«

Henüz İkinci Dünya savaşı başlamadan önce, hem Almanya’nın hem de Sovyetler Birliği’nin gücünü sınadığı ve ilk defa askeri teknolojilerini savaştırdıkları bir savaş gerçekleşti ve bu savaş İkinci Dünya Savaşı’ndan hemen önce, sanki bu büyük savaşın sonuçlarının bir habercisi gibi, İspanya’da büyük bir yıkım gerçekleşti. Ancak bu savaş, önce İspanya sonra da bütün Avrupa için bir dönüm noktası olacak ve Avrupa siyasî politikasını geri dönülme olanağı olmadan etkileyecekti. Bu savaş; İspanya İç Savaşı’ydı.

Kader, bu iç savaşla İngiliz ve Fransız güçlerine, ileride savaş açacak ve tüm Avrupa’yı işgal edecek olan Nazi ve İtalya güçlerini bastırmak için son bir şans tanımıştı adeta… İspanya’da henüz başa geçmiş olan sosyalist hükümet sürgündeki Francisco Franco önderliğinde cunta saldırısına maruz kaldı. Cuntanın dış devletlere bildirdiği bahane, sosyalist hükümetin devrim yapma hazırlığında olduğudur. Zaten 1930’lu yıllarda bir faşist güçlerin veya ordunun sosyalistleri devrimcilikle suçlaması, en çok tercih edilen karttı ve gayet olağan karşılanan ve tutan bir hamleydi. Ancak aynı dönemlerde Fransa’nın da başında sosyalist hükümetin bulunması, İspanya hükümetini cesaretlendirdi ve Fransa’dan yardım talebinde bulundu: Madrid hükümeti Fransa’ya, onların ödemeye hazır olduğu silah ve teçhizatları yollaması çağrısında bulundu. Ancak burada da meşhur İngiliz baskısı İspanyol cuntasının, Alman-İtalyan güç ortaklığının imdadına yetişti adeta… İngiliz Muhafazakâr Hükümeti’nin baskısı altında olan Léon Blum temkinli bir müdahale etmeme politikası izlemeye karar verdi ve 8 Ağustos 1936’da, İspanya’ya savaş malzemesi sevkiyatının yasaklandığını açıkladı. Zaten yardım için geç kalınmıştı: İtalyan uçakları çoktan İspanya semalarına girmişti ve Nazi savaş gemileri General Franco’ya yardım için İspanya limanlarına yanaşmıştı. Ancak tüm bunlara rağmen yine de İngiltere, en azından Almanlara ve İtalyanlar Kıta Avrupası’nda kafalarına göre hareket edemeyeceklerini göstermek için İspanya Cumhuriyeti’ne yardım kampanyası başlatabilir ve bu hareketi Almanya’nın ileride çıkartmak istediği savaş için iki kere düşünmesini sağlayabilirdi. İngiliz-Fransız politikası her ne kadar İspanya meselesine uzak kalmayı tercih etseler de özellikle Fransız halkının anti-faşist eğilimli halkı İspanya’daki iç savaşta sosyalist cumhuriyete destek için çok ateşli bir şekilde propaganda başlattı; gıda ve süt ile tıbbi yardım için para toplandı, iç savaş mağdurları için giysi ve yorgan yardımı çağrıları yapıldı; Fransa’nın her yerinde yardım komiteleri kuruldu. Hatta Fransa’da bir grup genç, Alman-İtalyan güç ortaklığına karşı Uluslararası Tugaylar bile kurdular. Karargâhı Paris’te olan bu tugaylar anti-faşist eğilimden güç alıyorlardı.[1]  General Franco’nun birlikleri, Almanya ve İtalya güçlerinin kanatları altında zaferle ilerledikçe Fransız halkının tepkileri giderek arttı.

Fransız aydınları ise faşizmin yarımadada egemen olmasından kaygılıydılar ve Fransa’nın en iyi aydınlarından bazıları, İspanya Cumhuriyeti’nin tarafını tutarak ‘’faşist güçlerin İspanya’da egemen olması itibariyle her tür düşünce özgürlüğünün baskı altına alınacağını ve faşistlerin Pireneler’de durmayacaklarını’’ ifade ettiler. Birçok Fransız yazar ve şair ise İspanyol direnişçileri öven etkileyici yapıtlar yayınladılar; gazetecileri ve filmciler belgeseller yaptılar. Özellikle André Malraux’un Jours de Mépris’i değerli katkılardan biriydi ve aynı kişi İspanya iç savaşında direnişçiler için uçak kaçırma girişimleri de vardı. Fransa’nın aydın ve yazarları gibi sol kanatın da İngiliz politikasına uymaya pek niyeti yoktu. Sol kanat liderleri Madrid’i henüz işgal edilmediği yıllarda ziyarete gittiler ve döndüklerinde dev mitingler yaparak halkı İspanya Cumhuriyeti için destek olmaya çağırdılar.[2]  Sol kanat ve anti-faşist eğilimli Fransızlar neredeyse Alman-İtalyan güçlerine direkt savaş açacaktı.

Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi Fransız halkı derinde bölünmüşlük içindeydi ve sağ kanat bilinçaltı korku ile anti-faşist hareketleri ve İspanya Cumhuriyeti’ni desteklemeye yanaşmadılar. Hatta sağ kanat basını Alman-İtalyan ortaklığının tiz propagandasını bile yaptı[3]  ileride başlarına geleceklerden habersiz. Zaten o dönemin sağcıları artık Almanya’nın Fransa’ya saldırmayacağına inanmıştı. Gerçi Fransız-İngiliz hükümetleri bile faşist güçlerin İspanya iç savaşındaki kazanımlarını tam kestirememişti, sosyalistler ise ideolojik bir baskıdan; faşist egemenliğinden endişeliydiler o kadar.

Fransız siyasetçileri arasında da her ne kadar görünürde İngiliz siyasetine uymuş gözükseler de alttan İspanya Cumhuriyeti’ne destek verenler bulunmaktaydı.[4]

Léon Blum hükümeti başarısının zirvesinde olmasına rağmen İspanya iç savaşından uzak kalmayı tercih ettiler ancak Havacılık Bakanı Pierre Cot, İspanyol direnişçilere yardım için, 300 uçağın başka ülkeler üzerinden İspanya’ya girmesini örgütledi. Yine Paul Gamelin ve Daladier’in de Katalonya’ya Fransız birliklerin göndermeye hazırlandılar ancak sağ kanat görüşün baskısı nedeniyle başarılı olamadılar. Hatta General Pétain Baudouin’e Gamelin’i yardım gönderme konusunda engelleyenin bizzat kendisi olduğunu itiraf etmiştir.[5]

İspanya iç savaşı olayında sağ kanatın korkusu sadece devrim değil bir de Fransa’nın tehlikeye gireceği endişesiydi. Pétain de itirafında ‘’o gün Halk Cephesi’nin Fransa’yı içine sokacağı felaketi önledim’’ diyerek endişenin tek yönlü olmadığını da itiraf etmiştir. Ancak sezilemeyen durum İspanya iç savaşında faşist güçler yeni palazlanıyor ve sonraki işgal hareketleri için nabız yokluyordu. İspanya’ya yapılacak anti-faşist bir müdahale kuvvetle muhtemel ileride Fransa’yı bir işgalden önleyebilirdi.

1936 yazında Blum SSCB önderleri ile faşizme karşı bir ittifak olasılığını görüştüyse de bundan bir şey çıkmadı. Zaten SSCB’ni, Avrupa ile ilgili meseleler çok ilgilendirmiyordu; İspanya Cumhuriyeti’ne bile yaptığı yardım sönük kalmıştı. Bu başarısız ittifak girişimine karşılık Almanya ve Japonya Anti-Komünist Paktı’nı imzaladılar.[6]

Sol kanadın bu girişimine karşılık sağ kanat mali baskı silahını kullanma kararını verdi ve içlerindeki Bolşevik korkunun dürtüsüyle Halk Cephesi’ni baskı altına almaya çalıştılar. En etkili atak Fransız bankerlerin Londra kentiyle bağlantı halinde hızlı bir sermayeyi dışa uçurma projesiydi. Güze dek tam 40 milyar Frank’ı dışarıya uçuran bankerler Léon Blum’a boyun eğdirmiş ve devalüasyonu yapmaya razı ettirmişlerdi. Bu aşamadan sonra Blum ödün üzerine ödün verdi ve hatta Paul Baudouin’i (ki sonradan Vichy Hükümeti’nde dış işleri sekreteri olacaktır) mali konularda danışmanlığa çağırarak düşmanı kampın içine yerleştirecektir. Bu yolla sağ kanat hem İspanya Sosyalist Cumhuriyeti’ne olası yardımı önlemiş hem de Fransız Halk Cephesi’nin de belini kırarak tehlikeyi Fransa’nın ve her şeyden önemlisi kendilerinin başından savmışlardı. Ancak sağ kanat bu atakla kalmadı; Paul Baudouin’in kışkırtmalarıyla Halk Cephesi programında bir ‘’duraklama’’ olduğu iddia edildi ve işverenlerin isteği üzerine pek çok ekonomik ve sosyal önlemler askıya alındı. 1937 Haziran’ında 6o milyon Frank dışarı aktarıldı ve bankalar kredi vermeyi reddetti. 21 Haziran günü senato 168’e 96 oyla Blum’u yendi ve Blum istifa etti. Yerine 1933-34’ün başkanı, sosyalist meslektaşlarının desteğiyle Camille Chautemps geçti.[7]  Fransa’da tekrar istikrarsızlık baş göstermiş; asıl düşman unutulmuş hatta sağ kanat tarafından güvenilir müttefik olarak görülmüştü. İspanya iç savaşının faşistler tarafından kazanılmasının bilançosu Fransa’ya ağır oldu.

1937 yazı Fransa ve İngiltere adına bir dönüm noktası olabilirdi. Etrafta acil destek arayan İspanyol cumhuriyetçileri ve direnişçileri olası bir Fransız-İngiliz desteğine karşılık ileride çıkabilecek savaşta bu iki devleti İspanyol ordularıyla ölesiye korurdu. Ancak yeni oluşumlu bu potansiyel müttefik İngiltere’nin yanlış sezilerine kurban gitti ve Fransa hemen yanı başında faşistlere her türlü desteği verebilecek büyük bir güç buluverdi. Ayrıca İspanyol direnişçiler ve cumhuriyetçiler de eskisi gibi Fransa’ya güvenmiyorlar hatta Fransa’nın kendilerine ihanet ettiklerini düşünüyorlardı.[8]  Öte yandan General Franco’nun stratejisi gereği İngiltere ve Fransa İspanya iç savaşında herhangi bir müttefik edinemezken Almanların İspanya üzerinde kazanım elde etmelerini ve kendilerine yeni bir müttefik (en azından II. Dünya Savaşı sırasında Almanların düşmanlarına yardım etmeyecek) kazanmasına seyirci kaldılar. Bu eğer bir seyirci kalma politikası olsaydı bayağı başarılı olunmuştu ancak ülkelerini tehlikeye atmama politikası izleyerek ülkelerini tehlikenin kucağına bırakmak gibi büyük bir ironik başarısızlık elde ettiklerinden İngiltere-Fransa politikası hüsranla neticelendi.

Ayrıca Bir Fransız yazarı olan André Chamson Franco’nun İspanya’da zafer kazandığı takdirde Avrupa için savaşın kaçınılmaz olduğunu iddia etmişti. Keşke bunu dönemin İngiliz hükümeti de görebilseydi. [9]

İspanya iç savaşı dolaylı da olsa Fransa’da bir sol hükümetin zayıflayıp devrilmesine ve Fransız siyasi tabanının bir depremle daha sarsılmasına neden oldu.

Ancak ister İspanyol direnişçiler Fransızlar tarafından ihanete uğradıklarını düşünsünler ister Fransızları İngiliz politikasına esir olmakla suçlasınlar; İspanya iç savaşı boyunca İspanya Cumhuriyeti’ne en büyük destek dış destek Uluslararası Tugaylardan geldi ve bu tugaylar Fransız halkının coşkuları ve cesaretleriyle kurulup güçlendi.

[1] Frida Knight, Fransız Direnişi, (Çev: Oya Nilgün), Belge Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2000; s.25.

[2] A.g.e, s.25-26.

[3] A.g.e, s.26.

[4] A.g.e, s.26.

[5] A.g.e, s.26.

[6] A.g.e, s.26.

[7] A.g.e, s.26-27.

[8] A.g.e, s.30.

[9] A.g.e, s.28.

Bir Cevap Yaz

Mehmet Tosun Hakkında

avatar

Mehmet Tosun

Alternatif Târih kadrosuna, Şubat 2017'de katılan Mehmet Tosun, Celâl Bayar Üniversitesi Târih Bölümü mezunudur. Başlıca ilgi ve çalışma alanı; Avrupa Târihi ve Medeniyeti'dir.

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *