«

XIX. yüzyılda Osmanlı klasik hukuku ciddi sorunlarla karşılaşmış ve birçok açıdan yetersiz kalmıştı. Bu hukuki yetersizliğe Tanzimat Fermanı’ndan itibaren köklü reformlarla cevap verilmeye çalışıldığı ve Osmanlı hukukunun çeşitli alanlarında yeniliklere gidildiği bilinmektedir. Bu tedbirlere en güzel örnek Osmanlı İmparatorluğu’nun ticaret hukuku alanında, 1850 yılında kabul ettiği Ticaret Kanunnamesi’dir. Ancak bu kanunname, diğer reformlar gibi,istendik ölçüde ihtiyacı karşılayamayacak ve Osmanlı köklü bir medeni kanuna ihtiyaç duyacaktır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun yeni bir medeni kanun benimseme girişimlerinde, devletin içerideki ihtiyaçlarından dolayı devlet adamlarının köklü reformlara ihtiyaç duymasının yanında bir de işin kültürel ve prestijboyutu diyebileceğimiz ‘dış etkenler’ etkili olmuştur. İşin prestij yanı Fransa’dan kaynaklı idi. Çünkü Fransa o dönem Batı’da medeni kanunun ilk örneği olan ‘CodeCivil’i çıkartmış ve kendi medeni kanunu olan bu CodeCivil’i Osmanlıya benimseterek bir prestij elde etmek istemekteydi. İşin Kültürel yanı iseCodeCivil’i benimseyen Osmanlı gerek özel hukuk gerekse ticari ve borçlar hukuku bakımından tamamen Fransızların alışık olduğu bir hukuk düzenine geçmiş olacak ve böylece Fransızlar Osmanlı gibi büyük bir imparatorluğun sınırlarında alışık oldukları hukuk kültürü sayesinde zorluk çekmeyeceklerdi. Ancak Ahmet Cevdet Paşa’nın bu türden bir Batılılaşmaya muhalif duruşu ve İslam hukukuna uygun bir reformu talep etmesi bu Fransız hayalini suya düşürecektir.

Osmanlı hukuku bu aşamada, Ahmet Cevdet Paşa’nın girişimi sayesinde Fransız hukukunun gölgesinde eriyip gitmekten kurtulmuş ve hem çağa ayak uyduran hem de kendi kültürüyle yoğrulmuş özgün bir ‘medeni hukuka’ sahip olmuştur. Bu medeni hukukun adı Mecelle Kanunudur.

Mecelle kanunu İslam hukuku içerisinde sahasının ilk örneği olup sadece Osmanlı İmparatorluğu ile sınırlı kalmamış; uzun yıllar birçok İslam ülkesini de hukuki açıdan etkilemiştir. Mecelle kanununun en önemli özelliği, bu kanunun ‘başarılı bir hukuk kodu olarak kabul edilmesiyle, İslam hukukunun tüm zamanlar için elverişli bir nitelikte olduğu tezinin zımnen kabul edilmesini’ sağlamasıdır. Yine bu kanunun diğer bir özelliği, dönemin genel kabul gören şerh otoriteleri (tanındık Hanefi hukukçuları) dışında çok tanındık olmayan azınlık hanefi hukukçularının görüşlerinden yararlanılmasıve böylece kendi etrafında tekerrür eden hukuk sınırlarını aşmış olmasıydı. Diğer bir deyişle Mecelle bu yönüyle yenilikçi bir kanun olmuştur.

16 kitap ve 1851 maddeden oluşan Mecelle dokuz yıllık titizlikle çalışılmış bir emeğin ürünüydü ve İmparatorluğun ilk ‘medeni kanunu’ydu. Mecelle’yi dönemin yenilikçi hareketlerinden ayıran yönü, o zamanın alışılagelmiş ‘Batıcı’ yenileşme çabalarının aksine, yenilikçi olmasının yanında, tamamen ‘yerli, milli ve İslami’ oluşudur. Bu yönüyle Mecelle Osmanlı’nın kendi kültüründe yenileşme ve çağdaşlaşma için yeterli birikimin olduğunu da ispat etmiş olacaktır.

Bu kanunun Osmanlı hukuk sistemine katkısı isehakimlerin, gerek Hanefi mezhebi içinde gerekse farklı ekollerdeki içtihatlardan yararlanmalarının önüne geçilmesiydi. Böylece hakimler artık karar verirken tek bir kanunu ölçüt alacaklar; kendi mezheplerinin görüşlerine göre değil merkez bir medeni kanun ölçütüyle hüküm vereceklerdi. Bunun anlamı artık Osmanlı hukuk sisteminde, farklı içtihatlar içerisinde boğulmuş bir çok başlılık döneminin son bulması, bu farklılıktan çıkan karmaşanın bitmesi ve hukukun Batı hukuku gibi ‘laik’ ve modern bir hukuk olması için önemli bir adım atılmasıdır.

Hanefi mezhebi esas alınarak hazırlanan Mecelle Kanunu büyük ölçüde Ahmet Cevdet Paşa tarafından şekillenmiştir. Ahmet Cevdet Paşa daha önce de hazırlanan birçok kanunlaşma hareketine katkıda bulunan ve dünya hukuk tarihine, belki de en büyük hayali olan, Mecelle gibi bir hediye bırakan, Tanzimat’ın büyük devlet adamlarından biridir.Mecelle’yi anlamlandırabilmek için Ahmet Cevdet Paşa’nınfikirlerini bilmek ve onu tanımak bir zaruriyettir.

Ahmet Cevdet Paşa’yı özgün kılan, medeni hukuku bir anayasaya dayandırmaya şiddetle karşı çıkması ve anayasa hukukunu medeni hukuka dayandırması; bu anlayışı nedeniyle de devletin temel anayasasının olması tezine de karşı çıkmasıydı. Ayrıca Ahmet Cevdet Paşa’ya göre medeni hukuk bir ulusun varlığının ve birliğinin temeliydi ve bu nedenle içinden çıktığı topluma aykırı olamazdı. Ahmet Cevdet Paşa’nın CodeCivil’e karşıtlığı da, Batı gölgesinde erimiş yenilik hareketlerine olan karşıtlığı da hep bu anlayışlarına dayanıyordu. Çünkü CodeCivil tam bir yazılı anayasa idi ve onun fikirlerine taban tabana zıt idi. Ayrıca Osmanlı toplumunu bir kanun kurtaracaksa o kanun o toplum içinden çıkabilirdi. Ne ki Ahmet Cevdet Paşa döneminin Batıcı devlet adamları tarafından ‘muhafazakarlıkla’ suçlanırken şeyhülislam tarafından da fazla ‘seküler’ bulunmuş; tüm bunların üstüne ‘CodeCivil karşıtlığı’ yüzünden dışarıdan gelecek bir saldırıda kendi toplumundan bir destek bulamamıştır.

Ahmet Cevdet Paşa, Osmanlı tebaasını bir ümmet değil ‘İslami bir ulus’ olarak yorumlamış ve bu ulusa en uygun olan medeni kanununda yine İslam temelli olması gerektiğini savunmuştur. İşte Mecelle Kanunu’nun özü de bu idi. Hem dönem toplumunun ‘tam laikleşme’ sürecine hazır olmayışı hem de Ahmet Cevdet Paşa’nın medeni kanun hakkındaki görüşleri nedeniyle Mecelle tam bir laikleşme gerçekleştirememiş ancak Türk hukukunun laikleşme sürecini başlatmıştır.

Mecelle diğer mezhep ekollerinin görüşlerini saf dışı bırakıp sadece Hanefi ekolünün görüşlerini ‘devlet doktrini’ olarak benimsemesiyle sadece ‘laikleşme’ sürecini başlatmamış ayrıca ulusal bir kanunun anlayışını da oluşturmuştur. Bu nedenle Mecelle’ye bir nevi ‘Osmanlı Medeni Kanunu’ da denilebilmektedir.

Mecelle kanunuhazırlık aşamasındayken çeşitli zorluklarla karşılaşılmıştır. Bu zorlukların fıkhi kısmı, Hanefi mezhebinin fıkıh ekolleri arasında en gelişmiş ve en fazla doktrin zenginliğine sahip bir mezhep olması ve mezhep içinde hemen her konuda farklı görüşlerin varlığıydı. Bu farklı görüşlerin hangisinin uygulanabilir olduğunu tespit etmek elbette çok zor olacaktı. Mecelle’nin karşılaştığı zorlukların bir de siyasi ayağı vardı. Gerek Ahmet Cevdet Paşa’nınCodeCivil’e olan karşıtlığı nedeniyle Fransız elçisi De Bourree’nin, gerek Ahmet Cevdet Paşa’nın muhafazakar görüşlerinden rahatsız olan Batıcı devlet adamlarının ve gerekse de Mecelle Kanunu’nun hazırlanışında önde gelen Hanefi hukukçularının yerine daha az bilinen Hanefi hukukçusu Züfer b. Hüseyl’in görüşlerinin alınması ve Mecelle’nin başkanlığının Şeyhülislamlığa değil Adliye Nezareti’ndeki Ahmet Cevdet Paşa’ya verilmiş olması nedeniyle Şeyhülislam Hasan Fehmi Efendi’nin karşıtlıkları Ahmet Cevdet Paşa’nın Mecelle’nin başkanlığından alınmasına ve Mecelle’nin hazırlanışının sekteye uğramasına neden olmuştur. Zira Mecelle, büyük ölçüde Ahmet Cevdet Paşa’ya ait idi ve o olmadan anlamını yitirecekti.

Sonuç olarak Mecelle, birçok olumsuzluğa rağmen, dönemin, çağdaşlaşma hareketlerinde kendi kültürünü yetersiz gören Batıcı devlet adamlarına çok güzel bir cevap niteliğinde, dünya literatüründe Türk hukukuna ait özgün bir hukuk çalışması olarak yerini almış ve sadece Osmanlı içerisinde değil, İslam’ın ilk medeni kanunu olması yönüyle tüm İslam coğrafyası için çok önemli bir kazanım olmuştur.


Yıldırımer Şabah, Ahmet Cevdet Paşa ve Hukukçuluğu, S.D.Ü. Hukuk dergisi Fakültesi C.5, Isparta 2015.

Aydın Mehmet Akif, Mecelle-i Ahkam-ı Adliye, Türk Diyanet Vakfı İslam Araştırmaları Merkezi c28,  http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=280234.

Akgündüz Said Nuri, Ahmet Cevdet Paşa’nın Hukukçu Yönünü Yazmak, Ekev Akademi Dergisi sayı 71, 2017.

Bir Cevap Yaz

Mehmet Tosun Hakkkında

avatar

Mehmet Tosun

Alternatif Târih kadrosuna, Şubat 2017'de katılan Mehmet Tosun, Celâl Bayar Üniversitesi Târih Bölümü mezunudur. Başlıca ilgi ve çalışma alanı; Avrupa Târihi ve Medeniyeti'dir.

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *