«

Osmanlı İmparatorluğu kuruluşundan kısa bir süre sonra Avrupa topraklarına hükmetmiştir ve kültürel olarak bu topraklara tesir etmiştir. Asırlarca hüküm süren Osmanlı İmparatorluğu, kendi içerisinde; siyasi, askeri, içtimai her yolu denemiş ve kurumsal açıdan evrimini tamamlamış; ancak bunlara rağmen kadim imparatorluk yıkılmaktan kurtulamamıştır. Misak-ı Milli sınırları içerisinde mücadelesini vererek kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti ise, Avrupa’dan geri çekilen Türk- Müslüman unsuru kucaklamıştır.

Göç hareketi Balkan Savaşları ile birlikte fiilen vardır. Ancak yasallaşması ve sistematik olarak ele alınması Lozan ile birlikte olmuştur. Lozan ile kısa aralıklarla gelen göç dalgası, farklı bir etno-kültürel unsuru beraberinde getireceği için, yeni kurulmuş olan devlet için bazı uygulamaları zaruri hale getirmiştir. Yunan mübadilleri haricinde, işgal ve yangın sırasında evsiz barksız kalan felaketzade ve harikzadeler, Rus işgali sırasında ki başka illere giden şark muhacirleri ve çevre ülkelerden gelen mültecilerin sağlıklı ve hızlı iskan edilmesi gerekli olmuştur.

Balkan ve 1. Dünya Savaşı sırasında ki muhacirler ve Türkiye’den giden unsurların iskanı yeni kurulan devletin sorunları arasında yer almıştır. 1923- 1930 arası dönemde 742.720 kişi iskana tabi tutulmuştur. Bunlar arasında; mübadil, gayri mübadil, harikzade, mülteci, yerli ahali, şarktan- garbe nakledilenler bulunmaktadır. 1.500.000 kişinin evsiz olduğu ve resmi kaynaklara yansımadığı tespit edilmiştir. 30 Ocak 1923 Türk- Yunan Ahali Değişimi ile başlayan sürecin 23-30 arası döneminde ise ekseriyetle Balkanlardan gelen nüfus ön plana çıkmıştır. İlk nüfus mübadelesi Bulgaristan ile uygulanmıştır. Aynı şekilde Yunanistan ile gündeme gelmiştir ancak 1. Dünya Savaşı sebebiyle uygulanamamıştır.

Ege kıyılarının iki yakası Lozan ile ele alınmıştır.  Lozan’dan önce Nansen, Türk- Yunan sorununu çözme işinde görevlendirilmişti. Böyle büyük bir göç hareketi beraberinde büyük sorunlar getirmiştir. Bu konu hakkında etraflıca araştırmalarda bulunan Onur Yıldırım’ın çalışmalarıyla fiiliyat resmiyete dökülmüştür. Nansen’e göre her iki taraf için de tatmin edici sonuçlar olmayacağı ve mübadelenin sonucunun her iki unsur içinde yoksulluk olacağıdır. Ermeni Kızılhaç örgütünden olan Haskel’e göre ise mübadele suiistimallere açıktır. Nitekim tütün üreticisi Makedonya’da mahsulatı heder edilerek apar topar mübadeleye tabi tutulması örnek gösterilebilir. Bu konudan örnekle mübadelenin iktisadi boyutunun etraflıca ele alınmadığını açıkça gözler önüne sermektedir. Mübadelenin en hassas noktası ise taşınmaz malların değerinin bilinmemesi ve kişilere ait mal bildirimi belgelerinde ki usulsüzlükler ortaya çıkmıştır.

Yunanistan ve Türkiye arasındaki anlaşma 19 maddeden oluşmaktadır. İlk dört madde kimlerin mübadele edileceğini belirlemektedir, İstanbul ve Batı Trakya hariç tutulmuştur. Üçüncü Maddeye göre yerini terkedenler mübadil sayılmıştır. Beşinci madde mülkiyet hakkı ile ilgilidir. Altıncı maddeye göre iskan edenlere mani olunamaz. Yedinci maddeye göre nüfus mübadelesine tabii olanlar gittikleri yerlerin vatandaşı sayılacaklardır. Sekizinci maddeye göre taşınır mallar götürülebilir. Dokuzuncu madde din ve hayır kurumlarının tasfiyesidir. Onuncu madde ise şahsi ve vakıf mülklerinin tasfiyesiyle ilgilidir. Maddeler bu şekilde devam etmektedir.

Maddelerin uygulanması için iskan ve imar vekaleti kurulmuştur. Başına Mustafa Necati bey getirilmiştir. Konunun hassasiyeti sebebiyle mecliste bu vekalete muhalifler oluşmuştur. İskanahukuki bir zemin oluşturmak son derece önemlidir. Yeni gelenler, yeni kurulan devletin kuruluş felsefesini benimsemelidir. İktisadi kalkınmaya katkı sağlamalıdır.

Gayrimüslim mülklerin olmadık şekillerde kullanılmasını önlemek için iskan işleri mevzuatı yayınlanmıştır. İskan edilecek kişiler için 8 mıntıka belirlenmiştir. İaşe yardımı, metrukenin tamiratı ve geçici misafirhaneler bunlardan birkaçıdır. Kimlik tespiti, anarşist, casus, cani, Yunan ordusu ile işbirliği yapıp Yunanistan’a firar edenler, ırken ve hissen Türkiye’de yerleşmesine imkan olmayanların üzerinde önemle durulmuştur.

Muhacir olduğunu ispat edenlere mal verilmiştir. Hindistan ve Kuzey Afrika’daki Müslüman muhacirlerin üzerinde durulmuştur. Mübadeleye dahil olmayan yerlerin metrukesi devlete borçlandırılarak yapılmıştır. Arnavutlar iskandan hariç tutulmuşlardır. Göç edenler 1912 öncesi göç ettiyse ve hala kullanır durumdaysa mülk değerlendirilir.

Bulgaristan Göçmenleri

Bu kısımda Bulgaristan’dan gelen muhacirler ile mübadillerin uyumlu hale getirilmesi ele alınacaktır. 18 Ekim 1925’te imzalanan Dostluk Antlaşması 1926 da yürürlüğe girmiştir. Ayrıca Dostluk Anlaşması’na ek olarak Protokol ve Oturma Sözleşmesi imzalanmıştır. 1912 de başlayan ve oluşan anlaşmaya göre Türkiye’ye göç edenler Türk vatandaşı ve aynı şekilde Bulgar hükümeti tarafından da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak kabul edilecektir. Diğer grup ise Osmanlı- Balkan Savaşlarında kaybettiği topraklardan göç edenlerin malları devletin sayılacaktır. Türk vatandaşı olanların, Bulgaristan’da kalan mallarının yasal varis ve temsilcilerine verilip gelirleri ise sahiplerine verilecektir. Balkan Savaşları ile  göç edenlerin malları devlete geçmiştir.

İskan yalnızca insanlara mesken vermekten ibaret değildir. Mesken vermekle birlikte kültürel açıdanda uyum sağlanması ve iktisadi kalkınmaya katkı sağlaması önemlidir. Uygulanan süreçteki yanlışlıkların ve istismarın önüne geçmek için hukuki zemin oluşturulmuştur. Gayrimüslimlerden kalan malların ve kurumların denetimi sağlanması gerekmektedir. Bu gereklilik, meselenin uluslararası boyutu açısından önem taşımaktadır. Bu sebeple Cumhuriyetin ilk on yılındaiskan konusu ön plana çıkmıştır. Ayrıca önceden gelip yerleşmeyi bekleyenler vardır. Bununla birlikte Muhacir ve mültecilerin iskanını içerir. En kötüsü ve karmaşık olanı da toplum o dönem kurtuluş mücadelesi vermiştir, ekonomik açıdan ve daha başka çeşitli açılardan yıpranmıştır.

Mübadele demografik, ekonomik, sosyolojik değişimleri beraberinde getirmiştir. Son olarak Yunanlıların Batı Anadolu’dan çekilirken çıkardıkları yangınların verdiği ciddi zararlar vardır. Savaştan yeni çıkmış askeri muzafferiyatını anlaşmalar ve diplomasi ile taçlandıran Türkiye Cumhuriyeti henüz iktisadi konulara el atamamıştır. Bu nedenle mübadele, zaten kötü olan ekonomiye yeni bir yük daha getirmiştir.


Kaynakça

Ferhat Berber, Erken Cumhuriyet Döneminde Muhacir İskan Faaliyetlerinin Hukuki Zemini, Yeni Türkiye Yayınları, Manisa 2015.

Bir Cevap Yaz

Seda Koç Hakkkında

avatar

Seda Koç

Celâl Bayar Üniversitesi Târih Bölümü mezunu olan Seda Koç, Alternatif Târih'e Mayıs 2018'de katılmıştır.

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *