Güncel Kritik

Tarihin Laboratuvarı ve Denekleri

Tarihin, bir bilim dalı olup olmadığı hakkındaki tartışmalar; geçtiğimiz yüzyıldan beri devam ediyor ve uzun bir süre daha devam edecek gibi görünüyor. Meseleyi ilk kez duyan ve ‘elbette ki bir bilim dalıdır’ diyerek, şaşkınlığını gizleyemeyen, kalabalık bir kitledeki insanların yanında; böyle bir şeyin ‘tabi ki mümkün olmadığı’ savındaki, müstehzî insanların sayısı da oldukça fazla.

Her şeyden önce, tarihe, saygın bir bilim gözüyle bakmayan insanların; bu davranışlarının altında yatan psikolojiyi iyi anlamak ve konuya dâir, öne sürdükleri ortak nedenleri, lâyığı ile tetkik etmek gerekir. Bunun için de öncelikle, bir ‘bilim’ olma sıfatını kazanmış ve dünyadaki tüm insanlar tarafından; bu vasfı tartışmasız kabûl edilmiş, bilimsel branşların, genel özelliklerine göz atmak gerekir.

Genel anlamda, ayrıntıya girmeden, ‘Pozitif Bilimler’ kategorisi ile adlandırabileceğimiz, bu bilim dallarının, en önemli özelliklerinden biri; ‘kesinlik’ arz etmeleridir. ‘Matematikteki’ sayısal verilerin ve işlem sonuçlarının, ‘değişmezliği’, meseleye dâir basit bir örnek olabilir. Yine ‘Fizik, Kimya ve Biyoloji’ gibi ağır başlı bilim dallarının da bu özelliğin yanı sıra; birden fazla ‘bilimsel’ nitelikleri vardır. En önemli olanı ise ‘gözlem yapma’ olarak zikredilebilir.

Öyle ya, gerçekten de bir bilim, ‘gözlem’e; ‘deneme yanılma’ metoduna ve bunlar için bir ‘laboratuvar ortamı’na; nihayetinde de ‘tüm şartlar aynı olduğu takdirde, daima aynı sonuca ulaşılacağı’ savına erişmeli ve bunu ispat etmelidir. ‘Şartların değişmezliği’ ve buna bağlı olarak, ‘sonucun kesinliği’; bilimsel düşünce ve hareketin, başlangıcını teşkil eder.

Bu çerçevede değerlendirme yaptığımız takdirde ise tarihin bir bilim dalı olmadığı sonucuna ulaşmamız, çok doğaldır. Ancak göz ardı edilen şey ise, tarihin ‘sosyal’ bir olgu olduğudur. Tarihin incelediği ana konu ise ‘insan’ ve insanların ‘eylemleri’ ile bu eylemler sonucu ortaya çıkan; ‘olay’ ve ‘olgular’dır. Tarihi olaylar, yapay bir laboratuvar ortamı kurularak incelenemez. Üstelik tarihte, ‘şartların değişmezliği’ bizi hep aynı sonuca ulaştırmaz. Çünkü aynı şartlar muvazenesindeki, birçok farklı olay, her defasında farklı şekilde sonuçlanabilir ki; tarihi seyir içerisinde, bu defalarca başgöstemiştir.

Yani pozitif bilim dallarının, temel ortak özelliklerinden, ‘kesinlik’ ve ‘şartların değişmezliği’; maalesef tarih için imkânsızlıktan ibarettir. E tabi ki, daha baştan durum böyle olunca; tarih de bilimsellikten uzak damgası yemeye mahkûm olmuştur. Ancak bu da meseleye, çok yüzeysel yaklaşanların vardığı bir sonuçtur.

Tarihi kendi kategorisi içerisinde ve kendine has şartlar dahilinde, incelemek icâp etmektedir. Bir kere, eğer tarihi seyri yönlendiren ‘insanlar’ ise ve tarih bilimin, incelemeleri içinde, başta insanlar yer alıyorsa; durumun karışıklığını teslim etmek gerekir. Çünkü, söz konusu insan, ‘Biyoloji’, ‘Fizyoloji’ yahut ‘Anatomi’ tarafından incelenen; hareketsiz bedenler demek değildir. Tarihi alandaki insan, ‘fikir’, ‘eylem’ ve ‘toplum’ bazında ele alınan; tepkileri ile dünyanın gidişatına yön veren, kanlı canlı, duyguları ile hareket edebilen, ‘karmaşık’ bir yapıdır.

Meselenin bu boyutunu kavradıktan sonra, tarihin bilimsel niteliklere de sahip olduğunun, ispatına geçebiliriz. Yukarıda, pozitif bilimlerin, temel ortak özelliği olarak zikrettiğimiz; ‘gözlem ve deney yapma’ metodu, aslında tarih için de geçerlidir. Tarih, zaten yapılan gözlemlerin kaydedildiği ve nesilden nesle aktarıldığı; karmaşık bir bütündür. ‘Laboratuvar ortamı’ meselesine gelince, tarihin laboratuvarı; yaşadığımız dünyanın ta kendisidir.

Tarih, en eski devirlerden beri, meydana gelen gelişim ve olayları kaydeden; bu devasa laboratuvar ortamında, sürekli farklı zaman ve mekânlarda, deneylerine ve gözlemlerine devam eden, üstelik bilimin, bizzat kendisinin bile tarihini meydana getiren ve bilimsel gelişmelerin, sürekliliğini sağlayarak, ona ışık tutan, koskoca bir bilim dalıdır. Onun bilim insanları, ‘tarihçiler’dir. ‘Deney gözlem raporları’ ise kâh destanlar ve efsaneler, kâh tarihi vesikalar, kâh vakâyinameler, kâh ‘arkeolojik’ ve ‘antropolojik’ bulgulardır. Denekleri de ‘insanoğlu’nun ta kendisidir

Tarih, tüm insanlığın ‘özgeçmişi’; ‘kimlik belgesidir’. İnsanoğlunun var olma mücadelesinin, sürekli yeni ciltler ile ilavesi yapılan; ‘ansiklopedisi’dir. Bilim denen kavramın, bizzat kendisinin ortaya çıkış sürecine ışık tutan ve bilimsel gelişmelerin de kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan; kayıtlarını tutan, geniş hacimli bir bellektir.

Bilim, kendine has prensiplere sadık kalarak; sürekli araştırma ve inceleme yapma döngüsüdür. Her bilim, kendi alanı dahilide, ilerleme kaydetme dürtüsünü taşır. Tarih de kendine özgü kaideler çerçevesinde, şüphesiz ki insanlığın gelişimine hizmet eden; ulusların hatalarını kayıtlar ve kayıtların yorumları ile kendi yüzlerine vuran, milletlerin aynı yanlışlara düşmesine engel olma dürtüsüne sahip, bir ‘bilim dalı’dır.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Celâl Bayar Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Târih Bölümü ile aynı üniversitenin; Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Yine aynı üniversite ve enstitünün; Târih Anabilim Dalı'nda, Doktora (Ph.D.) eğitimine devâm etmektedir. Şer'îyye Sicilleri konulu tezleri, Türk Halk İnanç ve İnanışları'yla ilgili araştırmaları, Türk Târihi ile özelde Klasik Dönem Osmanlı Târihi vs. alanlarda sayısız çalışmaları mevcuttur. "Alternatif Târih, Türkmen Irımları (Halk İnanışları), Şahsiyetler, Alternatif Târih Metinleri, Târihin Öteki Dünyâsı (Sıra Dışı Olaylar ve Karakterler)" gibi yayımlanmış kitapları, "Meczûp" vb. editörlüğünü üstlendiği yayınlar ile çeşitli makâleleri bulunmaktadır. Kendisini; "Târih Kreatörü & Şimdiki Zaman Gözlemcisi" olarak tanımlamaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı