«

Hitler’i başarısızlığa iten şey ne A.B.D.’nin ne İngiltere’nin ne de Sovyet Rusya’nın gücü değil de belki de gururuydu. Öyle ya, Hitler, Birinci Dünya Savaşı’nda mağlup olmuş bir ülkenin neferiydi ve bunu içine sindiremiyordu. Yapılan paylaşım da doğal olarak hoşuna gitmediğinden, iktidarı ele geçirince hedefine adım adım yaklaşmaya başladı. Önce SA ve daha sonra SS’nin kurulmasıyla ordudan daha etkin bir milis gücü oluşturan Hitler, Uzun Bıçaklar Gecesi’nden sonra tüm dünyayı kasıp kavuracak yeni bir savaş için bir ordu hazırlama işine daha da önem verdi. I. Dünya Savaşı’nın sonunda imzalanan antlaşmalarla sınırlanan ekonomik özgürlük ve silah yasaklarını delerek, dünyanın içerisine düştüğü ekonomik bunalımdan en iyi şekilde faydalanmış ve büyük bir hızla silahlanmayı ve teknolojinin de silahlanma için geliştirilmesini teşvik etti. Adolf Hitler milliyetçiliği aşarak ırkçı bir yaklaşımla Alman milletini bir masala inandırdı ve bunun da sağladığı yararla milyonlarca milis gücü elde etti. Artık her şey hazırdı ve birincisinde paylaşımı beğenmeyenler, ikinci büyük dünya savaşını başlatmak için avını bekleyen bir kurt gibi beklemekte ve kendine müttefik aramaktaydı.

Polonya ilk hedefti! Ülke işgal edildi ve devam eden yıllarda Avrupa’da büyük toprak kazanımları geldi. Cumhurbaşkanı İnönü, savaş çizmelerini uzun yıllar ayağından çıkaramayan, dolayısı ile nice savaş görmüş bir asker-politikacıydı. Hitler, ülkemiz sınırlarına yaklaştıkça ülke iyiden iyiye savaş çanlarını hissetmeye başlamış ve savunma için hazırlıklar başlamıştır. Cumhuriyetimizin Mustafa Kemal Atatürk dışındaki tek mareşali olan Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak bir savunma hattı oluşturma düşüncesindeydi. Fransa’dan gördüğü Majino Hattı gibi kendi ülkesi de böyle bir savunma hattı oluşturmalıydı. Kendi soyadıyla anılacak olan Çakmak Hattı böylece yapılmaya başlandı. Bu savunma hattı, Bulgaristan üzerinden gelebilecek bir saldırıya karşı düşülmüştü. Fakat Führer’in Yunanların ülkesini işgal etmesiyle bu savunma hattının geçerliliği kalmadı. Çakmak Hattı’nın, II. Dünya Savaşı’nda kullanılan savunma hatlarından olmasının dışında, yapılması ile ilgili tartışmaların da bulunması başlı başına bir önemi haizdir. Atatürk’ün bu savunma hattına karşı çıktığı söylentileri, hattın yapımında kullanılan malzemeleri Türkiye’nin karşılayamaması, yapımı sırasında askerlerimizin soğuktan dolayı ölmesi… Bütün bunlar II. Dünya Savaşı’nda Türkiye konusundaki sadece bir saha üzerine eleştirilerdir. Ve gerçekten de Türkiye’nin savaş dönemindeki politikası birçok eleştiriye maruz kalmıştır.[1]

Askeri kertede savaşa katılmamış olmamıza rağmen, savaşa katılmış kadar bu yıkıcı savaştan etkilenen devlet, birçok tedbir almış, yeni uygulamalar geliştirmiş ve büyük de sıkıntılar geçirmiştir. Ekmeğin ve bezin karneye bağlanması, un gibi temel besin kaynaklarının kıtlığı, askeri anlamda bir gelişmenin yaşanması ülkeyi savaş dışında tutmuş, fakat belirttiğimiz gibi savaştan ciddi derecede de etkilemiştir. 18 Haziran 1941 tarihinde Türkisch-Deutscher Freundschaftsvertragyani Türk – Alman Dostluk Paktı, Türkiye ile Almanya arasında imzalanan dostluk ve saldırmazlık antlaşması olarak tarihe geçti. Esasında bu, dengenin III. Reich lehinde olduğunu göstermektedir. Öyle ki, bugüne kadar ki en yıkıcı ve zararlı savaş olan ve milyonlarca asker ve de sivilin ölmesinin müsebbibi sayılan II. Dünya Savaşı yeni başladığında, yani daha 1939 yılında Türkiye, İngiltere ve Fransa ile üçlü ittifak anlaşması imzalamıştır. 19 Ekim 1939 yılında yapılan bu anlaşma, karşılıklı çıkar ilişkisine dayanan ve askeri niteliği bulunan bir ittifaktır. Bu tarihten sonra Almanya ile soğuk ilişkiler başlamış ve bu, İtalya’nın Fransa’ya karşı savaş ilân etmesine kadar sürmüştür. Bundan sonra savaşın Führer ve yandaşları tarafından kazanılacağını düşünen Türk hükümeti, Müttefik Devletleri’nden yana savaşa girmeye çekindi ve Almanya ile yakınlaşarak yukarıda da zikredilen dostluk paktını imza etti.

Alternatif tarihi buradan ele alacak olursak, düşüncemiz iki yönüyle derinleşecektir. Führer, Türkiye Cumhuriyeti sınırlarına düşman kuvvetleri olarak mı, yoksa bir dost devlet gibi mi girecekti? Biz, 1941 yılında imzalanan Türk – Alman Dostluk Paktı’na binaen, Führer’in İnönü ile aynı masada oturup, Türkiye’yi bir üs, bir köprü ve bir ortak olarak kullanmasını ele alacağız. Nitekim Haziran’ın ortasında imzalanan bu dostlık antlaşması, birkaç gün sonra III. Reich’in Sovyet Rusya’yı istila etmeye başlamasını beraberinde getirecektir ve Türkiye, bu istilada kilit bir rol oynayacaktır. Öyle ki, kuzeyde Kızıl Ordu’yu ezen Wehrmacht için güneyde güvenliği Mehmetçik sağlayacaktı. Olası bir doğu çıkartmasına karşı da Erzurum hattı güçlendirilmiş ve zaten ikmal yapılan ordu, faal hâle getirilmiştir. 8 Eylül tarihinde Almanlar, Leningrad’ı kuşatarak Hitler’in Rusya’yı istila planını adım adım gerçekleştirmeye başladı. Fin ordusunun desteğini de alan Almanlar, gerçekte başarısız bir kuşatma gerçekleştirdilerse de gerilerinde sekiz yüz yetmiş iki gün boyunca, tarihin gördüğü en vahşi olayların yaşanmışlığına sahne olan bir şehir bıraktılar. Kuzeyde bunlar olurken, Türkiye, dostluk anltaşması imzaladığı Hitler’i ağırlamaya hazırlanıyordu. Kararlaştırılan takvim 15 Aralık 1941 Pazartesi günüydü. Führer, Leningrad’ın kuşatması sürerken 6 Aralık tarihinde İngiltere’nin Almanlara yardım eden Finlandiya’ya savaş ilan etmesi ve akabinde A.B.D. ile III. Reich’in savaş ilanlarını takiben bu ziyareti zaruri görmüştü ve Aralık ayının on beşinci günü Ankara’ya gelmeye niyetlendi.


[1] Avni Özgürel, “Hazan ve Yıkım Yılları”, Radikal Gazetesi, http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=126364

Bir Cevap Yaz

Gürkan Canpolat Hakkkında

avatar

Gürkan Canpolat

Alternatif Tarih'in kurucularından. Teknik altyapı ve destek hizmetini sunmaktadır. Celâl Bayar Üniversitesi'nde târih okudu. Dergi, kitap ve web sitesi tasarımı yapmakla birlikte, edebî yayıncılık sektöründe de faaliyet göstermektedir.

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *

Yorumlar

  1. Selim

    Hitler, tarihin görebildiği en kanlı diktatör olarak yerini almıştır.

  2. Murat

    Hitler Türkiye’ye geldi mi gelmedi mi orada yazı bitmiş, açıklığa kavuşturur musunuz ya da yazının devamı var mı?

  3. GrknCnplt

    Makalenin devamı yazım aşamasındadır. İlginiz için teşekkür ederiz.