Güncel Kritik

Bana Dokunmayan Yılan Bin Yaşamalı Mı?

Günümüzde çoğumuz, dışarımızda olanlarla pek ilgilenmeyiz. Ta ki sorun bizi vuruncaya kadar, belki de sorunun ne olduğunu bile anlamayız. Ne zaman ki; dışımızda olan sorun bizim huzurumuzu kaçırır o zaman bizim de eteklerimize bir ateş düşüverir! Aslında sorun henüz dışımızda iken bu soruna yönelsek ya da en azından önleyici tedbirler alsak, kendi huzurumuz asla kaçmayacak.

Şöyle ki; bir toplum düşünelim… Bu toplum sefaletin, krizin eşiğinde ve her an patlamaya hazır. Bu toplum için dış yardım olmadığını bir düşünelim; zaten kendi devletlerinin lideri çare bulamadığından ya da bulmadığından sefalete düşen bu toplum, dış destek de alamadığında, o zaman ki yaşanacak patlama, er ya da geç bizi de vuracaktır! Peki, bu duruma kendimizi ne kadar kapayabiliriz? Ne yaparsak yapalım o toplum sınırlarımızı zorlayacaktır. Tıpkı Suriye iç savaşında yaşanan örnekte olduğu gibi. Oradaki toplum uzun süre dünyanın umurunda olmadı. Başlarındaki lider bilerek ya da gerçekten yapamadığından yönettiği toplumun sefaletini gideremedi. Sonuç: bu toplum yaptığı göç hamlesiyle başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere birçok devletin sınırlarını gasp etti! Evet, kaba bir tabir olabilir ama sonuçta Suriyelilerin davet edilmedikleri bir yere zorla girmeye çalışmaları da gasptan başka ne ile açıklanabilir?

Peki, Suriye iç savaşı çıkmadan, dünya devletleri Suriye toplumunun sorunlarına yönelip bu sorunları azar azar yapılan maddi fedakârlıklarla giderebilselerdi, daha iyi olmaz mıydı? Elbette şu anki durumdan daha iyi olurdu; en azından Emevî Camisi gibi nice tarihi-kültürel önemi olan yapılar zarar görmezdi, birçok devletin halkı ve sosyal yapısı saldırıya uğramazdı ve bazı devletler bugün daha az insancıl olmakla suçlanmıyor olurdu.

Görüyor muyuz; sorun Suriye’nin ama o devlete kilometrelerce uzak devletleri nasıl da etkiledi! Hatta dahası da oldu. Suriye iç savaşında boşalan otoriteyi fırsat bile Işid gibi adi terör örgütleri de bölgeye saldırdı ve sınırlarımız tehdit etti. Bunun sonucunda ordularımız Cerablusda ve El-Bab’da savaş veriyor! Sadece bizim ordumuz mu? Birçok Avrupa devletinin orduları da savaşmakta. Hâlbuki ilk başlarda bizi hiçte rahatsız etmiyordu bu sorun, hiçbir dünya devletinin umurunda bile değildi! Ama sonuç tüm devletler için aynı oldu: ordularımız orda ve biz kendi ülkelerimizde dilini bile bilmediğimiz, birçoğunun kültür seviyesi düşük insanlarla baş başayız. Üstelik bu adamlar firari! Durum Türkiye ve tüm Avrupa ülkeleri için aynı. Peki ders çıkarıldı mı? Cevap Burma’daki katledilen Müslümanların sorunlarına ne kadar ilgilenildiğinde!

Peki, sadece bizi ilgilendiren tehdidin şekli bu mu? Elbette hayır. 18 Eylül 2014 tarihini hatırlayalım; İskoçlar İngiltere’den ayrılmak için oyladıkları bir referandum vardı hani. Bazı vatandaşımız bu referandumu sevinçle karşıladı. Elbette bunlar dinci veya aşırı milliyetçi kesimlerdi ve yaptıkları düpedüz dar görüşlülük idi! Şimdi beni İngiliz yardakçısı olarak düşüne bilirsiniz ama gelin madalyonun arka yüzüne birlikte bakalım: İskoçya’daki bağımsızlık referandumunun İngiltere aleyhinde sonuçlandığını düşünelim. Bizimkilerin de bu referandumu desteklediklerini varsayalım. Oh ne kadar hoş, değil mi; dinciler ve aşırı sağcılar için… Şimdi onlara göre dünya düzeni kurtulacak, Müslümanlar yükselmeye başlayacak ve hatta Türkiye güçlenecek! Çok beklerler; neden mi?

İngiltere’de Brexist başarılı olduğunda bu durumun nasıl bir domino etkisi oluşturduğunu kaçımız biliyor? Bugün Fransız sağ partisinin başkanı Le Pen, Avrupa birliğinin çökeceğini iddia etti bir televizyon programında. Şimdi tekrar İskoç referandumuna dönelim. Bu referandumun başarıyla gerçekleşmesi halinde, dünyada gerçekleşecek domino etkisinin, Brexist’ten daha şiddetli olacağı kesin! İspanya, Hollanda, Belçika ve Türkiye… Bu ülkelerdeki ayrılıkçıların hükümetlere yapacakları baskıyı bir düşünelim. Koskoca Britanya bile bölündüyse, neden diğer ülkeler de bölünmesin diye düşünmeyecekler mi ayrılıkçılar? 1789 Fransız devrimi, 1783 Amerikan bağımsızlığından güç almamış mıydı?! İlk defa bir krallık ordusunun Amerika’da yenilmesi, kilometrelerce ötedeki Fransa’daki monarşi karşıtlarına cesaret vermemiş miydi?! Peki İskoçların bağımsızlık başarısı,  neden bizim ülkemizin de içerisinde olduğu bir çok ülkedeki ayrılıkçılar için cesaret olmasındı ki?!

Dahası da var; sormazlar mı adama ‘sen başka ülkede ayrılıkçılığı destekledin, o halde bizim isteklerimizi neden karşılamıyorsun’ diye? Demek ki neymiş; daha dün kafa kafaya verip İngiltere’nin bölünüşünü kutlayan fanatik dinci grup, belki de bu sarhoşluklarının kısa süre sonrasında birbirlerini parçalayacak duruma bile düşebilirlermiş! Demek ki ‘nasıl olsa dışımda; ne olursa olsun beni ilgilendirmez’ dememek gerekirmiş!

Yine konuya, bugün birçok Müslümanın kahraman olarak baktığı Sadıq Khan denen kişiliksiz bir zat ile devam edeceğim. Bu adam Londra’nın ilk Müslüman belediye başkanı ve tam bir İslamcı… Fırsatını bulduğu her an İslam propagandasından geri durmaz kendileri. İçiniz mi ısındı? Durun hemen, ısınmasın. Brexist başarılı olduğunda bu kişi Avrupa Birliği’nden çıkışa karşı gelmiş ve Londra’nın İngiltere’den bağımsız olması için imza kampanyası başlatmıştı. Eğer başarılı olsaydı, bayrağıyla, kanunlarıyla, kurumlarıyla Londra; resmen İngiltere’den ayrılıp başlı başına bir devlet olacaktı. Hatta Sadıq büyük bir pişkinlikle, ‘Londra devleti kurulursa, başkanı ben olayım’ diye bir teklifte de bulundu! ‘E peki ne var bunda’ diyebilirsiniz. O zaman size asıl konumuzu hatırlatayım: Başkasının derdinin bizleri nasıl etkilediği! Bu adamın çirkef hamlesinin başarılı olduğunu bir düşünelim. Londra’nın bağımsızlık hareketinin oluşturacağı domino etkisiyle Paris, Madrid, Berlin ve İstanbul’daki ayrılıkçıların yapacağı kalkışmanın canımızı nasıl sıkacağını bir düşünün.  Şunu unutmamalıyız ki, bugünlerde bu saydığımız büyük şehirlerde kozmopolit bir nüfus var. Yani yüzlerce yıl hem kültürel hem manevi katkıda bulunduğumuz bu şehirler, yeni nüfus için pragmatizmden başka bir şey ifade etmiyor! Diğer bir deyişle göz bebeğiniz olan şehirleriniz elinizden kayıp giderken, yeni nüfus size asla yardımcı olmaz. Nasıl ki Londra’da yaşayan bir Pakistanlı, Londra’nın İngiltere’den kopmasını umursamıyorsa; İstanbul’daki Suriyeliler de İstanbul’un Türkiye’den kopmasını umursamayacak. Diğer bir deyişle, Sadıq denilen zatın yaptığı bu kalkışma başarılı olsaydı, ilk önce sevinen dar görüşlü kesim, İstanbul’un ayrılması için kampanya başlatıldığında da muhtemelen Sadıq’ın kulaklarını bayağı bayağı çınlatacaklardı! Tıpkı bunun gibi dışarımızda olan birçok olay bizi derinden etkiliyor ve etkilemeye devam edecek.

Kimse farkında değil ama Türkiye gibi birçok ülke, İskoç referandumunda ve Londra’nın bağımsızlığı için başlatılan kampanyadaki ayrılıkçıların başarısızlığıyla büyük bir tehlike atlattı! Zira önceki yazımda da belirttiğim gibi artık global bir dünyada yaşıyoruz; dünyadaki herhangi bir olay, bir tık kadar yakında ve bu olaylar tıpkı Amerikan bağımsızlığı gibi birilerine cesaret veya ilham olabilir! Aslında bu çok da şaşırtıcı değil. Bizim şuan kullandığımız teknoloji de zaten bu dış etkinin bir sonucu değil miydi?!

Peki, buna ne gibi bir önlem alınabilir? Elbette duyarlılık ve bunun yanında sağlıklı ve çok yönlü düşünmek. Halk olarak bizler neyi destekleyeceğimizi ve neye karşı olacağımızı iyi yorumlamalıyız. Dahası elimizden geldiğince dış gelişmeler için ülkemizi koruyucu tedbirler düşünebilmeliyiz. Kendinizi asla küçümsemeyin değerli okuyucular. Zira sizler bir gün bu ülkenin yüksek makamlarına gelebilecek vatandaşlarsınız. İşte o zaman bu duyarlılık, size büyük bir yol gösterici olacaktır.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Mehmet Tosun

Alternatif Târih kadrosuna, Şubat 2017'de katılan Mehmet Tosun, Celâl Bayar Üniversitesi Târih Bölümü mezunudur. Başlıca ilgi ve çalışma alanı; Avrupa Târihi ve Medeniyeti'dir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı