«

Ülke gündemimizin odak noktasını -haklı olarak-, 22 Haziran’dan beri, Malatya 7. Ana Jet Üssü Komutanlığı’ndan kalkış yaptıktan kısa süre sonra, Suriye tarafından Akdeniz üzerinde düşürülen F-4 Türk savaş uçağı işgal etmektedir. Ülkemizin yanı sıra dünya genelinde de tüm kamuoyunun gözü bu olaya çevrildi ve gelişmeleri dikkatli bir şekilde takip etmekte ve yorumlamaktalar.

Bu olaya dair kimin haklı, kimin haksız olduğu tartışmalarını bir yana bırakarak; yalnızca, hava sınırının deniz üzerinden ihlali halinde, daha toleranslı bir tavır takınılması gerekliliğinin, dünya diplomasisinin demirbaş kurallarından biri olduğunu hatırlatmakla yetineceğim.

II. Abdülhamid’in büyük önem verdiği; üç kilit nokta olan Tuna, Hicaz ve Kafkas kapılarından birinin giriş yolu niteliğini taşıyan Suriye, geçmişte olduğu gibi bugün de kritik önemini korumaktadır. Kargaşanın asla eksik olmadığı, Ortadoğu coğrafyasının mihenk taşı vasfını haiz Suriye; iç istikrarsızlığının yanı sıra, kendi politikasının yerine güçlü devletlerin politikalarına hizmet eden bir kukla imajı çizmektedir.

Bu gelişmeler, tarihi iyi bilenler için aşina olunan, ancak yine bu sebeple tedirginlikle karşılanması gereken bir olaylar silsilesine işaret etmektedir. Tarihten ders almayı bilenlerce, titizlikle ölçüp biçilerek, dikkatle atılması gereken adımlar beklenmekte ve sağduyunun başrolde olduğu bir stratejinin geliştirilmesi ümit edilmektedir. Küçük gibi görünen nice olaylar, kitlesel felaketlerin yaşandığı nice tarihi vakıaya dönüşmüştür. Yakın geçmişte yaşanan, aşağı yukarı herkesçe bilinen, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahdı Franz Ferdinand’ın, 28 Haziran 1914 günü Saraybosna’yı ziyaretinde, bir Sırp Milliyetçisi olan Princip tarafından öldürülmesi hadisesi; küçük bir kıvılcım olarak çakmış ve zaten tüm şartları oluşmuş bulunan Büyük Savaş’ın patlamasına neden olmuştur.

Jeopolitik konumu gereği, dün de aşağı yukarı aynı denge unsurunu sağlayan, o günkü ismi ile Osmanlı Devleti, yine bu kargaşanın tam ortasında kalmış ve bir tarafı seçmek zorunluluğu dayatılarak, felaketin ortasına sürüklenmiştir. İttihat ve Terakki’nin tabanını oluşturduğu Alman hayranlığının neden olduğu, Goben ve Breslau gemilerinin, Yavuz ve Midilli isimlerini alarak himaye edilmeleri ve Türk bayrağıyla Rus kıyılarını bombardıman etmeleri üzerine Türk Milleti de bu savaştan nasibini almış; daha doğrusu ‘hasta adam’ Osmanlı Devleti’nin topraklarından nasibini almak isteyen Batılı devletlerin, planlı hareketleri sonucu felakete yuvarlanmıştır.

Bugüne dönersek… Söylemek istediğim, bu olayın da bir dünya savaşına gebe olduğunu kabul ettirmek değil. Ancak bu ihtimalin saklı olduğu gerçeğini de görmezlikten gelemeyiz. İşte böylesine kritik meseleler, usta ve akılcı manevraları, hem iç hem de dış kamuoyu üzerinde ağırlığını hissettiren ve haklılığını kabul ettiren politikaların izlenmesini gerektirir. Türkiye bugün için çözümü barışçıl yollardan aramakta, dünya ülkelerinin nabzını tutmaktadır. İç kamuoyunun da ne kadar sağduyulu olduğunu, savaş çığırtkanlığında bulunmadığını; gittikçe gelişen zihinlere sahip bir millet olduğumuzun altını çizmeliyiz. Bir anlık öfke, intikam hissi ya da milli karizmamızın zedelendiği endişesiyle hareket etmek; geri dönüşü olmayan bir dizi negatif toplumsal hareketin başlangıcını teşkil edecektir. Geçen yüzyılın aşağı yukarı aynı yıllarında, yine bugünkü gibi piminin çekilmesinin beklendiği, tüm şartların olgunlaştığı bir savaş arifesinde bulunulduğu, tüm milletlerce tahmin edilmektedir. Zaten, geçmişte ikinci bir dünya savaşını daha görmüş olan ve bundan aldıkları dersle hareket eden insanlar tarafından oluşturulan cemiyetler, bugün doğru adımların atılması için başvurulan yegâne merciler olarak, halen mevcudiyetlerini sürdürmekteler.

Ancak milli kisveye büründürülen kişisel çıkarlar ve çıkarcı idareciler söz konusu olduğunda, maalesef sağduyudan eser göremiyoruz. Uzun süredir devam eden, Suriye’nin kanlı iç çatışması, işte bu çıkarcı batı devletlerince bir fırsat olarak görülmüştür. Çoğunluğu Sünni olan halkın, tabiri caizse bir avuç Şii azınlık tarafından yönetilmesi; bunun neden olduğu uçurumun büyümesi ve toplumsal hesaplaşma arzusu, bu devletlerce de körüklenerek Suriye’yi dış müdahaleye açık bir hale getirmiş, ortada yine büyük planların olduğunu, kavrayabilenler için bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri ise bu süreçte, en başından beri çözüm için Türkiye’yi ön safa itmekte ve beklentilerini yalnızca Türkiye’nin giderebileceğini açık dille belirtmekteler. Olası bir sınır ötesi operasyona, istikrarla direnen Türkiye, mağdur Suriye vatandaşlarına kucak açmış ve amacının yalnızca masum halkın zarar görmesinin engellenmesi olduğunu belirtmiştir.

Bu iddiayla yola çıkan Türkiye, şimdi bu kriz nedeniyle, savaş pozisyonu alarak, yine o masum halka bizzat zarar vermek zorunda kalırsa, dünya kamuoyu gözündeki itibarı sizce ne olur? Buna bir de isyancıların ve muhalif Suriye ordu mensuplarının, Türkiye’yi Esad’ın üzerine çekebilmek ve ondan kurtulmak gibi emellerle, belki de iddia edildiği üzere dış güçlerin akıl ve desteğini de alarak kalkışmış olabilecekleri bir oyun olması ihtimalini katarsak, durumun vahameti ortaya çıkar. Üstelik Rusya ve Çin gibi Batı ittifakı karşısında yer alan, Suriye konusunda tarafsız olduklarını her fırsatta dile getirmelerine rağmen; fiili alandaki icraatlarıyla bunun tam tersi yönde hareket eden dev ülkeler de işi içinden çıkılmaz bir hale sokuyor.

Bir yandan Amerika ve müttefik konumdaki Avrupa ülkelerinin yer aldığı Batı ittifakı, diğer yandan izledikleri akılcı siyasetle, güçlü konumdaki Doğu bloğu ülkelerinin kıskaca aldığı Ortadoğu coğrafyasının eski sahibi ve bugünün kilit ismi Türkiye, bu karmaşanın içinde en doğru yolu bulmak zorunda. Suriye ile yaşanacak bir sıcak çatışmanın neticesinde, bugün dost olarak gördüğümüz İran’ın, biraz mezhepsel yakınlık, ağırlıklı olarak da siyasal çıkarlar sebebiyle yanımızda değil, karşımızda yer alacağını hesap etmeliyiz. Rusya ve akabinde onu izleyecek olan Çin’in de bu ittifak içinde yer alacağını; bunun karşılığında, Amerika’nın da sözde değil, gerçekten müttefikimiz olacağını, bugün baş düşmanımız olarak zihinlerimize kazınan, ancak yaşananlar çerçevesinde gizli müttefikimiz olarak adlandırabileceğimiz İsrail’in ise inanılması güç ama gerçek müttefiklerimizden biri olacağı kesin olarak söylenebilir. Bu devletlerin uyduları konumunda siyasi yaşamlarını sürdüren, küçük büyük diğer birçok devlet de bu keşmekeşte kendilerine bir yer tutacak, biçilen rolleri üstlenecektir.

Tarih kimilerine göre tekerrürden ibarettir, kimilerine göre de yalnız ve biricik olaylardan oluşur. Kimilerine göre ise bir bilim bile değildir. Bilim terimine dayalı olarak, bir laboratuar ortamında, aynı şartlar dahilinde, aynı olaylar, aynı sonuçları vermese de tarih; benzer sonuçlar doğuran, benzer olaylardan oluşur ve bir sosyal bilim olarak değerlendirilme sebebi de işin içine yorumlama ve önceki tecrübelerden hareketle, öngörme yetisinin de girmesidir. Tarihten ders almak, tarihin meyvesini yiyebilmek demektir. Geçmişteki hataların tekrarına düşmemek ve geleceğimizi daha iyi bir yönde şekillendirebilmek için buna muhtacız.

Türkiye, bugün bir sınav vermektedir. Geçmiş hatalarımızdan ders alıp almadığımızı, hep birlikte bekleyip göreceğiz. Gidişat olumlu göründe de sınavın sonunu beklemek gerekecek. Sınav süresince en büyük yardımcımız ise sağduyu olacaktır. Umarız bu zor süreçte, devlet adamlarımız, ihtiyaçları olan sağduyuya sahip olur ve onunla hareket eder. Ve yine umarız ki; sonuç hem ülkemiz, hem de tüm dünya açısından hayırlı ve faydalı olur.

Bir Cevap Yaz

Sefa Yapıcıoğlu Hakkında

avatar

Sefa Yapıcıoğlu

Alternatif Târih'in kurucularındandır... Celâl Bayar Üniversitesi Fen - Edebiyat Fakültesi Târih Bölümü ile yine aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü Yeniçağ Târihi Tezli Yüksek Lisans Programı mezunudur. Şer'îyye Sicilleri alanında çalışmalar yapmış, Türk Târihi ile ilgili araştırmalar gerçekleştirmiştir. Kendisini; "Şimdiki Zaman Gözlemcisi & Târih Kreatörü" olarak tanımlamaktadır.

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *