhuriyet Halk Fırkası”, Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, Yıl 8, Nu: 15, (Bahar 2012), s. 11.

[10] Dr. İhsan Keser, Türkiye’de Siyaset ve Devletçilik, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1993, s. 122.

[11] C.H.P. Halkevleri ve Halkodaları, s. 3.

[12] C.H.P. Halkevleri ve Halkodaları, s. 1.

[13] Dr. İhsan Keser, Türkiye’de Siyaset ve Devletçilik, Gündoğan Yayınları, Ankara, 1993, s. 120-121.

[14] Yüksel Kaştan, ” Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Döneminden Çok Parti Dönemine Geçişte CHP’nin Yönetim Anlayışındaki Gelişmeler (1938-1950)”, Sosyal Bilimler Dergisi, s. 124-125.

[15] Bila, a.g.e., s.93.

[16] Payaslı, a.g.m., s.153,154.

[17] Payaslı, a.g.m., s.154.

[18] Bila, a.g.e., s.96.

[19] Erol Kapluhan, Atatürk Dönemi Eğitim Seferberliği Ve Köy Enstitüleri, Marmara Coğrafya Dergisi, Sayı: 26, Temmuz – 2012, s. 187.

[20] A.g.m., s.188.

[21] Bila,a.g.e., s.99.

[22] Bila, a.g.e., s.100.

[23] Payaslı, a.g.m., s. 164.

[24] Hakan Uzun,  İktidarını Sürdürmek İsteyen Bir Partinin Kimlik Arayışı: Cumhuriyet Halk Partisi’nin 1947 Olağan Kurultayı, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, No:25, Güz 2012, s. 104,105.

[25] Millet Hizmetinde 40 Yıl CHP, s. 56-57.

[26] Uzun, a.g.m., s.111.

[27] A.g.m., s.133.

[28] Doç. Dr. Çetin Yetkin, Türkiye’de Tek Parti Yönetimi, Altın Kitap Yayınevi, s. 235.

[29] Bila, a.g.e., s. 143.

[30] Bila,a.g.e., s. 145.

[31] Asil Kaya,  Türk Siyasi Tarihi’nde Chp’nin Gençlik Kolları, Yüksek Lisans Tezi, 2010, s. 61.

[32] Feroz ve Bedia Turgay Ahmad, Türkiye’de Çok Partili Politikanın Açıklamalı Kronolojisi 1945-1971, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1976, s. 130.

[33] Bila, a.g.e., s. 168.

[34] A.g.e, s. 170.

[35] A.g.e., s. 178-179.

[36] A.g.e. , s. 208.

[37] A.g.e. , s. 266.

Bir Cevap Yaz

Seydi Tütüncü Hakkında

avatar

Seydi Tütüncü

Alternatif Târih ekibine, 2018 Mayıs'ında katılan Seydi Tütüncü, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Târihi Enstitüsü'nde, tezli yüksek lisans öğrenimine devâm etmekte; Yakınçağ ve Cumhuriyet Târihi alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *