«

Giriş

Belenbaşı Köyü Muhtarlığı’nın, resmi internet sitesinden alınan köy tarihçesi…

Köyümüz, Cumhuriyetten önce şu anki yerleşim merkezimizden 3 km kuzeyde bulunan Çorlu deresi mevkiinde, Çorlu köyü adı altında yerleşmiş bir Yörük köyüdür.

Antalya yöresinde yaşayan Karateke obasından geldiği bilinmektedir. İzmir yöresine nasıl yerleştikleri kesin olarak bilinmemekle beraber, yörenin dağlık oluşu ve otlak meranın sürü hayvancılığına uygun olmasının etkili olduğu söylenir.  Kış aylarında eski DİRANDA, şimdiki adıyla Ayrancılar ve eski ismi HORTANA, yeni adıyla Yazıbaşı civarında yaşadıkları söylenir. Daha sonra bu civarda sivrisineğin çok oluşu ve sıtma hastalığının yaygınlaşmasıyla çorlu deresi mevkiine Çorlu köyünü kurmuşlardır.

Cumhuriyetimizin ilanıyla sabit yerleşim zorunluluğu ve çevrenin etkisiyle bulunduğumuz alana yerleşmişlerdir. Köyümüz tepe üzerinde olduğundan önce Belen daha sonra Belenbaşı adını almıştır.

Köyümüz Nif dağı eteklerinde bulunan tepe üzerinde kurulmuştur. Arazi ufak derelerle bölünmüştür. Volkanik bir kütleye sahip olduğu toprak yapısından anlaşılmaktadır. Kuzeyini nif dağı kapatmakta, güney eteklerine inince çinçin ovasına inilmektedir. Köyümüzün kuzeydoğusunda Kırıklar köyü, güneydoğusunda Karacaağaç köyü, kuzeyinde Kaynaklar beldesi, güneyinde Gaziemir ovası bulunmaktadır.

Köyümüz ilk kurulduğu yıllarda, Antalya-KARATEKE obasından beraberinde getirdikleri keçi ve tekeden oluşan sürü hayvancılığıyla geçinmişler çadır hayatından yerleşik hayata geçmeleriyle beraber, tarım ve dolayısıyla tütüncülüğe yönelmişlerdir. 90’lı yılların başında tütün üretimine getirilen kota ve üretimin ekonomik olmamasından dolayı başta kiraz yetiştiriciliği olmak üzere zeytin, incir ve sebze üretimine yönelmişlerdir. Köyümüzde kiraz ve diğer tarımsal ürünlerin üretiminde organik tarım yöntemi uygulanmaktadır.

Köyümüzün çevre ile bağlantısı oldukça kolay olup iki ayrı yoldan İzmire ulaşım sağlanmaktadır.

Nüfus: Ulaşılan nüfus kayıtlarına göre 1905 tarihinde köyümüzde 10 hane (büyük aile) 312 nüfus yaşadığı belgelerle tespit edilmiştir. Günümüzde ise 250 hane (çekirdek aile) 900 nüfus yaşamaktadır.

Eğitim: Köyümüzde 1960 yılında açılan ilkokul ile birlikte 5. sınıfa kadar eğitim-öğretim yapılmaktadır. Bundan sonraki sınıflar taşımalı eğitim kapsamında Buca’daki okullara taşınmaktadır. Köyümüzde okuma yazma oranı %100’dür. Köyümüzde bulunan ailelerimiz eğitim-öğretime önem vermektedir. Köyümüz öğretmen, doktor, mühendisler yetiştirmiştir.

Muhtarlığımızın yürüttüğü proje doğrultusunda köyümüzde oluşturulacak sınıflarda köyümüz halkına temel bilgisayar eğitimi uygulamalı olarak verilecektir. Ayrıca halk eğitim çalışmalarına da önem verilmektedir. Bu doğrultuda Anne-Baba-Çocuk eğitimi, Biçki dikiş, El sanatları, Halk oyunları kursları verilmektedir.

Sözlü Tarih Çalışması Amacıyla, Köyde Yapılan Röportajlar

İsmet İlhan (Köy Muhtarı)

İsmet Bey 55 yaşında. Doğma büyüme bu köylü. Ortaöğrenimini, İzmir Eşrefpaşa Lisesi’nde tamamlamış. Söylediğine göre bu köy çok eski bir köy değil. Cumhuriyet ile birlikte kurulmuş. Köy, buraya tam olarak kurulmadan önce insanlar göçebe bir yaşamı benimsemiş ve çadırlarda yaşıyorlarmış. Yazın genellikle Kemalpaşa’da bulunuyorlarmış. Bu köy, üç dört aile tarafından kurulmuş. Çevre köyler içerisindeki en yeni köymüş. Diğer Yörük köylerinde de bu ismi görmek mümkünmüş. Aileler Antalya civarından gelmişler. İlk önce Ayrancılar tarafına yerleştirilmek istenmişlerse de bu bölge bataklık olduğu ve hayvancılığa uygun olmadığı için Ayrancılar’a yerleşilmemiş. Zaten şu anda da köyde pek hayvan sürüsü yokmuş. Burası dört köyün ortası gibi bir yermiş. Genç nüfus burada oturuyormuş ve genellikle tarımla uğraşılıyormuş. Nüfus gittikçe artıyormuş. Şu anda bin kişinin üzerinde bir nüfus varmış. Dört yüz hâneden müteşekkilmiş. Ağırlıklı olarak zeytin, kiraz ve incir gibi ürünler geçim kaynağıymış. Köyde her yıl kiraz festivali düzenleniyormuş. Köyde bir adet okul varmış ve bu da bir ilköğretim okuluymuş. Lise için Buca’ya gidiliyormuş. Köyden yetişen mühendis, doktor gibi meslek dallarını haiz insanlar varmış. Köyü, festivallerle tanıtmaya çalışıyorlarmış. Köy ürünlerinin satılacağı organik bir pazaryeri açılmaya çalışıyormuş.

Fatma Aksoy ve oğlu Mehmet Aksoy

Fatma Hanım 89 ila 92 yaş aralığında. Ailesi yaylakta iken dünyaya gelmiş. Çocukluğu ve gençliği boyunca hayvancılıkla uğraşmış. Küçükbaş hayvancılıkla iştigâl etmiş. Sürekli, çocukluğunda güttüğü keçilerden söz ediyor. Kışın çadırda yaşar, yazın ise yaylaya çıkarlarmış. Fatma Hanım’ın on çocuğu var. Seksen seneden fazladır bu köyde yaşıyormuş. Evlendikten sonra eşi de hayvancılıkla ilgilenmiş. Yakın zamana doğru hayvancılıktan ziraate dönüşmüş geçim kaynakları. Çocukluğunun bir döneminde İnlidere’de yaşamış. Gençliğinde görücü usulü ile evlenme varmış. Bu evliklerde boşanmanın pek olmadığından bahsediyor. Başka köyler ile de kız alıp verilebiliyormuş. Akraba evliliği çok yüksekmiş. Fatma Hanım yirmi yaşın altındayken evlenmiş. Çocukluğunda hiç oyun oynadığını hatırlamıyor. Sürekli hayvancılıkla uğraşmak tüm zamanını alıyormuş. Anlattığına göre Cuma günü onlar için çok özelmiş. İnsanlar dağda da olsa, Cuma günü muhakkak köye inilir ve camiye gidilirmiş. İnsanlar küçük yaşta Kur’an kursuna giderlermiş. İftarlar çok özelmiş. Komşular, akrabalar hep sırayla dolaşılırmış. Köyde ilk zamanlar radyo bulunuyormuş. Güreş amatör olarak yapılıyormuş. Cirit bu bölgede oynanmıyormuş. Eskiden kahveler yokmuş, daha çok köy evlerinden toplanılıyormuş. Zamanla gelinler de köyden şehre gitmiş.

Mehmet Bey 57 yaşında. Üç çocuğu varmış. En büyük oğlu liseden terkmiş. Kızı ilkokuldan sonra okumamış. Küçük oğlu ise Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğrenciymiş. Eskiden hayvancılıkta kullanılan arazilere son yıllarda meyve ağacı dikildiği için hayvancılığın azaldığını söylüyor. Köyün genç nüfusu daha fazlaymış. Köy sürekli dışarıdan göç alıyormuş. Göçle gelenler köyün dışında arsa alıp ev yağıyorlarmış. Böylece köy genişliyormuş. Şu ana kadar dışarıdan yüz hâne gelmiş. Nüfus bin kişinin üzerine çıkmış. Babası ağırbaşlı bir insanmış. Hoca olarak anılırmış. Talebe okutmayı seven, dindar bir kimseymiş. Eskiden köyde müzik aleti olarak davul ve zurna varmış. Bayanlar ise dümbelek çalarlarmış. Kopuz kültürü yokmuş. Kendilerine Türkmen denilmesinden hoşlanmıyor. Özellikle Yörük olarak hitap edilmesini istiyor. Çünkü Türkmen kelimesinin Aleviliği çağrıştırdığını düşünüyor. Eskiden düğünlerde kadınlar ve erkekler bir arada oynamazlarmış. Kendi kına gecesine bile gitmemiş. Eski gelenek ve görenekler artık yavaş yavaş kaybolmaya başlamış. Askerliğini Erzurum’da yapmış. Köyün kuruluşunun yüz sene civarında olduğunu söylüyor. Köy ilk olarak Nif Dağı’nda kurulmuş. Pancar Köyü’nün ilerisinde Karakuyu denilen mevkide hâlâ akrabaları varmış. Nif Dağı eteklerinde yaylak olarak kurulmuş. Kışlak olarak Torbalı civarı kullanılıyormuş. Cenaze olunca köyde kimse işe gitmezmiş. Köy mezarlığında Buca Belediyesi’ne rağmen görevliler olmasına rağmen mezarları kendileri kazarlarmış. Nif Dağı’nda ve Çorlu denilen mevkide de mezarları varmış. Eskiden doğumgünleri kutlanmazmış. Belen sözcüğü Yörük kültüründe yüksekçe olan yer anlamına gelmekteymiş. Belenbaşı Köyü zaten çevre köylerden daha yüksekmiş. Kökenleri Karateke Aşireti’ne bağlıymış. İnsanlar lise için Buca’ya gidiyorlarmış. Söylediğine göre okuma oranı köyde yüzde doksanlara çıkmış. Eskiden kız çocukları okula gönderilmezmiş. Ancak şu an kız erkek ayrımı yapmadan okutuluyormuş. Eskiden evin bütçesini yalnız erkek yönlendiriyormuş. Hâlen kışlık konserve yapılmaktaymış. Büyükbaş hayvanlar ise günümüzde tek tük kalmış. Kümes hayvanları da insanların kendi ihtiyaçlarına yetecek kadar varmış. Günümüzde hayvancılığa pek ilgi yokmuş. Söylediğine göre modern, çok çalışan bir köymüş. İnsanlar kazançlarına mutlaka bir yere yatırmışlar. Köyün kalkınmasına önem vermişler. Giyim kuşama pek önem vermemişler. Kadınlar ve erkekler birbirlerine hep yardım ediyorlarmış. Misafir geldiği zaman nüfus çok olduğu için büyüklere ve küçüklere ayrı ayrı sofralar kuruluyormuş. Çocukluğunda okul zamanı grup hâlinde her gün bir arkadaşlarının evinde ders çalışırlarmış. Çocukluğunda en çok çelikçomak, uzuneşek ve futbol oynarmış. Köyde teknoloji sürekli takip edilmiş. Sinemaya hiç gitmemiş. Neredeyse hiç boş zamanı olmamış. Özel yemekleri düğünlerde yapılan keşkekmiş. Ana maddesi buğday olup, etli veya etsiz olarak yapılıyormuş. Yayık ayranları meşhurmuş. Festivallerde yayık ayranı satılıyormuş. Gelenek olarak ata binilirmiş. Çocukluğunda bir atı varmış. Şu an köyde atı olan pek kalmamış. Söylediğine göre torunları bile hayvanları artık televizyonda görüyormuş. Çocukluğunda cep harçlığı hiç almazmış. Farklı şehirlere pek gidemezlermiş. İlkokul mezunuymuş. Gençliğinde gündelik işçi olarak da çalışıyormuş. İmam olmayı çok istermiş. Bulunduğu ev yüz senelikmiş. Kendilerinden önce bu evi başka birileri yapmış. Evin girişine hayat deniliyormuş. İçeride bir yatak odası varmış. Hayatta on çocuk bir arada yaşamışlar. Isınmak için eskiden odun kullanılıyormuş. Son on on beş sendir kömür de kullanmaya başlamışlar. Buğday eken çok az insan kalmış. Unu hazır alıp ekmeği yine kendileri yapıyorlarmış. Kavurma yapımı da devam ediyormuş. Köyde avcılık çok meşhurmuş. Şu an bir avcılık kulüpleri de varmış. Eskiden tavşan, keklik, güvercin gibi hayvanlar sık sık avlanılırmış. Şu anda genelde domuz avlanırmış. Ava köyün yetişkinleri gidiyormuş, çocuklar götürülmezmiş.

Musa Altıparmak

Musa Bey 72 yaşında. Buranın Yörük köyü olduğunu söylüyor. Yaylaya gidilip gelinirken burada kalınmış. Afyon, Antalya ve Nif Yaylası arasında gidilip gelinirken burası seçilmiş. Şu anda çok az hayvancılık yağılıyormuş. On sene öncesine kadar köyde tütün yetiştiriciliği varmış. Sonradan buna kota konulmuş. Zeytincilikle uğraşılıyormuş. Üzüm bağları varmış fakat şimdi neredeyse tamamı yok olmuş. Kiraz, bardacık gibi yaş meyve yetiştiriciliği yapılıyormuş. Kendisi süpürge yapıyor. Evli. Üç çocuğu var. Çocuklarının hiçbiri okumamış. Bir oğlu sebze halinde, diğer oğlu ise Kozağaç Sağlık Ocağı’nda temizlik işçisi olarak çalışıyormuş. Kız kardeşleri İzmir Çimentepe’de oturuyormuş. 1958 yılından beri bu evde yaşıyorlarmış. Okul hayatı sadece kırk beş gün sürmüş. Çok eskiden köyde okul yokmuş. 1956 yılında okul yapılmış. Kur’an kursuna da hiç gitmemiş. Çiftçilikle de uğraşmış. Yirmi büyük baş hayvanı varmış ancak hepsi satılmış. Aşağı yukarı otuz senedir doğru düzgün hayvancılık yokmuş. Yem fiyatları çok yükselmiş. Yirmi sene öncesine kadar köyde toplam iki yüz adet büyükbaş hayvan varmış. Çocukluğunda çelikçomak, beştaş ve dokuztaş gibi oyunlar oynarmış. İş fazlalığı nedeniyle arkadaş grubu pek olmamış. 1974 yılında bu köyde iki tane televizyon varmış. Zaten ikisi de Kıbrıs Barış Harekâtı’nı izlemek için alınmış. Daha önceden gramafon varmış. Teknoloji hızla yayılmış. Zamanında düğünlerde üç gün üç gece davullu zurnalı eğlenceler düzenlenirmiş. Şu an imkânlar yetişmiyormuş. Hiç at binememiş. Ailesinde müzik yapan ve sporlar uğraşan kimse yokmuş. Babası çok çalışkan bir insanmış. Kendisinin ve yedi kardeşinin hepsin malının mülkünün babasından kaldığını söylüyor. Babası çalışkan insanları çok seviyormuş. Eskiden kadının sözü ailede çok nadir geçermiş. Cenaze olunca köyün tamamı cenazeye katılırmış. Taziyenin yedi gün sürdüğü olurmuş. Eski âdetlerin zamanla kaybolduğunu söylüyor. Cuma günü kendileri için çok özel bir günmüş. Bugün köyünü tüm erkekleri camiye gidermiş. Bütün sebze yemeklerini çok severmiş. Özellikle düğünlerde yapılan keşkek çok meşhur yemekleriymiş. Yayık ayranı eskiden çok yapılırmış. Sinema ve tiyatroya hiç gitmemiş. İstediği herhangi bir meslek yokmuş. Çocukları hâlen köyde oturuyormuşlar. 1956 yılının mart ayında evlenmiş. Eşi de kendisiyle aynı yaşlarda. Düğünü iki gün iki gece sürmüş. Eşi de bu köydenmiş. Eskiden gelinler ata binermiş.  Mal taksimatında kız erkek eşitliği varmış. Eskiden evlerinde bir oda varmış. Ön tarafı çitlerle örmeymiş. Anne baba çitin çevrili olduğu yerde uyurlarmış. Kardeşler perde ile ayrılmış öbür bölümde kalırlarmış. Evleninceye kadar don denilen siyah şalvardan kıyafet giyermiş. Eskiden banyo günü on on beş günü bulurmuş. İşten bir türlü fırsat bulamıyorlarmış. Uyku saatleri çok belirsizmiş. Tütün ektikleri dönemde akşam dokuzda yatılırmış, gece iki buçukta kalkılır tütüne gidilirmiş. Herkes sofraya beraber oturulurmuş, odun sobası sonradan kullanılmaya başlanmış. Ocak ile ısınırlarmış. Şu anda da et kavurması yapılıyormuş. Tavuk eti pek yenmiyormuş. Avcılıkla hiç uğraşmamış. Sofrada ortak tabaktan yenilirmiş. Ne bulurlarsa yerlermiş. Köylülerin büyüklere karşı sonsuz sevgi ve saygıları varmış. Çocukluğunda babası kendisiyle hiç oyun oynamamış. Düğünlerde Aydın havası, zeybek ve çiftetelli oynanırmış. Köyde kaç hâne varsa hepsi toplanırmış. Kendilerinin yetiştiremediği ürünleri dışarıdan alırlarmış. Bazen ekmeği bile dışarıdan aldıkları olurmuş. Çocukluğunda hiçbir vasıta yokmuş. Yollar da çok kötü durumdaymış. Yaylak kışlak dönemine denk gelmemiş. Büyükleri kara çadırda yaşarlarmış. Büyükler kendi istekleri ile burada iskan etmişler. Devlet, Pancarlı’ya iskan ettirmek istemişler. Fakat orada sıtma hastalığı varmış ve bu yüzden burayı tercih etmişler. Köyde hacca giden pek olmazmış. Çünkü neredeyse ölene kadar sürekli çalışırlarmış. Boş vakit bulamazlarmış. Eskiden ramazan akşamları çok şenlikliymiş. Davetler olurmuş. Misafirliğe gidilirmiş. Geçmiş zamana çok özlem duyduğunu söylüyor. 28 Eylül 1964’de askere gitmiş. 28 Eylül 1966’da da geri gelmiş. Askerliğini Gelibolu’da topçu olarak yapmış. Asker arkadaşlarından ayrılamamış. Askerliği bittiği hâlde iki gece daha koğuşta kalmaya devam etmiş. Ninelere ebe diye hitap ederlermiş. Dedesi zamanında yaylaya gidip geldiklerini anlatırmış. Eski dönemlerde daha serbest olduklarını anlatırlarmış. Burada Antalya doğumlu olanlar da varmış. Eskiden yaylak kışlak amacıyla her yıl gidilip gelinirmiş. Siyaset ile ilgisi yokmuş. Hiç sevmezmiş. Kardeşleri ile ilişkileri iyiymiş. Hepsi hayattaymış. Bu köyde hemen herkesin birbiriyle akraba olduğunu söylüyor. Eskiden dışarıya kız daha az verilirmiş. Nüfus gittikçe artıyormuş. Torbalı, Ahmetli, Karaköy gibi diğer yerleşim yerlerine gidenlerin kökenleri de buradanmış. Hepsi Teke yöresindenmiş.

Mustafa Bozdoğan

Mustafa Bey 65 yaşında. Burada doğmuş. Çocukluğunda ev hayvancılığıyla uğraşmış. Bu hayvanların ürünleri artarsa hafta sonu Buca’ya satmaya gidermiş. Eskiden buranın geçimi tütünmüş. Son on sendir tütün yokmuş. Ekmeği kendileri yapar, buğdayı kendileri üretirlermiş. Yalnızca kadınların şalvar ve basma dedikleri elbiseleri dışarıdan alırlarmış. İlkokul mezunuymuş. Eskiden okul binası yokmuş. Ancak öğretmen varmış. Evlerde ders verirmiş. Üçüncü sınıftayken okula denk gelmiş. Okul yapılmış. Kur’an kursuna okumaya gitmiş. Çocukluğunda seksek ve beştaş gibi oyunlar oynarmış. Kalabalık arkadaş grubu varmış. Hiç müzik aleti çalmamış. Fakat çalanlara imrenirmiş. Kaval çalan bir arkadaşı varmış, ona çok özenirmiş. Gençliğinde bir fabrikaya işçi olarak girip zenginlere karşı grev yapma hayali kurarmış. Yetmişli yıllarda bu tür düşüncelere sahipmiş. Çocukluğunda evlerindeki radyodan Yassıada Mahkemeleri ile ilgili haberleri dinlerlermiş. Çocukluğunda tek motorlu bir uçak arada bir gelir, köye gazete atarmış. Büyük ihtimalle hükümet tarafından gönderildiğini düşünüyor. Uçağın bir kanadının daha kısa olduğunu hatırlıyor. Üç ineği ve üç buzağısı varmış çocukluğunda. Ekmeğe azık derlermiş. Sabahları tarhana çorbası içerlermiş. Küçüklüğünde düğünler Cuma günü akşamüstünden başlar ve iki buçuk üç gün sürermiş.Aydın havası en meşhur oyun havalarındanmış. Dayısı, Nalbant isimli bir oyun oynarmış. Başında kasketle, iki adım ileri iki adım da geri atarak oynarmış. Harmandalı diğer bir meşhur oyunlarıymış. Buraya özel olan ayrıca bir oyun yokmuş. Köyde cenaze olunca hiç kimse işe gitmezmiş. Kendi mezarlarını kendileri kazarmış. İki çocuğu varmış. Birisi liseyi bitirmiş ve mesleği elektrik işiymiş. Diğer ise Tansaş’ta işçiymiş. Her gün işe gidip tekrar köye geliyorlarmış. Köy sürekli dışarıdan göç alıyormuş. Tarladan emekli olmuş. Buradan hiç çıkmamışlar. Köyün eski kimliğinin dejenere olduğunu düşünüyor. Bir dönem şehir hayatı da yaşamış. Davul zurnanın dışındaki diğer müzik aletlerine ince çalgı derlermiş. Eşi Konyalıymış. Yörük değilmiş fakat o da bir köyde büyümüş. 1971 yılının kasım ayında askere gitmiş. Askerliğini gemide radarcı olarak yapmış. 30 Mayıs 1973 tarihinde askerden dönmüş. Birçok asker anısını bizimle paylaştı. Kahvaltıda bile soğan yermiş. Hiç at binmemiş. 1950’li yıllarda traktör almışlar. 1968 yılında köyde beş traktör varmış. 1970’te iki tane daha traktör gelmiş. Köyde devletten yardım alan hiç olmamış. Askerden geldikten sonra sinemada Yılmaz Güney ve Tuncel Kurtiz’in oynadığı Sürü isimli filmi izlemiş. İzmir Konak’taki Şan Sineması’nda izlemiş. Askerdeyken Yaşar Kemal’in İnce Memed adlı romanını okumuş ve çok etkilenmiş. Sinemaya birkaç kez daha gitmiş. Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler ve Doğan Avcıoğlu’nun, Türklerin Kurtuluş Tarihi isimli kitaplarını da okumuş. Kendisini kültürlü biri olarak tanımlıyor. En büyük isteği ise köylerinin kalkınarak; daha zengin bir köy olması.

Röportaj: Sefa Yapıcıoğlu – Ferdi Arslan

Fotoğraf: Sefa Yapıcıoğlu

Bir Cevap Yaz

Sefa Yapıcıoğlu Hakkında

avatar

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in kurucularındandır... Celâl Bayar Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Târih Bölümü ile yine aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Şer'îyye Sicilleri alanında çalışmalar yapmış, Türk Târihi ile ilgili araştırmalar gerçekleştirmiştir. Kendisini; "Şimdiki Zaman Gözlemcisi & Târih Kreatörü" olarak tanımlamaktadır.

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *