Güncel Kritik

Tarihin Sistemli İlk Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Müessesesi: Vakıf

[B]ireylerin, türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılanması ilkesinin, küreselleşme çabası içindeki, başta batı ülkeleri olmak üzere, neredeyse tüm dünyada revaç bulduğu 21. yüzyılda; kökleri yüzlerce yıl öncesine uzanan ve önce İslâm ile hayat bulup, sonrasında Türk – İslâm geleneği ile zirveye ulaşan, ‘vakıf’ kavramını göz ardı etmek, şüphesiz ki, büyük bir yanlışın altına imza atmak anlamına gelir.

Söz konusu yardımlaşmanın bayraktarlığını, günümüzde elinde tutmayaÇifte Minareli Medrese - Erzurum çalışan ‘batı dünyası’, bu anlamda, bizlerden yüzlerce yıl geriden gelmektedir. Peki, bu ‘yardım ve dayanışmanın’, kurumsal bir kimliğe büründüğü ve kökleri oldukça uzun zaman öncesine uzanan ‘vakıf’ nedir; ne değildir? Kimler tarafından, hangi tür vakıflar kurulabilir ve bu vakıflardan, kimler faydalanabilir? Vakfa değer kabul edilen mal ve hizmetler nelerdir, ya da başka bir deyişle, bir malın, vakıf olabilmesi için taşıması gereken nitelikler nelerdir? Öncelikle, bu ve benzeri soruların yanıtlarını, ‘tarihi veriler’ ışığında, cevaplamaya çalışalım ve sonrasında da vakıfların, ‘tarihi seyrine’, hep birlikte, yakından tanık olalım.

Maddi bir karşılık beklemeden, başkalarına yardım etmek gibi ulvî bir düşüncenin mahsulü olan vakıf müessesesi, İslâm ülkelerinde, büyük bir ehemmiyet kazanmış, sosyal ve ekonomik hayat üzerinde, derin tesirler icra etmiş olan; dinî ve hukukî bir yapıdır. ‘İnsanların en hayırlısı, diğer insanlara faydalı olan; malın en hayırlısı, Allah yolunda harcanan (başka bir ifade ile ‘vakfedilen’); vakfın en hayırlısı da insanların, en çok duydukları ihtiyacı karşılayandır’ prensibi ile hareket eden Müslümanlar, bu yolda, birbirleri ile âdeta yarışırcasına, vakıf eserler kurmuşlardır.

Birçok sözlük anlamı bulunan ‘vakıf kelimesi’[1], çeşitli şekillerde ifade edilmekle birlikte, bu mânâların tamamı, birbirlerine çok benzemekte ve hemen hemen aynı karşılığı vermektedirler. Birkaçını örnek vermek gerekirse: 1- ‘Menafi, insanlara ait olur, veçhiyle bir aynı, Allah’ın mülkü hükmünde olmak üzere temlik ve temellükten, haps ve men etmektir.’[2] 2- ‘Bir mülkün menfaatini, halka tahsis edip, aynını Allah Teâlâ’nın mülkü hükmünde olarak, temlik ve temellükten, müebbeden men etmektir.’ İmam-ı Â’zam’a göre de vakıf; ‘Bir mülkün aynı, sahibinin mülkü hükmünde kalmak üzere, menfaatinin bir cihete tasadduk edilmesidir.’[3] 3- ‘Menfaati, ibada râci olmak üzere, ayn-ı memlûkü, Cenab-ı Hakk’ın mülkü hükmünde olarak, temlik ve temellükten âlâ vechit’te’bid (devamlı) kavlen haps ve menafini tasadduk yahut dilediğine sarf etmektir.’[4]

Lügat anlamlarını, bir kenara bırakacak olursak, vakıf için kısaca; ‘mal sahibinin, malını, Allah rızası için, kendi rızası ile çeşitli alanlarda, insanların faydalanması amacıyla, malın tasavvur hakkı, kendinde kalmak kaydı ile malın kendinden ya da gelirinden, faydalanma hakkını bağışlamasıdır’ diyebiliriz. Bir malın bu niyetle bağışlanmasına, ‘vakfetmek’; vakfedilen mala, ‘vakıf’; vakfeden kimseye de ‘vâkıf’ denir. Peki, bir malın ya da hizmetin, vakıf olabilmesi için aranan şartlar nelerdir? Bir de buna göz atalım…

Vâkıfın, akil baliğ, reşit ve hür olması gerekir. Vakfın, borcu bulunmamalıdır. Vâkıfın, vakfa rızası bulunmalıdır. Vakfedilen mal, vakıf anında, vâkıfın mülkü olmalıdır. Vakfedilen mal, borç veya menfaat olamamalıdır. Vakfolunacak malın, akar (ev, dükkân, tarla gibi gelir getiren mülk) ya da belirli hizmetler olması şarttır. Vakıfta, muhayyerlik şartı bulunmalıdır. Vakfedilecek bina veya örneğin ağaçlar; yıkılmaya, sökülmeye mahkûm olmamalıdır. Vakıftan istifade edecek olanlar, önceden belirlenmiş olmalıdır.

Bu şartları sağlayan kişiler, üç şekilde vakıf kurabilir:

  1. Tescil Suretiyle: Mahkemelere başvurarak (eskiden kadıya), gerekli şartların taşıdığını ispatlayan kişiler, hukukî olarak ve resmen vakıf kurabilir.
  2. Vasiyet Yolu İle: Vakfı yapan kimsenin, ölmeden önce vasiyet etmesi suretiyle kurulan vakıftır.
  3. Fiil ve Hareketle: Kişinin, kendi mülkü üzerine inşa ettirdiği, örneğin bir camide; cemaatin, camide namaz kılmalarına müsaade etmesi yolu ile oluşan vakıflardır.

Bir kısmından bahsettiğimiz şartları haiz olan kimse tarafından ve yine yukarıda belirtilen şekillerden biri ile kurulan vakfın, genellikle vâkıfı tarafından hazırlanmış nizamnamesine ise ‘vakfiye’ denir. Bunlar, geçmişte, kadılık siciline işlendikten sonra kesinleşirdi.

Tarih boyunca vakfiyeler, taş, deri ve kâğıt gibi yazı için elverişli bulunan malzemeler üzerine yazılarak, günümüze kadar ulaşabilmişlerdir. Şayet vakfın mevzuu, bir bina ise; bazen vakfiyenin özeti, binanın duvarlarından birine kazılırdı. Nitekim Türkçe ilk vakfiye olan Germiyanoğlu II. Yakub Bey (ö.1428) vakfiyesinin, taş üzerine yazıldığını biliyoruz.[5]

Tarihî açıdan bakıldığında, vakfiyeler, büyük bir önem arz ederler. Çünkü bunlar, bize milletin muayyen bir zamanındaki, hayat ve kültürüne dair muhtelif olayları, müşahede etme imkânı verirler. Keza vakfiyeler, milletin iktisadî ve sosyal yaşamlarında önemli bir rol oynamış olan vakıf müessesesinin, nasıl çalıştığını; kimlerin idare ettiğini vs. hususları, öğrenmemize yardımcı olurlar. Vakfiyelerden, iri hacimli ve defter gibi olanlar olduğu gibi; tek sayfa şeklinde olanlar da bulunmaktadır. Rulo şeklinde, uzun ve kalın varaklar halinde olanlar bile vardır. Bu şekilde mufassal olanlar, üslup bakımından, ebedî değeri yüksek olan eserler olarak kabul edilmektedir.[6]

Vakfiyelerde, Allah’a hamd ve senâ, Resulüne salât ve selâmdan sonra, hayır yapmaya teşvik edici, sadakanın sevabından bahsedici âyet ve hadisler verilir. Bazen de şiirsel bir anlatımla, konu daha cazip bir hale getirilmeye çalışılır. Vakfiyelerde, umumiyetle şu hususlar yer alır: Vakfolunan malların, neler olduğu, bu malların nasıl idare edileceği, gelirlerinin nerelere ve kimlere sarf edileceği, vakfın kimler tarafından idare edileceği, ilgili kurumca verilen hüküm, tarih ve mühür.[7]

İslâm tarihinde, ilk vakfiyenin, Hz. Ömer tarafından yazıldığı rivayet edilmekle birlikte; kesinlik kazanmış bir bilgi olmadığını, belirtmeliyiz. Vakfiyelerin en son kısmı ise oldukça ilginçtir. Bu bölümde, vâkıf tarafından, ölümünden sonra, vakfın gelirini kötüye kullanmaya ya da vakfı durdurmaya / kapatmaya kalkışma ihtimali olan kişilere karşı yazılmış; ‘Allah’ın, peygamberlerin, meleklerin, insanların ve bütün mahlûkatın lânetinin, vakfı tağyir edenin üzerine olmasını dileyen’, uzunca bir beddua yer almaktadır.


[1] Çeşitli anlamları için bkz. Şemsettin Sami, Kamus-ı Türkî, II, 1945-1946.

[2] Ali Himmet Berki, Vakıflar, İstanbul 1940, s. 40.

[3] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-ı İslâmiye ve Istılahat-ı Fıkhiye Kamusu, İstanbul 1969, IV, 284.

[4] Haydar Efendi, Tertibu’s-Sunuf fi Ahkâmi’l-Vukuf, s.7’den naklen; bkz. M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul 1971, III, 577.

[5] Faruk Sümer, ‘’XIV. Yüzyılda Türkiye’’, Yüzyıllar Boyunca Türk Sanatı, 1977, s. 15.

[6] Mufassal ve büyük vakfiyelere, örnek olması bakımından bkz. Fâtih Mehmed II Vakfiyeleri, Ankara 1938.

[7] M. Tayyib Gökbilgin, Osmanlı Müesseseleri Teşkilatı ve Medeniyeti Tarihine Genel Bakış, İstanbul 1977, s. 20.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Celâl Bayar Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Târih Bölümü ile aynı üniversitenin; Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Yine aynı üniversite ve enstitünün; Târih Anabilim Dalı'nda, Doktora (Ph.D.) eğitimine devâm etmektedir. Şer'îyye Sicilleri konulu tezleri, Türk Halk İnanç ve İnanışları'yla ilgili araştırmaları, Türk Târihi ile özelde Klasik Dönem Osmanlı Târihi vs. alanlarda sayısız çalışmaları mevcuttur. "Alternatif Târih, Türkmen Irımları (Halk İnanışları), Şahsiyetler, Alternatif Târih Metinleri, Târihin Öteki Dünyâsı (Sıra Dışı Olaylar ve Karakterler)" gibi yayımlanmış kitapları, "Meczûp" vb. editörlüğünü üstlendiği yayınlar ile çeşitli makâleleri bulunmaktadır. Kendisini; "Târih Kreatörü & Şimdiki Zaman Gözlemcisi" olarak tanımlamaktadır.

İlgili Makaleler

3 Yorum

    1. Merhaba, yeni yayın döneminde yazının diğer bölümleri de siteye eklenecektir. İlginiz için teşekkür ederiz.

  1. Vakıf sistemi İslâm tarihinde çok önemli yeri olan bir uygulama. Bu güzel makale için teşekkür ederim. Değerlerimizi kaybetmemek dileğiyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı