Güncel Kritik

Muhteşem Rating ve Tarihin Yükselişi

Tarih, son birkaç senedir, gittikçe popûlerleşen; insanların ilgi odağı olmaya başlayan, bir alan hâline geldi. Bu, daha evvelden, değersiz olduğu anlamına gelmediği gibi; şu anki zirvesini yakalayamadığı da muhakkak bir gerçektir.

Aslında insanların, ilgi alanları ve merakları, sürekli değişkenlik gösterir. İnsanoğlu, herhangi bir şeyden ötürü, doyum noktasına ulaştığı andan itibaren; hemen yenisini arar gözleri. Farklı olanı, denenmemiş olanı tercih etmeye başlar. Bu, yaradılışının vermiş olduğu, bir duygudur.

Tarihin, popûler anlamda, ilk ciddi yükselişini; ‘modern tarihçilik’ sınıfı içerisinde, 19. yüzyılda lâyıkı ile yakaladığını, söylememiz mümkündür. Bu tarihten sonra ise gittikçe gelişen, ilerleme kaydeden, ciddiyete bürünen ve önemsenen bir alan hâline gelmiştir. Artık bir hobiden ziyâde, bir gereksinim olmaya başlamış ve eğitim sistemleri içerisindeki, yerini almıştır.

Ancak, tüm dünyada, bu eğitim sistemlerinin yanlış metodları ve gereksiz müfredâtları nedeniyle; tarih, gençlik tarafından ‘sıkıcı’ olarak addedilmiştir. Bir ‘ezber’ zihniyeti doğmuş, olayları kronolojik olarak sıralamak ve ezberleyip unutmak şeklinde bir tarih öğrenimi gelişmiştir. Tarihi hâdiseler, hakkıyla incelenmemiş; altında yatan, sosyolojik ve psikolojik etkenler irdelenmemiş ve özgün yorumlara ihtiyaç duyulmamıştır. Bu dönemde, tarihin ana imajı; bu saydıklarım çerçevesinde çizilmiştir.

Oysa ki, tarih, yukarıda değindiğim; insanların doyuma ulaştıkları anda, terk ettikleri alanlardan biri olamaz, olmamalıdır! Çünkü, demin de belirttiğim üzere, artık bir gereksinim niteliği kazanmıştır. Devletlerin devamı ve sağlıklı politikaları için olduğu gibi; devleti var eden milletlerin, refahı ve güveni için de tarih vazgeçilmezdir. Bu farkındalık sayesinde, dünyanın her yerinde; hatırı sayılır, en kaliteli üniversitelerinde kurulan, tarih kürsüleri, modern anlamda bir tarihçiliğin doğmasına ve gelişimine, öncülük etmişlerdir. Bu doğrultuda, tarih, hak ettiği saygınlığa doğru, yürüyüşe geçmiştir. Bugün gelinen nokta da; işte bu başlangıçların eseridir.

Günümüzde, popûler olan her şey, insanların gözüne sokulur hale gelmiştir. Bunda, gelişen teknolojinin payı büyük. Televizyon ekranlarından, sanal ortama, bu alanlar arasında; sürekli bir çekişme söz konusu. Tarih ise bu meydanda, şu an savaşan ve en favori konumda olanlarından bir tanesi. Bu, tüm dünya için geçerli. Buna, dünya genelinde yayınlanan; ”Birdsong, Camelot, John Adams, Rome, The Borgias, The Kennedys, The Tudors, Vikings, World Without End” gibi dizi yapımlarını, örnek olarak gösterebiliriz. Son zamanlarda çekilen, dudak uçuklatıcı bütçelerdeki, sinema filmlerine ise, hiç girmiyorum bile.

Ülkemizde, bu anlamda başı çeken yapım ise; şüphesiz, çok ses getiren ve sürekli bir polemik kaynağı olan, ‘Muhteşem Yüzyıl’ isimli dizidir. Bunun yanısıra, büyük bir kadro ile çekilen; ‘Bir Zamanlar Osmanlı; Kıyam’ da hemen ilk akla gelenlerden. İkincisi, bu mücadeleye fazla dayanamadı; ancak televizyon piyasasının, bu alana dâir rağbetini göstermesi açısından, önemli bir örnek. Muhteşem Yüzyıl, Türkiye için bir milâd sayılmalıdır. Yıllardır ülkemizde, birçok tarihi yapım, meydana getirilmiştir. Ancak, böylesine büyük çapta, yüksek bütçeli ve kalitelisi, bizler için bir ilk. Üstelik, dünyanın birçok ükesinde de büyük talep görüyor.

Eğer, tarihi nirengi noktaları açısından, değerlendirecek olursak, kurgudan tutun, mekân ayrıntılarına; kostümden, senaryoya kadar, elbette ki, bir değil, onlarca hata ile doludur. Ancak, kaliteli bir yapım olması ve en başta bizim, kendi insanımıza, tarihi sevdirmesi; tarihe dâir bir merak uyandırması, tüm kusurlarının önüne geçmelidir. Tarihçileri geçtim, siyasetçilerden müzisyenlere; edebiyatçılardan iş adamlarına kadar, toplumun her kesimi, bu tartışmalara müdâhil oldular. Aslında, bunu bile olumlu bir gelişme olarak kaydetmemiz gerektiğine inanıyorum. Çünkü, düşünmek, kafa yormak, önemli ve etkili bir gelişim aracıdır. Ancak, insanlarımız, bu anlamda, kendi sınırları içerisinde durmayı bilemedi ve birtakım olumsuz teşebbüslerde bulundular.

Her şeyden önce, belirtmeliyim ki; eğer ortada bir hata varsa, bu hata, üstü örtülerek yok edilemez. Hatalar, ancak karşısına doğrusu ve gerçek olanı getirilerek tamir edilebilir. Yani, var olanı da ortadan kaldırmak, çözüm değil, katletmektir. Bu işi, gerçekten iyi bildiğini düşünen ve daha iyisini yapacağına inancı olanlar harekete geçmeli; gerekirse teşvik edilmelidir! Kalite, daha iyisi yapılarak; kendisinden öncekinin üstüne çıkılarak yakalanır. İşte çözüm, bu olmalıdır…

‘Diğer ülkelere, farklı tanıtılıyoruz’ savındaki politikacılara ise; kendi kusurları karşısında dile getirdikleri, ‘reklâmın iyisi, kötüsü olmaz’ deyişlerini, hatırlatmakta fayda görüyorum. Eğer biz halâ, gerçek ve kurguyu birbirinden ayıramayacak zihniyette yaşıyorsak, tüm dünyayı da böyle bellemek yerine; kendi yanlışımızı düzeltmeliyiz. Kaldı ki; reklam açısından da gerçekten, bedava ve etkili bir yol olduğunu, hatta ticari kazanımlarımızın doğduğunu, kabûl etmeliyiz.

Ülkemizde, tarihe bir merak başladı… Vatandaşlarımızın yöntemi böyle. ‘Yaprak Dökümü’nden tutun da ‘Aşk-ı Memnu’ya kadar sayısız dizi ve film; önce izlendi, sonra romanları okundu. Algı, bu şekilde işliyor. ‘Reşat Nuri Güntekin’in ve ‘Halit Ziyâ Uşaklıgil’in diğer romanları da bu vesile ile birçok yeni baskı yaptı ve satıldı. İnsanımız, bu doğrultuda, tarihe de hızlı bir yönelimde bulundu ve onu baş köşeye oturttu.

Tarihi romanların ve biyogarfik eserlerin, görmüş olduğu rağbete de dikkatinizi çekmek isterim. Yavuz Bahadıroğlu’nun daha evvelden başlattığı; bugün, onun yanı sıra, Okay Tiryakioğlu’nun liderliği elinde tuttuğu, tarihi kişilerin hayatını konu alan, roman serileri, gözden kaçmamalı. Sayısız yazar ve eser, bu alanda, birden bire türedi. Çoğunluğu ticari amaca dayalı, değersiz kitapların yanında; gerçekten çok önemli eserler de verilmeye devam ediyor. Hatta usta bir polisiye ve cinayet romanı yazarı olan, Ahmet Ümit bile; ‘Ninatta’nın Bileziği, Patasana, Bir İstanbul Hatırası’ gibi, ilk akla gelen tarihi konulu eserlerinin yanında, son olarak ‘Sultanı Öldürmek’ romanı ile birçok tarihi kurgu olaya el attı. Tarihin cazibesine, herkes kapıldı diyebiliriz. Olaya, bir de bu açıdan bakmak lâzım.

Bir tarihçi gözü ve dikkati ile küçük bir, iki ayrıntıyı da, sizlerle; örnek vermek amacıyla paylaşmak isterim. Zaten, konu itibarı ile de hayli güncel bir yazı oldu. Son bir ay içerisinde, iki yeni dizi, yayına girdi. Bunlardan biri, ’20 Dakika’ isimli dizi; diğeri ise ‘İntikam’.

20 Dakika adlı dizide, başrol oyuncusu ‘İlker Aksum’un canlandırdığı karakterin mesleği; ‘tarih öğretmenliği’. Dizide, sık sık ‘tarihçi’ olduğundan dem vuran bu karakter; her hafta, anlattığı ders sahnelerinde, Osmanlı Tarihi’ne dâir, az bilinen konulara değiniyor. ‘III. Mehmed ve Cellat Çeşmesi’, ‘II. Osman ve Kanlı Kuyu’ şimdiye dek, ismi geçenlerin arasında… Üstelik, bu tarihi hadise adları; dizide, bölüm isimleri olarak kullanılıyor.

Bahsettiğim bir diğer dizi olan İntikam’da ise; tarihe yönelik herhangi bir yakınlaşma yok. Ancak, burada da başrol oyuncusu ‘Beren Saat’, yurtdışında okuduğu, çok önemli bir üniversitede, ne eğitimi aldığını dile getiriyor dersiniz? Tabi ki; ‘tarih’!

Çoğaltılabilecek örneklerle de dile getirmeye çalıştığım şey; tarihin ne denli büyük bir popûlerlik yakalamış olması ve önem verilen bir konuma yerleşmiş bulunmasıdır. Söz konusu polemikler, bir kenara bırakılmalı ve bundan, mümkün olan en büyük yarar sağlanmaya çalışılmalıdır. Bu tartışmalar, daha ne kadar sürer, bir yere varılır mı bilinmez… Ancak, mevcut televizyon ‘rating’leri ve art arda, bir yandan yeni yazılan; bir yandan da tekrar baskı yapan, tarihi romanlar ve araştırma eserleri, bu kargaşadan, kazanan taraf olarak, yalnızca ‘tarih’in çıkacağını gösteriyor! Eee… Şu durumda, bazı siyasetçilere katılmamak, haksızlık olur; “Reklâmın iyisi, kötüsü olmaz!”

Etiketler
Daha Fazla Göster

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni'dir. Celâl Bayar Üniversitesi, Fen - Edebiyat Fakültesi, Târih Bölümü ile aynı üniversitenin; Sosyal Bilimler Enstitüsü, Târih Anabilim Dalı, Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Yine aynı üniversite ve enstitünün; Târih Anabilim Dalı'nda, Doktora (Ph.D.) eğitimine devâm etmektedir. Şer'îyye Sicilleri konulu tezleri, Türk Halk İnanç ve İnanışları'yla ilgili araştırmaları, Türk Târihi ile özelde Klasik Dönem Osmanlı Târihi vs. alanlarda sayısız çalışmaları mevcuttur. "Alternatif Târih, Türkmen Irımları (Halk İnanışları), Şahsiyetler, Alternatif Târih Metinleri, Târihin Öteki Dünyâsı (Sıra Dışı Olaylar ve Karakterler)" gibi yayımlanmış kitapları, "Meczûp" vb. editörlüğünü üstlendiği yayınlar ile çeşitli makâleleri bulunmaktadır. Kendisini; "Târih Kreatörü & Şimdiki Zaman Gözlemcisi" olarak tanımlamaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı