Modern Çağ

Faşizm Hakkında

XX. yüzyılın ideolojik kazanımlarından biri de faşizmdir. Benito Mussolini’nin kitaplaştırdığı ve 20.yüzyıldan günümüze kadar birçok toplum içerisinde, kendisine hatırı sayılır bir yer bulan bu ideoloji, kendisine inanan birçok toplulukları, iş adamlarını, aydınları ve nihayetinde devlet liderlerini peşinde sürükleyerek, bir dönem dünyayı kasıp kavurdu. Kimi lider açıkça faşizm propagandası yaparken kimi lider onu üstü kapalı kullanmayı tercih etti. Benito Mussolini “faşizm bir dindir yirminci yüzyıl tarihine faşizm asrı olarak geçecekti” diyerek adeta faşizme taparken; Adolf Hitler ise faşizmi ırkçılık ile harmanlayarak bu ideolojiyi daha farklı ama daha korkunç bir boyuta sürükledi.

Peki, gerçekte faşizm neydi ve ne zaman ortaya çıkmıştı ya da Benito Mussolini onu kitaplaştırana kadar böyle bir şey hiç bilinmiyor muydu? İlk kez Giovanni Gentile’nin; Mussolini için yazdığı Faşizmin Doktrini (La dottrina del fascismo) adlı denemesinde somutlaşan faşizmin kökeni, Roma İmparatorluğu’na kadar dayanır. Kelime kökeni “Fascio olan” bu ideolojinin arması, birbirine sıkıca bağlanmış bir demet çubuk üzerindeki balta sembolüdür. Bu sembol de yine Roma dönemine kadar uzanan bir geçmişe sahiptir. Yani şunu diyebiliriz ki, faşizm aslında uzun zamandır vardı ama 20. yüzyılda profesyonel hale getirilip, adı konularak bir ‘din’ haline getirildi! Bu zamana kadar insanlığın arasında hayalet misali dolaşan bu ideoloji, bu yüzyılda artık vücuda gelmiş ve toplulukların daha kolay yönlendirilmesine ya da terörize edilmesineneden olmuştur.

Faşizmi eleştirmeden önce, siz değerli okuyuculara şunu belirtmek isterim; her amblemin bir dili ve bize anlatacak bir felsefesi vardır. Bu slogandan hareket ederek, faşizmin amblemini ele alalım. Faşizmin amblemini irdelediğimizde, ortaya yüzeysel bakıldığında olması gereken, hatta gayet faydalı ama derine indikçe, oldukça korkunç bir anlam çıkar. Şöyle ki amblemdeki birbirine sıkıca bağlanan çubuklar, halk veya belli bir topluluktur. Üstteki balta ise totaliter bir lideri temsil eder. Bakınız lider değil; totaliter bir lider! Bu çubukları birbirine sıkıca bağlayan bağ ise bu liderin benimsediği herhangi bir düşünce; din, ajitasyon sloganları, herhangi bir ideoloji ve ırkçılıktır! Amblemler gerçekten de çok şey anlatıyor, değil mi değerli okuyucular? Aslında faşizm kendini de gizlemiyor bu bakımdan…

Sadece bu amblem yorumlaması bile içinizi ürpertti, değil mi? Ama sıkı durun, zira daha duyacaklarınız var. Faşizm, sadece pragmatik düşünüldüğünde ve insan hakları ve sevgi gibi terimler çıkartıldığında, ulusları toplum olarak yükseltecek, dışarıda oldukça süslü, gösterişli bir devlet modeli oluşturabilecek ve ulusların içlerindeki kini kustukları için psikolojik bir rahatlama ve özgüven de sağlayacak potansiyele sahiptir ve daha önce belirttiğim gibi yüzeysel bakıldığında, oldukça faydalı bir ideoloji. Peki derinlerdeki bu korkunçluk ne öyle ise?

Sevgili okurlar, şu kesinlikle bilinmelidir ki; faşizm kin, nefret, dışlanmışlık veya ezilmişlik hisleriyle beslenen bir ideolojidir ve bu da onu aşırı saldırgan yapar; diğer bir deyişle, faşizmin masum gösterilecek bir yanı yoktur, en fazla haklı gösterilmeye çalışılır ki, bu da bitmek bilmeyen bir savaşı körükler. Zira herkes kendince haklıdır. Hepimiz Nazizm’i biliyoruzdur. Ancak Nazi fantezilerini bir kenara atalım ve nasıl ortaya çıktıklarına bakalım: I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan ve Versay Antlaşması’yle ezilen bir ülkeve ülkesinin aşırı derecede aşağılandığını düşünen bir halk… Yani diğer bir deyişle, nefret ve ezilmişlik hissinin kol gezdiği bir ortam… Sonra bir bakıyoruz ki, ortaya Naziler çıkıvermiş. Şunu pek ala diyebiliriz ki faşizm; nefret, intikam ve ezilmişlik duygularının olmadığı bir ortamda kendisine yer bulamaz. Kaynakları böylesine kötü olan bir ideolojinin de nelere sebep olacağı açıktır.

Ancak bazı toplumlarda, liderlerin herhangi bir savaş olmamış olmasına rağmen; belki eski defterleri açarak, belki toplumun bu ideolojiye yatkınlığını fark etmiş olmasından kaynaklı, yapay bir nefret ortamı oluşturduğu görülebilir. Bu yapay nefret ortamının sıklıkla kullanılan hali, yabancı düşmanlığıdır. Tabi buradaki yabancı düşmanlığından kasıt hem ulus hem de din olarak farklı olanlardır. Şöyle ki; bir lider çıkar, yıllar önce hatta yüzyıllar önce gerçekleşen istenmeyen olayları gündeme taşır ve ardından ‘bunlar hep böyleydi, bizi hiç istemediler ve bizi hep yok etmeye çalıştılar’ gibi bir slogan ile toplumu yönlendirmeye çalışır ki, bu slogan çoğu kez istenileni verir. Ancak bu, aslında resmen toplumu terörize etmektir ve en az bir terör örgütü kurmak kadar insanlık suçudur. Zira geçmişte yaşanan kötü olayları, faşizm propagandasıyla öğrenen toplum, yüzyıllar önce yaşanmış olayların idrakini sağlıklı yapamaz ve kendisini faşizmin kucağında buluverir.Daha kötüsü, bu zihinle yetişecek yeni nesiller… Bu nesil, yabancılardan nefret eden, yabancılara saldırganlık yapmayı onur davranışı sayan ve nefret söylemleriyle içini doldurmuş, korkunç bir milis gücü haline gelecektir.

Aslına bakarsak faşizm, toplumların sağlıklı düşünmelerini engeller ve toplumların kolay bir şekilde totaliter liderler tarafından yönlendirilmesini sağlar! Bir ideoloji, bundan daha kötü ne yapabilir ki diye düşünmüşsünüzdür. Ama aceleci davranmayın derim. Zira daha kötüsü de var.

Faşizmin yararı sadece pragmatiktir ve topluma yöneliktir; toplum içerisindeki bireyler, faşizmin yükü altında çoğu kez ezilir. Bazıları bunu bir fedakârlık olarak görürken, bazıları ise zaten bireysel ihtiyaçların önemsiz olduğunu iddia eder. Ancak her ulusta, yabancı kültürlere ilgi duyan, ilgi alanı ülkesinin dışına taşan ve hatta ‘yabancı’ bir vatandaşa aşık olanlar olacaktır. Fakat faşizmin ağır yükü altında, sadece bu kişiler ezilmez. Totaliter liderleri eleştirenler, ulusunun baskıcı bir lider tarafından ezildiğini düşünenler, hükümet politikalarını eleştirenler de bu yük altında kendilerine düşen pay kadar ezilirler ki, en büyük pay bu kişilere düşer! Hiç bu işlere bulaşmamış kişiler bile aslında faşizmin bu ağır ve dayanılmaz yükü altında ezilirler ama hem diğerlerine nazaran daha az olduğundan hem de sorgulamak işiyle pek fazla ilgilenmediğinden ya da hayattaki ilgi alanı oldukça dar olduğundan bu ezilişi derinden hissetmez! Özetle faşizm, bireyleri ezerek, toplumu yükseltmeyi amaçlar.

Her şeyden önce faşizm, bireyleri toplum içerisinde yok eder ve belirlenen ülkü etrafında toplanmış, farklı düşünmeyen (daha çok istenilen şekliyle düşünemeyen)ve nereye gittiğini de sorgulamayan ‘öl de, ölelim; vur de, vuralım’ mantığıyla hareket eden bir topluluk inşa eder. Bu da birey haklarının direkt ihlali demektir ki, ihlal edilen birey hakkı, mülk hakkı gibi bir hak da değildir; doğrudan düşünme hakkı ihlal edilir! Daha da kötüsü, bu birey hakları ihlalini, toplumun büyük bir kesimi de destekler; hatta bu artık bireylerin düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi için var olmuş, vatan için bir fedakârlık halini alır. Ne büyük ironi, değil mi? Toplumun bu baskıcı tavrına alışamayanlar ise zaman içerisinde anavatanında yabancılaşmaya başlar ve ya silinir ya da varlığıyla bile ‘tehlikeli unsur’ halini alır.

Artık faşizmin bu ağır yüküne ayak uyduramayanlar, istenmeyen unsurlardır ama daha düne kadar bu istenmeyen unsurlar da aynı ulusa dâhil değiller miydi? Evet ama faşizme dâhil olamadılar ve tam bu noktada belki de çoğu kişinin fark edemediği şu ince ayrıntıya geliyoruz: Faşizm aslında ulusçuluk/milliyetçilik yapmaz. Var olan ulusu önce kendisine evirir ve istenmeyen unsurları eler. Diğer bir deyişle, ulusu kendi içerisinde bir iç savaşa sürükler ve ulusu birbirine kırdırır. Geriye kalanlar, faşizmin yeni ulusçuluk programına dâhil olma hakkını kazanır ve böylece faşizm koca bir ulusu kendine göre sil baştan yapılandırır. Yani yüzyılların birikimiyle oluşmuş o kadim ulus, artık kendi kardeşini/vatandaşını tanıyamayacak kadar yozlaşmış ve yobazlaşmıştır! Bir de işin içine dincilik ile harmanlanmış bir milliyetçilik girince, kendi kültürünü de unutmuş, başka bir coğrafyanın kültürünü kendi kültürü zanneden ve bu kültürü diğer kültürlere (hatta kendisine ait olan ama zamanla unutturulmuş kültürüne bile) üstün kılan garip bir topluluk çıkıverir ortaya! Ancak dışarıda teknoloji ve sanayi yönünden oldukça gelişmiş ve gayet süslü görünen bir devlet görünümü vardır. Bu, oldukça lüks bir araba içerisinde bulunan hasta, tümörlü insanların durumuna benzemektedir. Dahası hastalığın farkına asla varılmaz ya da varılamaz.

Faşizm toplumları oldukça gülünç bir duruma da düşürür. Şöyle ki; önceleri kendi kültürünü savunma ülküsüyle yola çıkan toplum, totaliter liderlerine öyle bir entegre olmuştur ki, işin sonun da lider o toplumu kendi kültürüne bile düşman edebilir! Adeta toplum o liderin kuklası olmuştur; lider ağzıyla kukla oynatmaktadır artık…

Faşizmin çok enteresan bir yönü de vardır; dünyadaki tüm faşist liderler birbirine benzer konuşmalar yaparken, dünyadaki faşist toplumlar bir diğeriyle anlaşamazlar. Yani birbirine benzer liderler, ancak birbiriyle asla anlaşamayan toplumlar. Bu enteresanlığın altında yatan sebep ise oldukça basit: Faşizmin beslendiği yabancı düşmanlığıdır. Bu konu, aylar önce iyi bir dostum  ile muhabbet ederken açılmıştı. Bana dünyada aynı ideolojiye inanan farklı toplumların anlaşabileceklerinden, ancak faşist olan farklı toplumların bir araya geldiğinde asla anlaşamayacaklarından bahsetmişti ki; yazımın bu kısmının şekillenmesinde de emeği geçmiş oldu.

Şimdi gelelim faşizmin bir topluma verebileceği en büyük zarara: Yalnızlık! Faşizm öyle bir ideolojidir ki, kendisini takip eden toplumları yalnızlığa sürükler. İşin sonunda, toplumlar ‘pişman olduk’ diyebilecekleri kimse bulamazlar etrafta. Yabancı düşmanlığının, kültür düşmanlığının, din ayrımcılığının doludizgin yapıldığı bir toplum, nasıl yalnızlaşmasınki? Totaliter lidere entegre olmuş ve faşizmin peşinden giden bu toplumlar, farkında bile olmadan zamanla içine kapanık, dış dünya ile bağlarını koparmış ve giderek yalnızlaşırken bu yalnızlığı da umursamayan bir yığın haline gelecektir! Sonuç ise düşmanları tarafından rahatlıkla kötülenebilen, farklı uluslarda iyi izlenimler bırakamadığı için kolaylıkla suçlanabilen, ancak kendisini bir türlü aklayamayan, felaket bir duruma düşmek olacaktır. Kaldı ki, zaten bu toplum içerisindeki yabancı düşmanlığıyla, kendi kendisini de sevimsiz bir hale düşürecektir. Olayları sağlıklı bir şekilde değerlendiremediği için ülkesini dışarıda oldukça gülünç ya da barbar bir şekilde müdafaa etmeye çalışacaktır ki; bu durumda ülkesine atılan iftiraları delile gerek kalmadan, bizzat kendisi haklı çıkartacaktır! Bu noktada şunu çok rahat belirtebilirim ki, faşizm bir ülkenin ve toplumun en büyük düşmanıdır.

Peki, ulusçuluğu, din anlayışını çarpıklaştırıp toplumların sağlıklı düşünmesine engel olan faşizm nasıl durdurulabilir? Bu sorunun cevabı oldukça basit aslında… Çözüm bireylerin zihinlerinde. Her şeyden önce, tarihi olayların çarpıtılarak anlatılmasına, mümkünse izin verilmemeli; mümkün değil ise bu anlatımlara kulak tıkamalıyız. Kesinlikle yabancı düşmanlığı yapan liderlere karşı tavrımızı almalı ve o liderlere toplum olarak destek vermemeliyiz. Ayrıca bir dost tavsiyesi olarak, kendimize güzel bir koleksiyon yapıp, her kültüre ait objelerle envanterimizi doldurmamız ve imkânımız var ise kendimize yurt dışı seyahatleri düzenlememiz de hem farklı kültürlere çok yabancı olmamamızı hem de yabancı düşmanlığını ciddiye almamamızı sağlayabilir. En azından birileri, yabancılar hakkında düşmanca söylemlerde bulunduğunda ya da yabancı kültürlere saldırganlık yapıldığında, ‘ya hiç de senin anlattığın gibi değiller ve kültürleri de senin anlattığın kültüre hiç benzemiyor’ diyebilmeliyiz. Aslında yabancılara nefreti, yabancı düşmanlığı yapan faşist kişiler ve onların yönlendirdiği gruplara yöneltmek bile iyi bir çözüm getirebilir.

Bir gün uluslar hakkında ‘yabancı’ kelimesinin yok olması dileğiyle…

Etiketler
Daha Fazla Göster

Mehmet Tosun

Alternatif Târih kadrosuna, Şubat 2017'de katılan Mehmet Tosun, Celâl Bayar Üniversitesi Târih Bölümü mezunudur. Başlıca ilgi ve çalışma alanı; Avrupa Târihi ve Medeniyeti'dir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı