Türk Tarihi

Milli Mücadele Dönemi: Amiral Bristol Raporu

Bu çalışmada Amiral Bristol Raporu ile ilgili detaylı bilgiler vermekteyiz. Bristol'ün Türkiye ile ilgili anılarından, günlüklerinden derlenen bilgilerinden faydalanılacak ve raporun önemi, rapordan öncesi ve sonrası hakkında değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.

Milli mücadele dönemi Türk – Amerikan ilişkileri temelinde incelendiğinde Amiral Bristol ve onun 7 Ekim 1919’da Paris Barış Konferansı’na sunduğu raporu yadsınamayacak bir öneme sahiptir. Raporu bu derece önemli yapan durum ise Amiral Bristol’un denizci olması nedeniyle büyük bir titizlik ve nesnellik ile hazırlanmış olması idi. Gözlemci kişiliği ve günlük tutma alışkanlığı Amiral’i diğer meslektaşlarından ayrı bir yere koyuyordu[1].

Doğu Akdeniz’de bulunan Birleşik Devletler donanmasının komutanlığını yapan ve 1919 – 1927 arasında Türkiye’de Birleşik Devletler’in tüm servislerini temsilen yüksek komiser olan, sekiz yıllık dönemde Amerikan bakış açısını yansıtan Tuğamiral Mark L. Bristol’un Amerika’ya Türkiye’yi tanıtan kişisel günlükleri, haftalık raporları, muhtıralar ve bilgi notları ABD Kongre Kütüphanesi El Yazmaları Bölümü’nde 7 klasör halinde bulunmaktadır[2].

Birleşik Devletler’in milli mücadele döneminde bir nevi tarafsız kalmasının nedenini Lozan Konferansı’nda delegesi Mister Grew şöyle açıklıyor:

Amerika ne savaşa katılandır, ne taraftır. Amerika, yalnız samimi surette barışı arzu eder. Biz Amerika’nın haklı ve milli menfaatlerini korumak arzusundayız. Bunun için doğuda açık kapı siyaseti güdeceğiz[3].

Açık kapı prensibi, Amerika’nın ekonomik yayılma alanını genişletme isteği ve Ortadoğu’da bilinçli ve saldırgan bir Amerikan ekonomik kontrolü olarak tanımlanabilir. Amiral Bristol ise bu siyaseti büyük bir dikkatle kullanmış ve saldırgan tutumdan vazgeçerek, daha ılımlı bir süreci takip etmiştir. Böylece, Türkiye’de Birleşik Devletler’e karşı bir iyi niyet oluşmuş ve bunun sonucunda İkinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayan soğuk savaş yıllarında Türk -Amerikan ilişkileri açısından birlikte hareket etme söz konusu olmuştur[4].

İşte bu çalışmada Amiral Bristol Raporu ile ilgili detaylı bilgiler vermekteyiz. Bristol’ün Türkiye ile ilgili anılarından, günlüklerinden derlenen bilgilerinden faydalanılacak ve raporun önemi, rapordan öncesi ve sonrası hakkında değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.

WILSON PRENSİPLERİ (8 Ocak 1918)

Wilson İlkeleri, mağlup devletlerin ABD’nin saf dışı bırakılarak Avrupalı devletler tarafından paylaşımına asla göz yumulamayacağını uluslararası sisteme gösteren fakat mağlup devletleri gözettiğini vurgulayan önemli ilkeler bütünüdür[5].  Wilson Prensiplerinin 3. ve 12. maddesi Osmanlı’yı doğrudan ilgilendirmekteydi. Bu maddeler özellikle Osmanlı aydınları arasında barış için bir umut kaynağı olarak görülüyordu. Mandacılık düşüncesinin ortaya çıkması ile Wilson prensipleri arasından doğrudan bir bağ vardır.  Ancak kısa bir sürede işgallerin başlamasıyla beraber Wilson prensiplerine duyulan güven ortadan kalkmıştır. Wilson’un İzmir işgaline ses çıkarmaması ve soykırım söylemlerine destek vermesi Türk kamuoyunda ABD’ye duyulan güveni zayıflatmıştır.

Osmanlı’yı en fazla ilgilendiren maddelerin içeriği şu şekildedir;

3. Madde: “Ekonomik engeller olabildiğince kaldırılmalı, ticaret serbestisi ve fırsat eşitliği sağlanmalıdır.”

12. Madde: “Osmanlı İmparatorluğu’nun, nüfusun çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu bölümlerinde Türk egemenliği güvence altına alınmalı; İmparatorluk sınırları içindeki diğer ulusların yaşam güvenlikleri ve özerk gelişimleri sağlanmalıdır. Çanakkale Boğazı, uluslararası güvenceler altında tüm gemilere ve ticarete sürekli olarak açık hale getirilmelidir.”

3. Madde ile birlikte Sovyetlerin yayılmacı siyasetine karşı ticari bir set oluşturulmak istenilmekte ve liberal emperyalizmin temeli oluşturulmaktaydı. Amiral Bristol’un Türkiye’ye gönderilmesi bu noktada önem kazanmaktadır. Çünkü Amiral Bristol’a yüklenen misyon Türk ekonomisini ABD’nin istediği şekilde şekillendirmekti.

12. Maddenin içeriğinde net olmayan bazı ifadeler bulunmaktadır. İşgaller ile birlikte Anadolu’ya yoğun bir Rum göçü yaşanmıştı. Bu göçler ile birlikte bazı şehirlerin etnik yapısı değiştirilmek isteniyordu. Wilson prensipleri ilkesi göçlerden önceki etnik yapıya göre mi, yoksa göç sonucu oluşan yeni etnik yapıya göre mi şekillenecekti bilinmiyordu. ABD bu madde ile diğer devletlere uzlaştırıcı bir güç olduğu mesajını da vermekteydi. Bu şekilde aslında İngiltere’nin dünya liderliğine göz dikilmiş oluyordu.

Birleşik Devletler, Umumi Harp’in ardından Kıt’a Avrupası’ndan uzak kalmak istememiş ve dünya siyasetinin güç merkezine de dolaylı olarak müdahale etmek istemiştir. ABD, ekonomik yayılma hedefini etkin bir şekilde kullanmak için Doğu’da sözü geçen bir ülke olmak istemiş ve gerek saldırgan gerek ılımlı politikalar benimsemiştir. İzlediği yol ise uzlaşmacı ve garantör devlet olma yönünde olmuştur.

1918’de biten savaşın ardından dünya yavaşta olsa iki kutuplu olma yolunda ilerlemişti. Bir yandan ABD’ nin ekonomik yayılmacılığı, diğer yandan Bolşevik Rusya’nın komünizm politikası. Bir yandan da dönemin lider ülke konumunu elinde tutan İngiltere, ABD’nin açık kapı politikası nedeniyle sömürgeleri üzerinden belirgin olmasa da karşı karşıya gelmiştir.

Uluslararası sistem bu bağlamda Wilson İlkelerine göre şekil almış ve özellikle Fransa ile İngiltere 1. Dünya Savaşı’nın ardından bu ilkelere ters düşmemek istemiştir.

PARİS KONFERANSI VE AMİRAL BRİSTOL HEYETİNİN OLUŞUMU

Wilson İlkeleri doğrultusunda toplanan Paris Konferansı’nın 18 Temmuz 1919 tarihli oturumunda alınan iki karar Türk kamuoyunu doğrudan ilgilendirmekteydi. Bu kararlara göre öncelikle Yunanlıların ve İtalyanların işgal bölgelerine ait sınırlar yeniden belirlenecekti. Ege’de Yunan mezalimi iddialarına ilişkin olarak ise soruşturma komisyonu kurulacaktı. Özellikle Yunanlıların yaptıklarına ilişkin kurulacak komisyon önemliydi. Çünkü Yunanlılar kendilerine karşı bir harekat düzenlendiğini dile getiriyordu. Ancak gerçekte Türklere yönelik büyük bir kıyım harekatı söz konusuydu.

Kurulan komisyonun Hare, Bunoust, Dail’olio gibi üyeleri bulunuyordu. Komisyonun başkanı olarak ise Amiral Bristol belirlenmişti. Bristol kendi tanımlamasıyla elçi sıfatı taşımamasına rağmen o makamın sorumluluğunu yüklenmişti. Amiral’in görevi politik geleceği İstanbul hükümetiyle Kemalistler arasındaki mücadelenin sonucuna bağlı olan Türkiye’deki son gelişmelerden Washington’a bilgi vermekti.

Paris Konferansı’nda alınan kararlar ile birlikte Osmanlı ile ABD arasındaki resmi ilişkiler yeniden sağlandı. 20 Nisan 1918 tarihinde Almanya’nın baskısı ile birlikte Osmanlı-ABD ilişkileri tamamen kopmuş idi. Bu günden sonra diplomatik temaslar İsviçre vasıtası ile sağlanıyordu. İkili görüşmelerde İsviçre aracılık yapıyordu. Daha sonra ise diplomatik ilişkiler yeniden kurulmuştur.

AMİRAL BRİSTOL’UN TÜRKİYE’YE GELMESİ

Amiral Bristol12 Ağustos 1919 tarihinde Amiral Bristol Birleşik devletlerin tüm servislerini temsilen Yüksek komiser olarak atanmıştır. Türkiye’ye gelmeden önce Paris’e gidip, kendi devlet başkanıyla görüşmeler yapmıştır. Her ne kadar Bristol’un idari yöneticiler tarafından Ortadoğu politikasına şekil verme konusunda bilgilendirildiğini belgeler açıkça göstermese de, Peter Buzanski, idari yöneticilerin görevin tüm ayrıntılarını tartıştığını ileri sürmektedir. Bununla beraber Amiral Sims, Amerika’nın çıkarlarının korunması ve on dört Wilson İlkesinin üçüncü maddesinde ifade edildiği gibi, `bütün ekonomik engellerlerin kaldırılması ve ticari alanda eşitliğin sağlanması’ konusunda dikkat edilmesini emrederek, bu konuda Bristol’un kendi payına düşen yükümlülüklerine dair talimatlar verdi[6]. Amiral Bristol 28 Ocak 1919 tarihinde İstanbul’a gelmişti ve bundan sonra ülkenin pek çok yerinde gözlemlerde bulunarak 1927 yılına kadar Türkiye’de kalmaya devam etmiştir.

Bristol’un ilk raporu 1 Şubat 1919 tarihlidir. ilk rapor; yardım çalışmaları, yardım örgütleri, Rusya’ nın İtilaf Devletleri tarafından el konulan gemileri ve İngiltere Yüksek Komiseri Calthorpe ile görüşme kayıtları hakkındaydı. 14 dört sayfa olan ikinci rapor ise; yine 1 Şubat tarihinde haftalık rapor şeklinde kaleme alınmıştı. İkinci raporda, ABD Donanma gemisi Scorpion ile 25-26 Ocak tarihlerinde İzmit ve çevresine yapılan inceleme gezisi hakkında bilgi verilmişti. Rapora göre; İstanbul’da İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan devriyeleri vardı, mevcut durum da dikkate alındığında Amerikan devriyesinin İstanbul’a gönderilmesine şimdilik gerek yoktu[7].

Amiral Bristol 25 Nisan 1919 tarihinde bir gazeteye demeç vermiştir. Verdiği bu demece göre Türkiye hakkındaki görüşleri şu şekildeydi. Ermeni tehciri nedeniyle Türkiye dünya kamuoyu önünde kötü bir ün kazanmıştır. Konu yüzeysel bir incelemeden belgelere dayalı bir araştırma sahasına intikal ettirilecektir. Türk Ermeni ilişkileri iyice temellendirilecek olursa Türkiye hakkındaki suçlamalar büyük ölçüde hafifleyecektir. Böyle demesinin sebebi çok pahalıya mal olacak bir manda yönetimi yerine barışçı yollarla uygulanabilecek ve ucuza mal olacak bir mandayı kabul ettirmeyi hedefliyordu[8].

4 Temmuz 1919 tarihinde Amiral Bristol Trabzon’u ziyaret etmiştir. Onu karşılayan heyet arasında belediye başkanı Hüseyin Bey, Eyüpzade İzzet, Barutçuzade Hacı Ahmet ve Subaşızade Münir Bey vardı. Amiral Bristol’ü karşılayan bu kişiler Amerika’dan yardım alma talebinde bulunmuştur. Amiral ise heyeti büyük bir nezaketle kabul edip bütün dünyanın Amerikan yardımı istediğini Türkiye’ye de imkan derecesinde yardım edileceğini söylemiştir. Oradan Giresun’a, sonrasında ise Samsun’a hareket etmiştir.

Amerikan, İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan kurulun başkanı Amerikan delegesi Amiral Bristol idi. Oy verme hakları olmamakla beraber bu heyete Türklerden Albay Kadri, Yunanlılardan da Albaz Mazarakis katılacaktı. Heyetin görevi yalnız olayların mahiyet ve cereyanlarını zabt ve tesbit ederek bunları Paris Barış Konferansına bir raporla bildirmekti. İlk toplantısını İstanbul’da yapmış olan tahkik heyeti daha sonra İzmir, Aydın, Nazilli, Çine, Ödemiş, Menemen, Manisa ve Ayvalık’ta Türk ve Rumları dinlemiştir. Milli hareketi idare eden askeri heyetle görüştü. Ekim 1919’a gelindiğinde Amiral raporunu tamamlamış durumdaydı.

7 Ekim 1919 tarihinde Amiral Bristol hazırladığı raporu Paris Barış Konferansına sunmuştur. Bununla beraber rapor sayesinde Türkiye aleyhine gelişmekte olan olumsuz propagandanın azda olsa önüne geçilebilmiş olduğu düşünülebilir. Ayrıca direniş kararı alan Türk milli mücadelesinin haklılığı ilk defa olarak milletler arası bir heyetçe ilk kez dile getirilmiş oluyordu. Ancak İtilaf devletleri bunu dikkate almadılar. Kuva-yı Milliye ise davasının haklılığını ortaya koyan bu belgeyi her zaman bir silah olarak kullandı.

Heyetin tarafsız soruşturmaları sonucu bölgede çoğunluğun tartışmasız Türk olduğu Paris konferansına iletildiği gibi Türklerin Yunanlıları katletmekte olduğu gibi bir durumun asılsızlığı anlaşıldı. Bristol’un raporu 14 Ekim’de konferansa sunuldu, Kasım ayında yapılan toplantılarda raporun içeriği ayrıntılı olarak ele alındı. Buna göre zulüm olarak nitelenen olaylar belirlenmiş ve Türk tarafında bazı kusurlu davranışlar görülmekle birlikte asıl sorumluluğun Yunan tarafı olduğu vurgulanıyordu.

12 Kasım 1919 tarihinde Venizelos’a hitaben bir nota verilmiş ve bu notada saptanan zulüm örneklerinde sorumluluğun Yunan askeri makamlarına ait olduğu belirtilmiştir. Bristol raporunun Yunan işgalinin kınaması ve işgalin sona erdirilmesini istemesi Türk kamuoyunda heyecan yaratmıştır.

Mark Lambert BristolBristol bazı tarihçiler tarafından Türk dostu olarak tanımlanıyor, bunun yanı sıra Ermeni ve Yunan düşmanı olmakla itham ediliyordu. Bristol’un belgelerini bir bütün olarak incelersek, kendisinin objektif, dürüst birisi olduğu gerçeğini görürüz. Amiral, Türkiye’de etnik siyaset izleyen her gruba yönelik suçlamalarda bulunmuştur. Bu sebeple onun ifadeleri pek çok kesimde rahatsızlık yaratmıştır.

Bristol’un objektifliğine nasıl ulaştığı çok ilginçtir. Amerika’da bir süre bulunduktan sonra Kemalist harekete katılan gazeteci Süreyya Sami Berkem 1919 Ağustos’unda Bristol’ü makamında ziyaret eder. Amiral 1915 Ermeni olayını protesto etmek için ellerinde kan olduğu gerekçesiyle Süreyya Sami ile tokalaşmayı red eder. Berkem hatıralarında Bristol’ün çok kısa bir zamanda Türkiye’deki gerçekleri objektif olarak görüp Hıristiyan azınlıkların da mevcut anarşide büyük rol oynadıklarını anlatır.

Amiral Bristol, Ortadoğu’nun bütün geleceğine artan bir ilgi göstermiştir. 6 Mart 1920’de, kendi yönetimine çektiği bir telgrafa göre, İtilaf Devletlerinin Türkiye politikasının sonuçları, uzun süredir tahmin ettiği gibi çıkmıştır. Öyleyse, “Türkiye’deki durum, son derece ağırdır ve bunun nedeni, barışın uzatılması, Yunanlıların vahşetle yürüttükleri İzmir işgali ve Fransızların Kilikya’daki yüz kızartıcı davranışlarıdır.” O, ABD’nin, Türkiye’nin İtilaf Devletleri arasında bölüşülmesine karşı çıkılması esasına dayalı bir politika izlenmesini istiyordu. Türkiye yönetimine dokunulmamalı ve Türkiye’nin bütünü tek bir manda altına alınmalıydı. Ancak Bristol’un öğütleri dikkate alınmadı ve ilişkilerin kurulmasına da girişilmedi.

BRİSTOL’UN SON HİZMETİ

Genç Türk Cumhuriyeti’nin Lozan’da Batılı ülkeler ile barış yapmasından sonra, 6 Ağustos 1923’de Amerika ile Dostluk Antlaşması imzalandı. Birleşik Devletler’de muhalefet senatonun bu hamleyi yapmaması için dört yıl yoğun propaganda yürüttü. Nihayet 18 Ocak 1927’de yapılan yoklamada senato antlaşmayı altı oyla reddetti. Karar Ankara ve Bristol tarafından şaşkınlıkla karşılandı.

Bristol, Ankara hükümeti ile yüz yüze görüşmek için başkente gitti. Bristol, Ankara’ya sessiz diplomasi ile problemi çözmeyi teklif etti. Formüle göre iki ülke uzun, bürokratik yola girmeden, basitçe birbirlerinin varlığını kabul eden bir belgeyi imzalamalıydı. Amiral bu görüşünü kabul ettirmek için üç hafta Ankara’da kaldı. Birbirini takip eden uzun görüşmeler sonucu nihayet Ankara bu basit formülü kabul etti. 17 Şubat 1927’de İnönü ve Bristol’un imzaları ile iki ülke arasında yeniden diplomatik ilişkiler kurulup elçi atanmasına karar verildi.

Türkiye ile temasını kesmeyen Bristol, 1932’de “American Friends of Turkey” kuruluşuna başkan seçilip, genç cumhuriyeti Amerika’da tanıtıp, Türk öğrencilerine burs bulma görevini başarı ile yerine getirdi. Türkiye’deki hizmetlerine ödül olarak, İstanbul’daki Amerikan hastanesine Amiral Bristol adı verilmişti[9].


[1] Hikmet Öksüz, İsmail Köse, “Milli Mücadele Döneminde ABD Yüksek Komiseri Amiral Bristol’un Günlük ve Raporlarında Ermeniler”, I. Uluslararası Türk Ermeni İlişkileri ve Büyük Güçler Sempozyumu, Atatürk Üniversitesi Yayınları, Erzurum, 2012, s. 573.

[2] A.g.b., s. 575.

[3] Ali Naci Karacan,Lozan, Türkiye İş Bankası Kültür yay., İstanbul, 2009, s. 270.

[4] Thomas A. Bryson, “Türkiye’de Bir Açık Kapı Diplomatı: Amiral Mark L. Bristol”, çev. Aytunç Ülker, Tarih Okulu, Nu: I (Sonbahar 2008) s. 107

[5] Asena Boztaş, ” Wilson İlkeleri’nin Türk Dış PolitikasınaYansımaları: Realist ve Pragmatist Bir Perspektif”,   Akademik Bakış, C. 7, Nu: 14, (Yaz 2014) s. 164

[6] A.g.m. , s. 107-108.

[7]  Hikmet Öksüz, İsmail Köse, “Milli Mücadele Döneminde ABD Yüksek Komiseri Amiral Bristol’un Günlük ve Raporlarında Ermeniler”, I. Uluslararası Türk Ermeni İlişkileri ve Büyük Güçler Sempozyumu, Atatürk Üniversitesi Yayınları, Erzurum, 2012, s. 576.

[8] Metin Ayışığı, Kurtuluş Savaşı Sırasında Türkiye’ye Gelen Amerikan Heyetleri, TTK yay., Ankara, 2004, s. 62.

[9] Dinç Yaylalıer, “Türk – Amerikan İlişkilerinde Amiral  Bristol’un Rolü”, Türk Yurdu, Nu: 125, C. 18 (Ocak 1998)   s. 39.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Seydi Tütüncü

Alternatif Târih ekibine, 2018 Mayıs'ında katılan Seydi Tütüncü, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Târihi Enstitüsü'nde, tezli yüksek lisans öğrenimine devâm etmekte; Yakınçağ ve Cumhuriyet Târihi alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı