Alternatif Tarih Metinleri

Cem Sultan, Gerçekten Sultan Olabilseydi

Fatih Sultan Mehmed’in, 1481 yılındaki ani ölümünün ardından, gözler, tahtın yeni adayları olan iki kardeşe; Şehzade Bayezid ve Şehzade Cem’e çevrildi. Gerçek tarihi süreç içerisinde, bu mücadeleden galip olarak çıkan Sultan II. Bayezid’in; Şehzade Cem tarafından engellendiğini ve başarıya ulaşan tarafın, Cem Sultan olduğunu kurgulamaya ve tarihin seyrinde ne gibi değişiklikler olabileceğini yorumlamaya çalışacağız… Elbette ki bunu yaparken, tarihi olguların genelindeki değişmezleri göz önünde bulunduracak ve gerçek tarihi seyre dair bilgilere de yeri geldikçe değineceğiz.

Öncelikle, tarihle az çok bir yakınlığı olan herkesin takdir edeceği gibi; bu iki varisin karakteristik özellikleri, zikrettiğimiz zümrece malûmdur. Bayezid, kendini İslami akaide adamış; yumuşak huylu, sakin ve durağan bir yapıya sahiptir. Cem ise adeta, kardeşinin tam tersi bir yaradılıştadır. Belki de dönemin ‘Türkmen’ tanımlamasına uygun düşecek şekilde; gözü kara, çabuk öfkelenen, yerinde duramayan, fütuhatçı ve hırslı bir kişilik yapısına sahiptir. Bu özellikleriyle, Anadolu Türklerinin, gönlünü ve desteğini kazanmasına rağmen; hırsı ve tez canlılığı, aklını kullanmasının önüne geçmiş; sakin ve soğukkanlı bir şekilde, düşünerek hareket eden Bayezid’in hamleleri karşısında, yenilgi almasına neden olmuştur.

Türkmen desteğini arkasına aldığı halde, bu süreçte, yüz üstü bırakılmasının en önemli nedenlerinden biri ise; kardeşine, devleti ikiye ayırarak yönetmeyi teklif etmesi olmuştur. Uzun ve kanlı bir merkeziyetçilik mücadelesinin ardından, böyle bir durum; elbette ki devletin bekası açısından, Cem’in taraftarlarının da Bayezid’i desteklemelerine neden olmuştur. Buna rağmen, Şehzade Cem, gerçekten de devletin Türk zümresinin, tüm sevgi ve saygısını kazanmıştır. Bunun en somut delili ise; tüm Osmanlı şehzadeleri içinde, yalnızca kendisine nasip olan ‘Sultan’ unvanı ile anılmış olmasıdır. Bildiğiniz gibi bu unvan, yalnızca tahta çıkanların, yani Padişahların kullandığı bir unvandır. Ancak, tahta çıkmayı başaramadığı halde, halk ona bu unvanı layık görmüştür. Osmanlı tarihinde, bunun bir benzeri daha yoktur.

Bu geniş girizgahın ardından, tarihin ve talihin, Şehzade Cem’in yüzüne güldüğünü; 8. Osmanlı Padişahı olarak ve gerçek ‘Sultan’ unvanı ile tahta, O’nun çıktığını varsayalım… Tarihi nirengi noktalarına, mümkün mertebede zarar vermeden; fakat yeni şartları da göz önünde bulundurarak, alternatif tarih alanında, yeni bir satranç oyununa başlayalım…

Hızlı bir şekilde, zaman aralıklarında sıçramalar yaparak; olası Cem Sultan dönemine, bizim gözlerimizle, bir bakış atalım. Yapılacak ilk şey, tabi ki cülus merasimi ve yeniçerilerin biat mevzusu olacaktır. Taht mücadelesi esnasında, kendisini desteklemeyen Yeniçeri taifesi; neden Bayezid’i desteklemişti? Öncelikle, Fatih döneminde, asla ocaklarında oturmaya fırsat bulamayan ve seferlerde ömür tüketen bu askerlerin; sükuneti özlediğini ve gelişme, büyüme hırsı olmayan Bayezid’e bu nedenle sıcak baktıklarını söyleyebiliriz. Yine Fatih’in son dönemlerinde, bazı nedenlerle artan Yeniçeri homurtularını; isyana dönüşmeden bastıran -üstelik Bayezid kadar askeri tecrübesi, neredeyse yok denecek kadar azken- Cem’in, yeniçerilerin aklında bu hatıra ile kalışı ve kendisini babası Fatih’e çok benzetmeleri de önemli bir etkendir.

Ayrıca, Fatih Sultan Mehmed bile oğlunu kendisine çok benzetmiş ve yakın hissetmiştir. Kendisinden sonra yerine geçmesi için de Cem’i işaret etmiştir. Buna örnek olarak da Fatih’in meşhur Kanunnamesi’nde; ‘elkablar’ (hitap cümlesi) ile ilgili maddelerde; şehzadeler için kullanılmasını emrettiği elkab için kullandığı şu cümleyi gösterebiliriz: ”vâris-i mülk-i Süleymanî, nûr-ı hadaka-i sultâni oğlum Sultan Cem”.

Kendilerinden yola çıktığımız Yeniçeri güruhuna, geri dönecek olursak… Gelecekte peyda olacak, sistemli Yeniçeri isyanlarının ilkini; bir öngörü olarak, yukarıda sıraladığımız sebeplere de dayanarak, bu döneme tarihlendirebiliriz. İlk kıvılcımın, Cem Sultan döneminde parlayacağı, muhtemel gelişme olarak görünmektedir. Sonuçlarına dair ise ne yazık ki, isabetli bir görüşte bulunmak; günümüz verileri ışığında, pek mümkün görünmemektedir. Söylenecek her söz, bir tahayyülden ibaret olacaktır.

Bir diğer muhtemel gelişme ise Avrupa’ya yöneliktir. Fatih’in planladığı ve fakat gerçekleştiremediği büyük İtalya Seferi için üs olarak kullanmak amacıyla fethedilen ‘Otranto’; Fatih’in ölümünün ardından, gerçek tarihi seyir içerisinde, Şehzade Cem tehlikesi nedeniyle, II. Bayezid tarafından Gedik Ahmed Paşa ve emrindeki yirmi bini aşkın askerin geri çağrılmasıyla, elden çıkmış ve ‘Napoli Krallığı’na terk edilmiştir. Ayrıca Bayezid’in de Cem Sultan ölümü ile derin bir nefes alışına kadar geçen, neredeyse 14 yıllık bir zaman zarfında; Avrupa’ya karşı elini kolunu bağlamıştır. Üstelik bununla da yetinmeyen Avrupa ülkeleri; Memluk, Rodos ve Fransa’nın ardından, elden ele aktararak, Osmanlı’ya karşı koz olarak kullandıkları ve Osmanlı’dan, sayesinde fidye aldıkları Cem’i, kendi dinlerini seçmesi durumunda, gerçek Sultan olarak tanıyacaklarını dile getirmişlerdir. Son oyunlarında başarılı olamayınca da Papa etrafında, yeni bir Haçlı kuvveti meydana getirmeye başlamışlar; ancak Cem’in ölümü ile eli güçlenen Osmanlı’dan çekinerek, geri adım atmak zorunda kalmışlardır.

İşte söz konusu Otranto’nun da Cem Sultan’ın hükümdarlığı vesilesi ile elde kaldığını varsayabiliriz. Tabi Bayezid’in yerinde olan Cem’in de Bayezid tehlikesine karşı; Gedik Ahmed Paşa’yı çağırma ihtimalini iddia edenler de olabilir. Ancak bilinmelidir ki; Cem, Bayezid kadar merhametli davranmayacak, fırsat bulmuşken, kardeşini ilk anda ortadan kaldırmış olacaktır. Üstelik babasının özelliklerini haiz Cem Sultan, babasının izinden gitmek isteyecek; Otranto gibi stratejik bir noktayı elden çıkarmayacak, İtalya’nın kalbine bir bıçak gibi uzanmayı deneyecektir. Diğer bir nokta ise ufukta görünen ‘İtalya Seferi’dir. İtalya’nın fethedildiğini kurgulamak -mümkün olsa dahi- fazla epik bir kurgu olacağından ve alternatif tarihçiliğin amacından sapacağından; biz yalnızca gerçekleşeceğine kesin gözüyle baktığımız, bu seferin varlığını dile getirmekle yetineceğiz.

Bayezid’in tahta cülusunun ardından, Cem Sultan’ı Konya’da himaye eden ve bu fırsat ile tekrar beyliğini canlandırma amacı güden Karamanoğlu Kasım Bey’in de Cem’in hükümdarlığı döneminde, sessiz ve güçsüz kalacağı aşikardır. Böylece Osmanlı’nın doğu kanadında, kendisini arkadan vurmaya meyilli ve Batı ile olan ilişkilerinde; karşı tarafın koz olarak kullanacağı potansiyel bir tehlike de ortadan kalkmış olacaktı. Hatta Memluk – Osmanlı ilişkilerini de olumsuz yönde etkileyen ve her iki tarafı, gizlice birbirine karşı kışkırtan bu beylik kalıntısının, başının ezilmesi işten bile değildir. Dolayısı ile Memluklar ile olan ilişkiler, en azından bu dönem itibarı ile yıpranmamış olacaktır. Zaten Cem Sultan, herkes tarafından kolaylıkla tahmin edilebilir ki; yönünü Batı’ya çevirecektir.

Anadolu açısından olumsuz sonuçları olan ve Osmanlı’nın gelecek yüzyıllarda hayli uğraşacağı; bölücü bir problem olan Safevi ve Şii tehlikesi ise tohumlarını, işte tam da bu dönemde atacaktı. Cem Sultan’dan bu konuda, II. Bayezid’in durağan kalmasına nazaran; çok daha aktif ve kesin çözümler bulmasını bekleyebiliriz. Aslında, Cem’in sultanlığı sırasında, Anadolu’dan İran coğrafyasına akan, yoğun Türkmen göçünün; Bayezid dönemi ile aynı sayı ve nitelikte olması beklenmeli midir tartışılır… Öncelikle, Türkmen kesimin tüm desteğini arkasına alan bir Sultan’dan bahsediyoruz. Üstelik, her ne kadar, olayların altında yatan gerçek nedenler, sosyal ve ekonomik olsa da dış çerçevede yer alan dini ve mezhepsel sebeplerin de Cem Sultan döneminde, minimum düzeyde olması beklenmelidir. Bayezid’in sert Sünni tutumuna karşın, Cem; Türkmen İslam yorumuna çok daha yakın ve babası kadar batılı bir düşünce yapısına, esnek dini kural ve ritüellerine sahiptir. Dolayısı ile Safevilerin, bu dönemde, yalnızca Kızılbaşlık kozunu kullanmaları; kendilerine pek fayda sağlamayacaktır. Ancak yine de doğuya akması muhtemel Türkmen selinin, Bayezid kadar yumuşak karşılanmayacağı; hatta Cem Sultan tarafından, kanlı bir metot ile durdurulmaya çalışılacağı da yine bir öngörü olarak, ilave edilmelidir.

Tabi ki Anadolu’nun kana bulanmadığı ve Cem Sultan’ın Türkmen zümrelere sözünün geçtiği görüşünden yola çıkarsak; günümüze dek uzanan, çok farklı bir mezhepsel süreçten söz etmemiz gerecektir. Çünkü, ne Yavuz dönemi ile meydana gelen, Türkmen’in Türkmen’i kırdığı savaşlar meydana gelecekti; ne de Osmanlı Devleti eliyle, bu mezheplere açılan savaşın propagandist cephesi ile bu insanlara atılan iftiralar ve haklarında uydurulan söylenceler var olacaktı… Günümüze kadar uzanan, halen ülkemizde kendisini hissettiren nefret ve bizi bize yabancılaştıran; kendi özümüze ait, kadim örf ve inanç yorumlarımızı, bizlere uzak kılan gelişmelerin hiçbiri yaşanmamış olabilecekti. Doğrusu, bu çok iyimser ve bir temenni niteliğinde; yine de muhtemel bir öngörü olmalı.

Yukarıda, tıpkı Fatih gibi modern bir zihniyete ve yeniliğe açık olduğundan bahsettiğimiz Cem Sultan’ın; gerçek tarihi süreç içerisinde, Bayezid’in karşılaştığı ve bu şartlarda kendisinin muhatap olarak karşılarında yer alacağı, ‘Kristof Kolomb’ ve ‘Leonardo da Vinci’ ile ilgili de birkaç cümle sarf etmek isterim. İtalyan denizci (Kristof Kolomb), ilk olarak 1484′te Portekiz Kralı’na başvurarak, Batı’dan denizyoluyla Doğu’ya ulaşmak için gemi istedi ama reddedildi. Kolomb, çıkmayı tasarladığı deniz yolculuğu için geniş bir araştırma yapmıştı ama kendisini destekleyecek finansörü bir türlü bulamamıştı. Kendi geçimini sağlamak için reçine ticareti işine girdi ve Doğu’ya gitti. Avrupa’da kendisini destekleyecek bir hükümdar bulamadığından dolayı, 1484′te Kuzeybatı Karadeniz’de, Kili ve Akkirman seferine çıkan Sultan II. Bayezid’e müracaat etti. Bir papazın refakatinde sultanın yanına gelen Kolomb, “II. Bayezid’den sultanın adına yeni ülkeler keşfedebilmek için emrine gemiler vermesini istedi.” Ancak Osmanlı Sultanı, karşısına çıkan hayalperesti(!) ciddiye almayarak, talebini reddetti. Kolomb, çaldığı bütün kapılar yüzüne kapanmasına rağmen pes etmedi. 1486′da İspanyol kral ve kraliçesine müracaat etti… İşte tam da bu noktada, tahtta Bayezid’in değil de Cem Sultan’ın olduğunu varsaydığımıza göre; Cem Sultan’ın cevabı yine olumsuz olur muydu? Tabi ki bunu asla bilemeyiz. Ancak Cem’in karakteristik özelliklerinin bir analizini yapacak olursak; cevabının olumlu olması ihtimali ağır basmaktadır. Tarihin böyle bir kırılma yaşaması ihtimali ve sonrasında yaşanabilecek muhtemel gelişmeler silsilesi için ise ”Amerika, Osmanlı Devleti Tarafından Keşfedilseydi…” başlıklı yazımızı okumanızı tavsiye ederim.

Bu döneme tekabül edecek olan, Haliç üzerinde bir köprü yapabileceğini belirten ve ekinde çizimlerinin bile yer aldığı; Leonardo Da Vinci’nin mektubu ise Cem Sultan tarafından, nasıl bir karşılık görürdü, merak konusu… Avrupalı sanatçılara hayranlık duyan ve yenilikçi tarzı ile onlarla irtibat kuran, hatta onları himaye eden Fatih’in; bu anlamda bir kopyası olduğu ileri sürülen Cem Sultan, muhtemeldir ki bu teklifi de memnuniyetle olumlu karşılasın ve belki de sonrasında, Da Vinci’nin keşif ve icatlarının; Osmanlılar namına hayat bulmasını sağlasın… Çok mu hayal ötesi geldi? Neden olmasın?

Amacımız, düzmece bir tarih oluşturmak; olayları çarpıtmak veya işimize geldiği şekilde yorumlamak değil. İyi bir gözlemci ve usta bir satranç oyuncusu vasıfları ile bir değil, birkaç hamle sonrasını görebilmek; tarihin ilkelerine sadık kalmak ve güçlü sezgilerle, yan sahada cereyan eden küçük olayları da gözden kaçırmayarak, tümünü ortak bir potada eritmek ve gerçeğe en yakın çerçevede, sizlere sunmaktır…

Cem Sultan’ın, olası hükümdarlık dönemine dair; çok geniş bir aralıktan, yüzeysel bir şekilde yaptığımız değerlendirme, ana hatları ile bu noktalardan oluşuyor. Elbette ki tarihin seyri, çok farklı bir şekilde gelişti ve başka türlü olması imkanı da bulunmuyor. Üstelik, Cem Sultan’ın padişahlığı gerçekleşmiş olsaydı, geleceğin çok daha parlak dönemleri olarak ifade bulan ‘Yavuz Sultan Selim’ ve ‘Kanuni Sultan Süleyman’ da var olamayacaktı. Ancak, tarihin bizlere asıl sağlaması gereken fayda olan ‘ders çıkarma’ ve bunun anahtarı konumunda bulunan ‘düşünme, değerlendirme, fikir üretme’ gibi eylemler de alternatif tarihe yönelik çalışmalarla hayat bulabilmektedir. Belki gerçek tarihin çok dışına çıkıyoruz; ama ‘gerçek’ olarak tabir ettiğimiz ‘resmi tarih’in, bizlere gerçeği anlattığından ne kadar eminiz? Anahtarımız olduğunu iddia ettiğim bu eyleme (düşünmek), bu sorunun cevabını düşünerek başlayın…

Sözlerimi, konunun belkemiğini oluşturan Cem Sultan ve diğer başrolün sahibi Bayezid’in; bu mücadele içerisinde bile cereyan eden, hazin fakat deruni, manzum mektuplaşmalarına dair küçük bir örnekle noktalamak isterim. Tarih ve edebiyatın iç içe geçtiği bu anekdot, iki kardeş ve fakat can düşmanının; amansız mücadelelerine tanıklık eden, nezaket ve kıvrak zeka ile işlenmiş, eşsiz bir örneği:

Cem Sultan’ın; ”Sen pister-i gülde yatasın şevk ile handân / Ben kül döşenem külhân-ı mihnette sebeb ne?” beyitine karşılık olarak Bayezid; ”Çün rûz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet / Takdîre rızâ vermeyesin böyle sebeb ne? / Haccü’l- Haremeynüm deyüben da’vâ kılursun / Bu saltanat-ı dünyevîye bunca taleb ne?” şeklinde cevap vermiştir.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Celâl Bayar Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Târih Bölümü ile aynı üniversitenin; Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Yine aynı üniversite ve enstitünün; Târih Anabilim Dalı'nda, Doktora (Ph.D.) eğitimine devâm etmektedir. Şer'îyye Sicilleri konulu tezleri, Türk Halk İnanç ve İnanışları'yla ilgili araştırmaları, Türk Târihi ile özelde Klasik Dönem Osmanlı Târihi vs. alanlarda sayısız çalışmaları mevcuttur. "Alternatif Târih, Türkmen Irımları (Halk İnanışları), Şahsiyetler, Alternatif Târih Metinleri, Târihin Öteki Dünyâsı (Sıra Dışı Olaylar ve Karakterler)" gibi yayımlanmış kitapları, "Meczûp" vb. editörlüğünü üstlendiği yayınlar ile çeşitli makâleleri bulunmaktadır. Kendisini; "Târih Kreatörü & Şimdiki Zaman Gözlemcisi" olarak tanımlamaktadır.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı